İlim, önemi ve kesinliği açısından üç kısma ayrılır:
- İlim esas ve özden oluşan kısım.
- İkinci derecede önemli olan kısım
- Bunların dışında kalan diğer kısımlar.
A) İlmin esas ve özünü teşkil eden kısım (sulbu’l-ilim) ilmin özü: Bu kısım, ilmin temelini oluşturur ve güvenilir bilgilerden meydana gelir. İlim öğreniminin merkezi bu kısımdır ve ilimde derinleşmek isteyenlerin nihai amacı bu bilgiye ulaşmaktır. Bu bilgiler kesin ya da kesin bir temele dayanır. Yüce Şerîat-i Muhammediyye bu temellere dayandırılmıştır ve Allah tarafından korunmuştur.
Bu durum, Hicr Suresi 9. Ayette şu şekilde belirtilmiştir: “Doğrusu ‘zikri’ (kitabı) biz indirdik, onun koruyucusu da elbette biziz.”
Bu tür bilgiler, iki dünya saadetinin temeli olan şerî amaçların korunması üzerine kuruludur. Zaruri (olmazsa olmaz), ihtiyaç duyulan ve güzellik katan unsurlar ile bunların tamamlayıcıları bu kapsama girer. Şeriatın temelleri de bunlardır.
Bu kısım, her yönüyle kesin bilgiye dayanır ve değişmez unsurlar içerir. Şeriat ilmi, küçük detayların (cüziyyât) genelleştirilmiş ve kapsamlı bir tümevarım sonucunda akıl tarafından oluşturulmuş kalıcı, genel ve değişmez esaslardan meydana gelen bir bilgi koleksiyonudur.
Bu özelliklerden dolayı, şeriatın genelliği, sabitliği ve hâkimliği vurgulanır.
1. Genellik ve Süreklilik (muttaridlik): Bu özellik, şeriat hükümlerinin tüm durumlara uygun olmasını sağlar. Hangi hareket veya durum olursa olsun, şeriat bu durumları kapsar. Özel gibi görünen hükümler bile aslında genellik arz eder.
2. Sabitlik ve Değişmezlik: Şeriat hükümleri, tam ve mükemmel bir şekilde belirlendikten sonra, ne yürürlükten kalkar ne de değiştirilir. Eğer dünya hayatı sonsuza kadar devam edecek olsaydı, bu şeriat hükümleri de sonsuza dek geçerli olurdu.
3. Hâkimiyet: Şeriat, diğer tüm bilgilerin üzerinde bir konumda bulunur. Ameller konusunda yol gösterici ve belirleyici bir yapıya sahiptir.
Bu üç özelliği taşıyan her ilim, temel ilimlerden biri olarak kabul edilir.
B) İkinci kısım (mülahû’l-ilim) ilmi gözeten: Bu kısım kesin bilgiye dayanmayan hususları içerir. Bu bilgiler bazen varsayıma (zannî esaslara) dayanır veya kesin bir temel üzerine kurulu olsa bile yukarıdaki üç özelliği tam anlamıyla taşımaz.
Genellik ve süreklilik (muttaridlik) özelliğinin eksik olması, bu bilginin temel ilimden sayılmasını engeller. Çünkü genellik ve sabitlikten yoksun olan bilgiler güvenilmez hale gelir.
Aynı şekilde, sabitlik ve değişmezlik özelliğinin eksik olması, bu bilginin hatalı veya geçici olduğunu gösterir. Hâkimiyet özelliği olmayan bilgiler ise pratik bir fayda sağlamaz ve değersiz sayılabilir.
Bu nedenle, ilmin bu kısmı, ilmin esas ve özünü teşkil eden kısımdan ayrılır.
1. Taabbudî hükümler: Aklın kendi başına anlayamayacağı, anlamının hikmetleri aklen kavranamayacak konular. Örneğin:
- Abdestte belirli organların yıkanması,
- Namazda ellerin kaldırılması, kıyam, rükû, sücûd gibi belirli hareketlerin yapılması,
- Oruç ibadetinin gece değil gündüz yapılması,
- Namazın belirli vakitlerde kılınması,
- Hac ibadetinin belirli davranışlar ve mekanlarla sınırlı olması (Ka’be’nin tavaf edilmesi gibi). Bu tür hükümlerin mantığı, akılla kavranması zor olan ilahi hikmetlere dayanır.
2. Rivayet ve aktarım şekilleri: Selef sözlerinin veya hadislerin gereksiz yere belirli bir şekil ve yönteme bağlanarak aktarılması. Örneğin:
- “Rahman, şefkat edenlere acır” hadisinin, bir öğrencinin hocasından duyduğu ilk hadis olması şart koşulmuştur. Ancak, öğrenci bu hadisi daha sonra duysa bile bununla amel etmeye engel yoktur. Hadis rivayetinde böyle şartlara riayet etmenin ilmin özüyle bir ilgisi yoktur.
