24 Şub 26 - Sal 8:01:pm
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Güvenli Acılara Üzülmek

Güvenli Acılara Üzülmek

Bir maymun yavrusu…
Annesi tarafından terk edilmiş. Beton zemine kıvrılmış, tüylü bir oyuncak maymuna sarılıyor. O an dünya duruyor. Ekran başındaki milyonlar gözyaşını tutamıyor. Yorumlar akıyor: “Yüreğim parçalandı.” “Dayanamıyorum.”

Oysa daha birkaç ay önce tüm ailesi İsrail’in Gazze yaptığı saldırılarda yok edilmiş bir çocuk görüntüsü düştüğünde hiç kimseden ses çıkmamıştı. Çocuğun yüzünde donmuş bir ifade. Ağlamıyor. Çığlık atmıyor. Sadece bakıyor. Dünyaya değil; sanki dünyanın içinden geçen boşluğa bakıyordu kim bilir belki de duyarsızlığımıza üzülüyordu.

Sorun bir hayvana ağlamak değil.
Sorun, bir çocuğa, binlerce çocuğa, binlerce kadına, binlerce sivile susmak! SUSMAK!

Hayvanların acısı politikasızdır. Onlar saf mağdurdur. Faili yoktur ya da fail görünmezdir. Bir hayvana üzülmek, kimseyi rahatsız etmez. Kimseyi taraf olmaya zorlamaz. Kimseye “Peki bunu kim yaptı?” sorusunu sordurmaz. Vicdan rahatlar, ama düzen yerinde kalır.

Oysa savaşta ailesini kaybetmiş bir çocuk yalnızca bir çocuk değildir.
O bir coğrafyadır.
O bir tarihtir.
O bir güç dengesidir.
O sorumluluğun ta kendisidir.

Onun gözlerine bakmak, ister istemez sorumluluk zincirine bakmaktır.

Gazze denildiğinde artık sadece bir yer adı söylenmiş olmaz; bir tartışma başlar. İsrail denildiğinde bir jeopolitik denklem devreye girer. Empati, bir anda siyasetin alanına çekilir.

Ve modern insan siyasetin ağırlığını taşımaktan hoşlanmaz. O yüzden masumiyetin en güvenli hâlini seçer.

Batı kamuoyunda uzun süredir işleyen bir refleks var, empati, politik konfor alanı içinde kalmalı. Stratejik müttefiklerle ilgili trajediler “karmaşık”tır. Karmaşık olan ise çoğu zaman ertelenir.

Bir hayvanın gözyaşı, kimseyi kendi devletinin politikalarıyla yüzleştirmez. Ama bir çocuğun yıkıntılar arasındaki bakışı, silah ticaretini, diplomatik ittifakları, çifte standartları hatırlatır.

Bu yüzden bazı acılar “insani dram” başlığıyla geçer; bazıları ise “çatışma” diye soğutulur.

Dil bile tarafsız değildir.

Fakat mesele sadece Batı değildir. İslam toplumlarının da kendi aynasına bakması gerekir.

Gazze söz konusu olduğunda ne meydanları doldurabildik ne sloganlarımızı yükseltebildik ne haksızlık ve zulüm karşısında öfkemizi biledik. İktidar destekli tatlı su STK’ları yılda bir Galata’da insanları toplayıp karanlığa küfrederek, kaçış rampasında yönlendiriliyor, söylenmesi gerekenleri söylemek yerine iktidarın ihaneti ustaca gizleniyor. Çok naif çok kısıtlı olan öfkemizi kurumsal bir merhamete dönüştüremedik, süreklilik gösteren insani ağlar, sürdürülebilir dayanışma mekanizmaları inşa edemedik!

Tepkimiz kısıtlı. Süreklilik zayıf.
Duygu var. Sistem yok.

Artık vicdanımız bile algoritmaların süzgecinden geçiyor. Sosyal medya, “paylaşılabilir” acıyı öne çıkarıyor. Politik risk taşımayan, tartışma üretmeyen, evrensel ve steril bir hüzün…

Bir hayvan yavrusu küresel bir sembole dönüşebilir.
Ama ailesini kaybetmiş bir çocuk, haber akışında hızla kaybolabilir. Çünkü onun hikâyesi tartışma doğurur. Tartışma ise konforu bozar.

Modern çağın en büyük trajedisi belki de acının kendisi değil, acının seçilmesidir.

Bir hayvana merhamet göstermek insanlığın güzelliğidir.
Fakat aynı merhameti politik sınırlara göre paylaştırmak, ahlaki bir kırılmadır.

Eğer gözyaşı failin kimliğine göre akıyorsa,
Eğer empati diplomatik dengelere göre ayarlanıyorsa,
Eğer acı jeopolitik filtrelerden geçiyorsa,

o zaman mesele merhamet değil, merhametin yönetimidir.

Şimdi sorulması gereken asıl soru şudur:

Biz gerçekten daha duyarlı bir çağda mı yaşıyoruz,
yoksa sadece güvenli acılara üzülmeyi mi öğrendik?

Bir maymun yavrusu oyuncak bir bedene sarılırken dünya ağlıyorsa,
bir çocuk yıkıntıların ortasında tek başına kalırken dünya susuyorsa orada sadece bir trajedi değil, bir tercih vardır.

Ve tercihler, çağların ahlakını ele verir!

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir