19 Mar 25 - Çar 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Aklı vahyin gölgesinde işletmek AKLETMEKTİR…

Aklı vahyin gölgesinde işletmek AKLETMEKTİR…

Aklı kiraya vermek akletmemektir. ‘Kıyamet günü onların her biri O’na ‘yapayalnız tek başlarına’ geleceklerdir.” (19/95)

‘’ve O, aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder’’ (10/100) ilahi uyarısını dikkate alanlar akıllarını vahyin gölgesinde işletenlerdir. Mutlak doğruyu ve hikmetli kılavuzluğu yansıtan vahye teslim olurlar. Mümeyyiz aklı işletmeyenler; insanlardan sadır olan söylemleri/yazıları aklın temyizine başvurmak yerine kişiye endeksli ya toptan ret ya da toptan kabul temayülündedirler.

İnsan elinden çıkmış bir kitabın her cümlesini toptan taşa tutan ya da yine aynı elin daima hatasız olduğu/olacağı inancıyla okuduğu yazarı bir futbol takımına dönüştüren fanatizmiyle kült haline getirebilirler. Bu iki algının da belini doğrultması gerek, çünkü “insan kusuru sebebiyle insandır, insanda kusursuzluk aramak insana hakarettir.”

Her ne sebeple olursa olsun, külliyen ret kadar külliyen kabul de aynı derecede sapkınlıktır, iki durumda da söz akledilmemiş, düşünülmemiş, eğrisiyle doğrusu ayırt edilmemiştir. Kişi endeksli okuma biçimi aklı kiraya vermenin diğer adıdır. Aklını kiraya vererek kişiye endeksli okuma biçimi yapanlar da ve buna göz yuman öncüler de ihtilaf ahlakından çok uzak olan zihin tekelcileridir.

 Kullar arası ilişkilerde sorgulanamaz/eleştirilemez’lerin üretilmesi sevgilerin zehirlenmesine neden olmaktadır, bu hem sevene hem de böylesi sevgi zehirlenmelerine sukut ile karşılık veren sevilene zarar vermektedir. Sufi geleneğin ”akletmeyi/üretmeyi” birilerine havale eden, mürşidin yanlış söylemini de müridin yanlış anlamasına hamleden ve ne söylerse doğrudur ve mutlaka bir hikmeti vardır gibi kabuller tam da sevgi zehirlenmesine örneklik teşkil etmektedir.

En yaygın hastalıklı yaklaşım sahiplerinin özelliği de liderleri, hatasız ve masum görmeleridir. Böyle bir inanç beraberinde itikadi bir sapmayı meydana getirir. Eş-Şatibi’nin (ö.790/1388) belirttiği gibi, “kim de kendisi hakkında ismet iddia ederse, peygamberliğini iddia eden yalancının yaptığını yapmış olur.” Aslında hiç kimse doğrudan/açıkça kendisi hakkında ismet nitelemesi yapmaz ve bunu göze alamaz, ona aşırı derecede sevgi besleyip yüceltenler yapar. Çünkü aşırı sevgi gözü kör eder, sevgilinin eksik ve kusurlarını görmez.

”Mümeyyiz aklın” komut verdiği gözler hayatı siyah ve beyaz olarak değil, bütün renkleriyle/serüvenleriyle görür ve analizlerini, tanımlamalarını bu gerçeklik üzerinden yapar. Hakikate şahitlik ederken, hayatı tanımlarken vahyin gölgesinden bakar, hakikati empatiye kurban etmez ve empatiyi de bütünüyle sürgün etmez. İnsan tekinin hakikate ulaşma noktasında geçirdiği-geçireceği evreleri dikkate alarak muhataplarını tanımlamadan önce tanımaya çalışır.

Müslümanlar arası birlikteliğin/yardımlaşmanın şartını ”fotokopik zihinlere” indirgeyerek oluşabileceği gibi şablonik-sığ kabullerle beklentiye girmez.

İlkeleri kişilerde tecessüm ettirme hastalığından uzak durulmalıdır. Vahiyle inşa olunan ”Usvetun hasenetun” olan Resulullah (s.a.v) dışında sahabe dâhil bütün ”seleflerimizi” yararlanılabilir zümresinden görmek. Şahısların konumları ile temel prensiplerin kutsallığı arasına kalın bir çizgi çekmek. Edindikleri fazileti İslami kurallara borçlu olan şahıslara söz konusu kuralların izin verdiği ölçüde saygı göstermekle birlikte, onlarla islami kurallar arasında bir tercih zorunluluğu doğduğu zaman amalara/fakatlara ve tevillere sığınmadan İslami kuralları kesin olarak tercih etme esasına bağlı kalmak gerekmektedir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir