Gün, “Ah!” Eder, Günahından!
Tarık Sezai Karatepe
Yıl elli altı…
Toroslar’ın bağrından kopup büyük şehre geleli daha ne kadar olmuştu ki! Yasemen kokulu yaylalar, anasının tarhana aşı… burnunda tütüyor; başını yastığa koyunca saatler geçmek bilmiyor…
Dedesinin elinden tutup götürdüğü bayram camilerini, köy meydanındaki sıkı kurban pazarlıklarını, dayısının binbir zahmetle yaptığı uçurtmayı, ikinci gün ilçe meydanına gelen kumpanyayı, seyyar salıncakları… En çok da, çember çevirince, yokuş aşağı koştuğu bayırları…
Hukuku kazanınca konu komşu ne de sevinmişlerdi; on yıl var ki yılan hikayesine dönen davalarına bakacak, derdi olana koşacak, yörüğün gururu olacaktı. Muhtar kulağına eğilmiş: “Evlat, sakın özünü, tarihini, en önemlisi de Yaradan’ını unutma!” demiş; cebine iki lira kıstırmış; ona, bir ay yetmişti. Read more
Minyatür ve Karikatür Arasındaki Fark (1)
Veysel Karataş
Geoethe, modern şiirden bahsederken şöyle bir tespitte bulunur. ‘Topyekün gerçeklik şöyle bir yerinden kımıldatımış ve her şey korkunç bir kaosa dönmüş… Klasizm tarafından icra edilen sanatın pabuçları dama atılmış herşeyi yeniden ve en başından kavramak ilk (ve tabi ki hiç bitmeyecek bir ameliye)olarak romantiklerin,sembolistlerin önünde duruyor.Şair kendi kendine yeterli gerçekligi ortaya çikarmayı denemek zorundadır artik. Yani modern anlamda şiir yazmak zorundadir. ‘Gerçekligin yerinden kımıldatılması ve herşeyin korkunç bir kaosa dönmesi gelenekselden modernlige geçişin bir sanatçının gözüyle özlü bir ifadesidir. Benzer bir tespiti klasik sosyolojinin önde gelen isimlerinden M.Weber’de yapar. Weber’e göre; ‘Modernleşme dünyanin büyüsünün bozulmasıdır.’ Bunu P.L.Berger. ‘kutsal kubbenin kalkması’ şeklinde ifade eder. Neydi o yukarıda sözünü ettigimiz ‘kutsal kubbe’; B.Wilson’un ifadesiyle sekülerleşme yani, Bir zamanlar Batı toplumunun ve aslında tüm toplumların yaşamlarının odak noktası olan dini kurumların, dini pratiklerin dini düşüncenin çöküşe geçmesidir. Modern insan yakın gelecekte bilimin vaad ettiği kainata ait sırların ifşasını gerçekleştiremediği gibi mevcut olan ve dinin oluşturmuş olduğu zemini de bireyin ayakları altından çekip alınca insanlığı tamamen başıboş ve hayat karşısında herhangi bir anlam ve değer üretemeyen savunmasız varlıklar olarak bırakmıştır. Batı felsefesinin iki bin yıllık süreç içerisinde ürettiği ve temelleri Antik Yunan’ın Sokratik aklı ile hristiyan inançlarının sentezine dayalı düşünce sistemi böylece postmodernizmle beraber (Aman neyse!) herkes başının çaresine baksın. Yeryüzü cennetine mi inanırsınız, tanrıya mı, paraya mı, şöhrete mi… Velhasıl neye inanırsanız inanın felsefesine dönüşmüştür. Read more
Biz ki Hazan Mevsiminin Çocuklarıyız
Aydın Aktay
Biz ki hazan mevsiminin tohumlarıyız
Soluklanıp dursak da her dem bu hayatta
Her nefesimizle ürkütürüz kırlangıçları
Bir solgunluk daha süslese de sözlerimizi
Hep bir yanıyla arkamıza bakar gözlerimiz
Dağılıp gider dediğimiz her mevsim
Bir güz daha bırakacak koynumuzda
Biliriz.
Olmadı,
Doğmayacak bir daha,
Güneşin ömrü bu kadarmış
Dedirtecek en sonunda bize günler,
bunu da…
‘Hayat devam ediyor’ mu?
Vahdettin İnce
Bizim gibi ülkelerde aydınların elinde toplumsal davranışları değerlendirmeye yönelik özgün sosyolojik kriterler bulunmaz. Ellerinde Batı entelijansiyasından ödünç alınmış şablonlar vardır ve toplumlarını bu şablonlara göre kıymetlendirirler. Çünkü gücü elinde bulunduran hegemonik Batı medeniyeti bilimsel üretimin de merkezidir. Bilime kendi rengini, şeklini verir, kendi anlayışını yansıtır. Dünyanın geri kalanı ise “Batı’da üretilen bilimi değerlendirmek ya da tüketmek şeklinde konum alır.” Bizim aydınlarımız başka diyarlarda üretilmiş sosyolojik verileri bu diyarın koşulları doğrultusunda yeniden üretip değerlendirecekleri yerde bambaşka özelliklere sahip kendi toplumlarında tüketmekle meşguldürler. Bunu edebiyattan, sanata, eğitimden siyasete kadar her alanda görebiliriz.