3. Hadislerin gereksiz yere farklı yollardan aktarımı: Tevatür amacı güdülmeden, hadislerin gereksiz şekilde pek çok kanaldan aktarılmasına çalışılması. Örneğin, bir hadis eğer sadece ahâd düzeyindeyse, bunu pek çok âlimden almış gibi bir izlenim yaratmak için çaba harcamak anlamsızdır. Bu da ilmin esas kısmından sayılmaz.
4. Rüya yoluyla çıkarımlar: Rüyalardan elde edilen bilgiler, özellikle müjde verme veya korkutma amacı taşımıyorsa, şer’an geçerli sayılmaz. Bazı insanlar rüyalardan ilmî çıkarımlar yapmaya çalışır, ancak bu doğru bir yöntem değildir.
5. Pratik sonuç doğurmayan ihtilaflar: Uygulamada bir fayda sağlamayan, pratik sonucu olmayan görüş ayrılıkları. Örneğin:
- Arapça’da fiillerin masdardan türemesi,
- Kelimenin aslı ve i‘rabı gibi tartışmalar. Bunlar, ilmin esasını oluşturan konularla ilgili değildir.
6. Şiire dayanarak çıkarımlar yapmak: Şiir üzerinden ilmî veya amelî anlamlar oluşturma çabası. Özellikle tasavvuf ehlinin eserlerinde şiirlerden sıkça faydalanıldığı görülür. Ancak, istişhad (delil gösterme), şiirin etkisiyle değil, içerdiği mânâ ile yapılır. Bu tür yöntemler ilmin özünden sayılmaz.
7. İyi halleriyle bilinen kişilerin sözlerine dayanmak: Tanınmış kişilerin sözlerinden delil çıkarma çabası, genelde bu kişilere duyulan hüsnü zan üzerine kuruludur. Ancak, bu tür sözler her zaman doğru olmayabilir ve hata içerme ihtimalleri vardır. Bu sebeple, bunlar ilmin temel ve esas kısımlarından biri olarak görülmez, sadece bir yaklaşım olarak ele alınabilir.
8. Allah’ın velî kulları, yani hâl ehli denilen kimseler, Allah’a yönelmiş, her şeyden el çekmiş ve kendilerini tamamen Mevlâ’ya adayan kişilerdir. Onların söyledikleri sözler, Allah’tan başka her şeyden uzak durmayı ve bu konunun önemini vurgular. Ancak, onların tavsiyeleri çoğu insanın uygulayamayacağı kadar zordur fakat herkes için geçerli olacak şekilde ifade edilmektedir. Bu tür öneriler her ne kadar doğru olsa da, bunları kendi seviyelerine göre anlamak gerekir. Mutlak anlamda ele alındığında, bu tavsiyeler pek çok insan için ya sıkıntıya (haraç) neden olabilir ya da insanların taşıyamayacağı bir yük (teklîf-i mâ lâ yutak) haline gelebilir. Ayrıca, bu kişiler bazı şeyleri eleştirirken, bu eleştirileri genellikle kayıt koymadan ve belirli şartları göz önüne almadan yapmışlardır. Bu nedenle, bu sözleri tamamen olduğu gibi kabul etmek yanlış anlamalara yol açabilir.
Yine de onların sözleri genelde değerli bilgiler içerir ve çıkarımlar yapmak faydalıdır. Ancak bu tür çıkarımlar, ilmin temel ve esas bölümü değil, ilmi tamamlayan ve ikinci derecede önemli olan konular arasında yer alır.
9. İlimler Arası Zayıf Bağlantılar: Bazı durumlarda, bir ilimden alınan bir kuralın, başka bir ilimde uygulanmaya çalışıldığı görülür. Ancak bu iki ilim arasında gerçek bir mantıksal bağ bulunmadığında, bu yaklaşım zayıf kalır.
Örnek: Nahiv (dilbilgisi) alimi el-Ferrâ, bir mecliste “kim bir ilimde derinleşirse, diğer ilimlerde de başarılı olur” der. Bunun üzerine, Hanefî imamlarından Kadı Muhammed b. el-Hasen ona, sahasına uymayan bir soru sorar: “Namazda yanılıp sehiv secdesi yapan, ancak sehiv secdesinde de yanılan bir kişinin durumu nedir?” Ferrâ şu cevabı verir: “Bir şey gerekmez.” Ve devamında şöyle açıklar: “Bizde (dilde), küçültme (ism-i tasgir) yapılan bir kelimeye ikinci kez küçültme uygulanamaz. Sehiv secdesinde yanılmak da böyledir; bir tür telâfidir ve telâfinin telâfisi olmaz.”
Burada Ferrâ’nın yaptığı kıyas (dilbilgisi kuralıyla ibadet kuralını ilişkilendirmesi) çok zayıf bir bağıntıya dayanır. Eğer gerçekten ortak bir özellik olsaydı, bu durumu ilmin ikinci dereceden önemli kısmı içinde değerlendirebilirdik.
Sonuç olarak, ilimle uğraşanların bu tür meseleleri gereğinden fazla ciddiye alıp vakit kaybetmemesi önemlidir. Asıl öğrenilmesi gereken konulara yönelmek daha faydalıdır. Allah hepimizi böyle bir durumdan korusun.
C) Üçüncü Kısım: Bu kısım, ne ilmin esas ve özünü, ne de zannî (ikinci dereceden) bilgileri içerir. Şunlar bu kısma girer:
Dayanağı olmayan iddialar: Hakkı reddetmeyi ya da batılı savunmayı amaçlayan, hiçbir temele dayanmayan sözlerdir.
Alışılmadık teoriler: Kur’an’ın zahirî (açık) manalarının ötesinde, sadece “seçkin” kişilerin anlayabileceği bâtınî (gizli) anlamlar olduğu iddiaları bu örneklerdendir.
Hurafeler: Hurufilik ve astroloji gibi temelsiz yöntemlere dayanarak yapılan yorumlardır.
Bu tür yaklaşımlar, ilimle ilgisizdir ve hiçbir fayda sağlamaz. İnsanların bu tür şeylere ilgi göstermesi genellikle hatalı şüphelerden veya dikkat çekme isteğinden kaynaklanır. Geçmişte bu tür iddialar yapanların, gerçeğin karşısında çaresiz kaldığına dair örnekler verilmiştir (örneğin, Gazzâlî ve İbnu’l-Arabî’nin eleştirileri).
Kur’an’ın bâtınî yorumlarıyla ilgili iddialar da bu gruba girer. Örneğin, bu iddialar, “Kur’an’ın gerçek anlamının sadece bir masum imâm tarafından açıklanabileceği” şeklindedir ve bu, temelsiz bir yaklaşımdır. Bu tür fikirlerin ilimle bir ilgisi olmadığı açıktır.
FASIL: İlimlerin Birbirine Karıştırılması Bazen, birinci kısma ait (temel ve esas) bir bilginin yanlışlıkla ikinci kısımda (tali ve tamamlayıcı) sayılması durumu ortaya çıkabilir. Bu, farklı ilimlerin birbiriyle karıştırılması sonucu olur.
- Örnek: Bir fakih, fıkıh meselesini bir nahiv (dilbilgisi) meselesine dayandırabilir. Ancak bununla yetinmeyip, nahivcinin yaptığı gibi bu konuyu yeniden delillendirip açıklamaya çalışır. Halbuki, fıkıh meselesini oluştururken nahiv konusunu zaten netleşmiş bir sonuç olarak alması ve doğrudan kendi hükmünü kurması gerekirdi. Nahiv konusu üzerinde yeniden çalışmaya başlaması gereksizdir ve bir fayda sağlamaz.
Aynı durum, sayısal konular için de geçerlidir.
- Sayısal bir meselede yapılması gereken, o alanda netleşmiş verileri alıp bunları kararın dayanağı yapmaktır. Eğer kişi, bu veriler üzerine gereksiz detaylara girer ve uzun uzun konuşursa, bu durum temel ilimden değil, ikinci kısımdan (tamamlayıcı bilgiler) kabul edilir.
Tüm ilimlerde bu tür karışıklıkların benzeri görülebilir.
Temel Bilgilerin Yanlış Sunulması Birinci kısımdan (temel bilgiler) olan bir bilginin, üçüncü kısma (faydasız ve geçersiz bilgiler) dahil edilmesi durumu da yaşanabilir. Bu durum özellikle, şer’î ilimlerin ehil olmayan veya yetersiz bireylere büyük meselelerin anlatılmaya çalışılmasıyla ortaya çıkar.
- Bu tür durumlar, dinleyiciler için kafa karışıklığı yaratabilir ve gereksiz sıkıntılara neden olabilir.
- Hz. Ali’nin şu sözü bu konuyu açıklamaktadır: “İnsanlara akıllarının alabileceği şekilde konuşun. Allah ve Rasûlü’nün yalanlanmasını mı istersiniz?” Bu nedenle, dinleyicilerin seviyesine uygun olmayan sözler, fitneye yol açabilir.
Eğitimde Dikkat Edilmesi Gerekenler Eğer birinci kısımdaki bilgiler üçüncü kısma düşebiliyorsa, ikinci kısımdaki bilgilerin üçüncü kısma dahil edilmesi çok daha kolaydır. Çünkü ikinci kısım, birinci kısma göre zaten daha zayıf bir konumdadır.
- Gerçek bir eğitimcinin bu hususlara özen göstermesi gerekir. Aksi halde, eğitimci olmaktan ziyade, kendisinin de bir rehbere ihtiyacı olduğu anlaşılır.
Kitabın Değerlendirilmesi Bu kitabı okuyup değerlendirecek kişinin, şer’î ilimlerde, aklî ve naklî ilimlerde derinleşmiş olması gerekir. Ayrıca:
- Taklitten ve mezhep taassubundan uzaklaşmalıdır.
- Eleştirel bir gözle inceleme yapabilmesi için, yeterli bilgi ve donanıma sahip olmalıdır.
Aksi halde, kitap her ne kadar hikmetli bir içeriğe sahip olsa da, bu eksiklikler nedeniyle fitneye sebep olabilir.
“Doğruya ulaştıran Allah’tır.”