Mesela bizim aydınımız da Batı aydınını taklit ettiği için ötekisiz yaşayamaz. Bu ötekisi ilkel, yobaz, kıllı, kirli, ter kokan, geri kalmış, feodal ve eğitilmeye muhtaçtır. Ancak bir sorun var. Bizim aydınımız Batı aydını gibi sınırlarının dışında sözgelimi Afrika’da, Hindistan’da, sömürgelerde bu duygularını tatmin etme, ilkel, vahşi insanları adam etme (!) fırsatını bulamamıştır (bazen Türk aydınının Osmanlı özlemi karşısında acaba kaçan bu emperyalist fırsata yönelik bir hayıflanma mıdır diye de düşünmüyor değilim), hatta Batı aydını tarafından ilkellerle aynı kategoride görülmektedir. Read more
“Şark” Kavramının Semantik Düzeyi
Servet Kızılay
Bir kavramın semantik düzeyi farklı eksenlerle oluşur; düzeyin bir kesiti semantik ilmi içinde bazı belirlemelerle ortaya konabilir yani kavramın genişlemesi ya da daralması, anlamının iyileşmesi ya da kötüleşmesi ve buna benzer tahlil ve tesbitler bu kesiti gösterir. Düzeyi gösteren başka bir kesit, analiz edilmesi istenen belirli bir kavramın semantik metodu hakkındadır. Yani kavramın eş ya da art zamanlı ele alınması, yatay dikey bağlantısı, kavramın kendi kurduğu ya da başka kavramlara göre kurduğu semantik alanların belirlenmesi gibi. Demek ki; Semantik düzey, bazen konusunu bazen maksadını kapsayacak biçimde geniş anlamlıdır ya da kullanımına göre değişik anlamlara gelir.
“Şark” kavramının semantik düzeyinde dikkat edilmesi gereken husus, bu kavramın kavram olarak anlamı değil niçin ve nasıl o anlama gelmiş olduğunun irdelenmesidir. Dolayısıyla kavramın farklı boyutlara uzanması ve farklı boyutlarla şekillenmesi izlenebilir. Genel olarak söylenecek olursa; Semantiği bu ve benzeri analizlerde kavramlar yığınından ibaret, dilin kayıtsız şartsız bir hareketi olarak görmek, yanlış bir çıkarımda bulunmaya yol açar. Read more
Dindarlıkta Görselliğin Hakimiyeti ve Sekülerleşme
Doç. Dr. Mustafa Tekin
Dindarlığın sosyal yoğun bir fenomen olarak “İslamcı” bir geçmişe sahip AK Parti iktidarı ile birlikte tartışılma düzeyinin yükselmesi söz konusu olmuştur. Tabi ki böyle bir yükselişin arkaplanında sadece bir iktidardan değil, sosyal değişmelerden, sınıfsal ilişkilerden ve dünya konjöktörüne kadar bir dizi olgudan bahsetmek gereklidir. Ancak değişen iktidarla birlikte sosyal muhayyilede kalan tortunun “İslami olanın yükselişe geçtiği” şeklindeki tartışmalar etrafında gelişmesi, dindarlığa dair kimi olgu, sembol ve göstergelerin daha sıkı bir şekilde konuşulmasını ve takip edilmesini de beraberinde getirmektedir. Nitekim başörtüsü başta olmak üzere bir çok sembolün dindarlığın artışı ya da muhafazakarlığın yükselişi bağlamında tartışılıyor olmasını gözlemlemekteyiz.
“Dindarlık” fenomeninin çok farklı tartışma yerlerine baktığımızda, kavramın tanımına ve algılanış tarzına dair farklılıklar hemen kendini göstermektedir. Öncelikle dindarlığın hangi ögeler üzerinden ölçüleceği, bir kimsenin ne kadar dindar olduğunun nasıl belirleneceği önemli bir sorundur. Söz gelimi, namaz, oruç gibi ilk akla gelen ibadet öğeleri üzerinden mi dindarlığın ölçüleceği, yoksa daha geniş düzeyde sosyal hayatta dinin yaşanıp yaşanmadığının da buna dahil edilip edilemeyeceği, edilecekse nasıl ölçüleceği bu sorunlardan başlıcalarıdır. Bundan öte geniş halk kesimlerindeki ayrıştırmayla “dindar” ve “dindar değil” etiketleri, meseleyi daha da subjektif sınırlar içine çekmekte; dindarlıkta bir derecelendirme değil polorizasyon öngörmektedir. Ayrıca dindar olma ya da olmama sınırlarına dair muğlaklık da burada sürekli kendisini göstermektedir. Read more
bir ihtimal
Emin Bayraktar
hayat kıyısına itiyor beni
gece başka gündüz başka
nur ve karanlığın sembolü yanı
acı çekmesini bilirim ve susmasını
umutsuzluk umuda açtı çiçeklerini
hudutlarım kapandı aynalara
leyla oldu her sevincimin yüklemi
zamanın bir akrep olduğunu
sokaklardan eylemlerden öğrendim Read more
Okuldan Kaçmak İçin Sudan Sebepler
Aydın Aktay
Yetmişli yılların Siirt’inde bir çocuk olarak, Siirt’teki kültürel ve etnik çeşitliliğin ve bu çeşitliliğe paralel olarak ortaya çıkan gerginliğin oluşturduğu baskılardan etkilenmemek mümkün değildi. Bu etki olumsuz değildi her zaman. Fakat Türkiye’de bir Arap olmanın başlı başına bana bir farklılık kazandırması ilerleyen yıllarda büyük şehirlerde bulunmuşluğumla ilgili bir sürekli fark edilme histerisi oluşturuyordu.
Söz konusu yıllarda Kürt çocukları ile ilgili gözlemlediğim en önemli husus, onların ebeveynlerinin telkinleriyle gerçekleştiğini düşündüğüm aşırı öğrenme motivasyonlarıydı. Şehre veya okula yeni gelen hemen hemen her birinde-eğer genetik lehine işliyorsa tabi ki-aşırı bir öğrenme ve başarma azmi göze çarpıyordu. Bu durum benim de işime geliyordu tabi ki, hızla sosyal statünün an dibine kadar hiçbir çaba sarf etmeden düşecektim. Read more

