30 Mar 25 - Paz 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an Tercümesi: 2- Bakara Suresi (1-103. ayetler)

Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an Tercümesi: 2- Bakara Suresi (1-103. ayetler)

Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış; Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz.

Bakara Suresi

Mekke’de nazil olmuş 286 ayettir

İnayet ve Rahmet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım

1- Elif lam mim.

2- Hak olduğundan şüphe olmayan bu kitap muttakilere hidayettir.

3- O muttakiler ki görmediklerine iman ederler, namazlarını kılarlar, kendilerine rızık eylediğimiz şeylerden Allah yolunda verirler.

4- Ve o muttakiler ki sana indirilen şeye ve senden evvel indirilen şeylere iman edip ahiretlerine tamamıyla inanırlar.

5- İşte onlar Rableri tarafından hidayet üzere olan felah bulanlardır.

6- Kâfirleri azapla korkutsan da korkutmasan da birdir iman etmezler.

7- Allah onların kalpleri üzerine mühür vurmuştur. Kulakları ve gözleri üstünde de perde vardır ve onlara büyük azap olacaktır.

8- İnsanlardan iman etmemiş oldukları halde, Allah’a ve ahiret gününe iman ettik diyenler vardır.

9- Allah’ı ve müminleri aldatırlar. Onlar ancak kendi nefislerini aldatırlar ve bunu da idrak etmezler.

10- Onların kalplerinde illet vardır. Allah marazlarını artırsın, onlara yalan söyledikleri için elim azap vardır.

11- Arzda fesad yapmayınız denilince, biz ıslah edicileriz derler.

12- Şüphesiz onlar müfsitlerdir velakin bunu bilmezler.

13- Onlara insanların iman ettikleri gibi iman edin denilir ise, biz sefihlerin iman eyledikleri gibi iman mı edelim derler. Asıl sefih onlardır velakin bunu idrak etmezler.

14- Müminlere mülaki olduklarında iman ettik derler. Şeytanlarıyla tenha kaldıklarında, biz sizinle beraberiz, onlarla istihza ediyoruz derler.

15- Allah onlarla istihza eder ve onları tuğyanlarında sergerdan (şaşkın, ne yapacağını bilemez halde) bırakır.

16- Onlardır ki hidayeti vererek dalaleti satın almışlardır. Ticaretleri de kar etmedi ve hidayete erenlerden de olmadılar.

17- Onların misali karanlıkta ateş yakan gibidir. Ateş etrafı aydınlattığı zaman Allah onlardan nuru giderir ve onları karanlıkta, bir şey görmez halde bırakır.

18- Sağır, dilsiz ve kördürler ve rücu da etmezler.

19- Yahut onda kat kat karanlık, gök gürültüleri şimşekler bulunan şiddetli yağmur gibidir ki, yıldırımla ölmekten korkarak parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirlere muhiddir (çevrelemiş, kuşatmıştır).

20- Şimşek az kalır ki gözlerinin nurunu kapsın, etrafı aydınlattığı zaman o sayede yürürler. Karanlık çökünce dururlar. Allah istemiş olsa onların işitmek ve görmek kabiliyetlerini götürürdü. Allah her şeye kadirdir.

(21) – Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratan Rabbinize ibadet ediniz. Ta ki muttakilerden olasınız.

(22) – Size arzı firaş (yatak, döşek) ve semayı tavan yaratan ve semadan su indirip onunla size rızık olarak meyveler çıkaran O’dur. Allah Teâlâ ya şerik yapmayınız.

(23) – Eğer kulumuza indirdiğimiz şeyde şekde iseniz, onun misli bir sure getiriniz ve Allah’tan başka yardımcılarınızı çağırınız. Eğer sözünüzde sadık iseniz bunu yapınız.

(24) – Eğer bunu yapamazsanız  – ve yapamazsınız – yakılacak şeyleri insanlar ve taş parçaları olan ve kâfirler için hazırlanmış bulunan ateşten sakınınız.

(25) – İman eden ve salih amel işleyenleri ağaçları altından nehirler akan cennetler ile müjde et. Onlara cennetin meyvelerinden her defa ikram olundukda, bu evvelce yediğimiz şeydir derler ve onları evvelkilere benzetirler. Onlara orada temiz ve pak zevceler vardır ve cennette daimi kalırlar.

(26) – Allah sivrisinekle ve onun mafevkiyle (benzeriyle) misal getirmekten hayâ buyurmaz. İman edenler bu misalin Rableri tarafından hak olduğunu bilirler. Kâfirler ise Allah bu misaller ile ne murat eder derler. Bununla birçoklarını dalalete düşürür ve birçoklarına da hidayet eder. Onunla ancak fâsıklar delalete düşerler.

(27) – O fâsıklardır ki kıyametten sonra Allah’ın ahdini bozarlar. Allah’ın vaslını emir eylediği şey-i keserler ve arzda fesad ederler.

(28) – Allah’ı nasıl inkâr edersiniz ki siz ölülerden iken sizi diriltti. Sonra öldürecek, sonra diriltecektir. Sonra O’na rücu edersiniz.

(29) – Yeryüzünde olanların cümlesini sizin için yaratan O’dur. Sonra semanın yaratılmasına geçerek onları yedi sema olarak yaptı. O her şeyi bilicidir.

(30) – Zikr et şu vakta ki Rabbin meleklere yeryüzünde bir halife halk edeceğim dedi. Melekler, orada fesad edecek ve kan dökecek olanı mı halk edeceksin? Hâlbuki biz senin hamdinle tesbih eder Seni takdis eyleriz dediler. Allah: “Ben sizin bilmediğinizi bilirim” dedi.

(31) – Ve Âdem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “eğer sözünüzde sadık iseniz bana bunların isimlerini haber verin” dedi.

(32) – Melekler: “Ya Rabbi! Sen Hamd-ü sena ve tesbihe layıksın. Bizde Senin bize öğrettiğinden başka bilgi yoktur. Sen Alim ve Hakimsin” dediler.

(33) – Allah: “Ey Âdem onlara bunların isimlerini haber ver” dedi. Âdem bu isimleri meleklere haber verdikde Allah: “Ben size göklerin ve yerin bütün gayblerini bilirim ve sizin izhar ettiğiniz ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim demedim mi” buyurdu.

(34) – Meleklere, “Âdeme secde ediniz” dediğimizde secde ettiler. Ancak iblis secdeden imtina ve kibir etti ve o kâfirlerden idi.

(35) – “Ey Âdem! Sen ve zevcen onda sakin olunuz ve ondan istediğiniz şey-i bol bol yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın. Yaklaşır iseniz zalimlerden olursunuz” dedik.

(36) – Şeytan onların ayaklarını kaydırdı ve onları içinde bulundukları nimetten çıkardı ve birbirinizi düşman olarak ininiz. “Sizin için yeryüzünde muayyen zamana kadar karar edecek yer ve istifade vardır” dedik.

(37) – Bundan sonra Âdem Rabbinden bir takım kelimeleri telakki etti ve Rabbi de O’nu af eyledi. O merhameti çok ve tövbeyi kabul edicidir.

(38) – “Cümleniz cennetten ininiz. Tarafımdan size yol gösterici geldik de o rehberime tabii olanlara korku yoktur ve mahzun da olmazlar” dedik.

(39) – Ayetlerimizi inkâr ve tekzib edenler cehennemliktirler ve onda daim olarak kalırlar.

(40) – Ey İsrailoğulları! Size en’am eylediğim (sizin için yarattığım) nimetimi zikir edin, ahdime vefa eyleyin ki Ben de ahdinize vefa edeyim ve benden korkunuz.

(41) – Beraberinizde olanı tasdik eder olarak indirdiğime iman edin ve onu inkâr edenlerin evvelkisi olmayın ve ayetlerimle değeri az şeyleri satın almayın ve Benden ittika edin.

(42) – Hakkı batıl ile karıştırmayın ve bildiğiniz halde hakkı ketm (gizlemeyin) etmeyin.

(43) – Namazı kılın zekâtı verin ve rükû edenlerle rükû edin.

(44) – Başkalarına hayır ve hasenat yapmayı emir eder ve kendi nefsinizi unutur musunuz ve siz kitabı okuduğunuz halde bunun yanlış olduğunu düşünmez misiniz?

(45) – Sabır ve salat ile Allah’tan istiane edin. Bu büyük sıklet ise de Allah’tan korkanlara öyle değildir. (46) – O haşialar (huşu duyanlar) ki Rablerine mülaki olacaklarını (kavuşacaklarını) ve O’na rücu edeceklerini bilirler.

(47) – Ey İsrailoğulları! Size olan nimetimi ve sizi âlemlere üstün ettiğimi hatırlayınız.

(48) – Bir kimsenin bir kimseden bir şey-i ödemediği, bir şahıs için şefaat kabul olunmadığı, birinden bedel alınmadığı ve günahkârlara yardım edilmediği günden sakınınız.

(49) – Ve size pek fena azabı çektiren, oğullarınızı boğazlayıp kızlarınızı hayatta bırakan Firavun ailesinden sizi kurtardığımızı tezekkür edin. Bu necadda (kurtuluşta) veyahut bu azabda sizin için Rabbinizden imtihan vardı.

(50) – Sizinle denizi ikiye bölüp sizi necata eriştirdiğimizi ve siz bakıp gördüğünüz halde Firavun takımını gark eylediğimizi de hatırlayınız.

(51) – Tur’da Musa’ya kırk gece miad (süre) tayin eylediğimizde, O’nun gittiğinden sonra buzağıyı ilah ittihaz ederek nefsinize zulüm ettiğinizi de tezekkür ediniz.  Sonra sizi bu nimete şükür edesiniz için af ettik.

(52) – Hidayet bulasınız diye Musa’ya kitabı ve furkanı verdik.

(53) – Yâd et şu vakti ki, Musa kavmine, “Ey kavmim! Buzağıyı mabud ittihaz etmekle nefsinize zulüm ettiniz. Rabbinize tövbe ve nefislerinizi katl ediniz. Bu Rabbiniz indinde hayırlıdır” dedi. Rabbiniz sizi af etti. Çünkü O merhameti vasi (geniş) ve mübalağa ile tövbeyi kabul edicidir. (Mealin bu arasında ayetlerde numaralandırma hatası var)

(55) – Şunu da yâd ediniz ki “Ey Musa! Allah’ı açıktan açığa görmedikçe sana iman etmeyiz” dediğiniz zaman, geldiğini bakıp gördüğünüz yıldırım sizi ahz (yakaladı) etti.

(56) – Şükür edesiniz diye ölümünüzden sonra sizi yeniden dirilttik.

(57) – Bulutu üstünüze gölgelik ettik ve size kudret helvası ve bıldırcın kuşu indirdik ve rızık eylediğimiz helal şeylerden yiyiniz dedik. Onlar Bize zulüm etmediler velakin kendi nefislerine zulüm eylediler.

(58) – Bu karyeye giriniz ve onda istediğinizi bol bol yiyiniz ve kapıdan secde ederek giriniz ve bizi bağışla deyiniz ki hatalarınızı mağfiret edeyim. Ve biz Muhsinlere lütfumuzu artırırız dediğimizde.

(59) – Nefislerine zulüm edenler, söylenen sözleri başka bir söze tebdil ettiler. Bu fıskları sebebiyle onlara gökten şiddetli azap indirdik.

(60) – Şunu da yad edin ki, Musa kavmi için su istediğinde, “elindeki asa ile taşa vur” dedik. Taştan on iki pınar aktı ve herkes içeceği yeri bildi. Allah’ın rızkından yiyip içiniz ve yeryüzünde fesad çıkarıp haddinize tecavüz etmeyiniz dedik.

(61) – Vakta ki siz Musa’ya: “Biz bir taam ile sabır edemeyiz. Bizim için Rabbine dua ette de bize toprağın bitirdiği sebzeden, kabaktan, buğdaydan, mercimekten ve soğandan çıkarsın” dediniz. Musa: “Hayırlı olan şeyi edani (aşağılık) olan şeyle tebdil mi edersiniz? O halde bir şehre gidin ki, istediğiniz şey orada vardır” dedi. Üzerlerine zillet ve meskenet vuruldu ve Allah’ın gazabına liyakat kazandılar. İsyanları ve hadlerime tecavüzleri dolayısıyla Allah’ın ayetlerine küfürleri ve peygamberleri katletmeleri sebebiyle bu zillet ve meskenete duçar oldular.

(62) – Müminlerle Yahudi, Nasara ve Sabiden, Allah’a ve ahiret gününe iman edip salih amel işleyenlerin ecir ve mükâfatları Rableri indindedir. Onlara korku yoktur ve mahzun dahi olmazlar.

(63) – Şunu da yad edin ki, sizden misakınızı aldık ve Tur’u üstünüze kaldırdık ve verdiğimiz şeyi azim ile alınız ta ki muttakilerden olasınız dedik.

(64) – Sonra ahdinizden döndünüz. Eğer Allah’ın sizin üzerinize fazlı ve rahmeti olmasa idi, ziyan edenlerden olurdunuz.

(65) – Sizden Cumartesine tecavüz edenleri bilirsiniz, onlara, “zelil maymunlar olunuz” dedik.

(66) – Bu cezayı görenlere ve sonradan gelip işitenlere, azab-ı ibreti ve erbab-ı ittikaya mevazi (öğüt) kıldık.

(67) – Musa kavmine: “Allah bir inek kesmenizi emrediyor” dedikte, onlar: “Bizimle alay mı ediyorsun” dediler. Musa: “Ben cahillerden olmaktan Allah-u Teâlâ’ya istiaze ederim” dedi.

(68) – Onlar: Rabbine dua et de bize o ineğin nasıl olduğunu bildirsin” dediler. Musa da: “Rabbim buyuruyor ki, o ne ihtiyar ne de pek genç olup bunun arasında orta yaşlıdır. Emir olunduğunuzu icra ediniz” dedi.

(69) – Onlar: “Rabbine dua et ki bize o ineğin rengini bildirsin” dediler. Musa da: “Rabbim buyurdu ki; onun rengi parlak sarıdır, gözleri mesrur eder” dedi.

(70) – Onlar: “Bu inekte biz iştibah (şüphe) ediyoruz, Rabbine dua et ki onun nasıl olduğunu beyan etsin. İnşallah hidayet buluruz” dediler.

(71) – Musa: “Rabbiniz diyor ki: “O kimseye zelil olup tarla sürmemiş, bahçe sulamamıştır. Üstünde rengine muhalif bir nişan yoktur” demekle onlar: “Şimdi hakkıyla anlattın” diyerek öyle ineği kestiler. Az kaldı bunu yapamayacaklardı.

(72) – Birini katl ile katil hakkında mütehayyir (şaşırmış, hayrete düşmüş) kaldığınız zaman Allah Teâlâ gizlediğinizi izhar edicidir.

(73) – Kesilen ineğin bir parçasıyla maktule vurunuz. Allah bu suretle ölüyü diriltir ve size ayetlerini gösterir. Belki aklınızı başınıza alırsınız dedik.

(74) – Bütün bunları gördükten sonra kalbiniz taş gibi belki daha katı oldu. Çünkü bazı taşlar vardır ki, onlardan nehirler çıkar, bazıları da vardır ki yarılıp içinden sular akar ve yine bazıları vardır ki, Allah’ın haşyeti ile dağlardan yuvarlanıp düşerler. Allah Teâla işlediğinizden gafil değildir.

(75) – Onların “Yahudun” size iman etmelerini temenni edersiniz? Onlardan bir fırka Allah’ın kelamını işitip manasını anladıktan sonra, onu bile bile tahrif ettiler.

(76) – Müminlere mülaki olduklarında iman ettik derler, birbirleriyle yalnız kaldıklarında: “Rabbiniz indinde … … hacet getirmeleri için Allah’ın size feth (açıkladığı) ettiği şeyi onlara söyler misiniz, bundaki yanlışlığı düşünmüyor musunuz?” derler.

(77) – Onlar, gizledikleri ve ayan ettikleri şeyleri Allah’ın bildiğini bilmezler mi?

(78) – Onlardan ümmiler vardır ki kitabı bilmezler. Ancak onların bildikleri şey, işittikleri şeylerdir ve bunda da zandadırlar.

(79) – Elleriyle kitabı yazıp sonra onunla değersiz şeyleri satın almak için, “Bu Allah tarafındandır” diyenlere, elleriyle yazdıkları ve bundan kazandıkları şey için onlara azap vardır.

(80) – “Bizi cehennem ancak birkaç gün mes eder” dediler. De ki: “Allah’tan vaat mı aldınız? Eğer öyle ise Allah ahdinde hilaf istemez. Yoksa Allah hakkında bilmediğinizi mi söylüyorsunuz?”

(81) – Evet! Günahı kazanan ve o günah da onu ihata eden, orada daima kalmak üzere cehennem ehlidir.

(82) – İman edip amel-i saliha işleyenler de ehl-i cennet olup, orada ebedi kalırlar.

(83) – Zikir et şu vakti ki biz, Allah’tan başkasına tapmayınız, ana ve babanıza, akrabanıza, yetimlere ve fukaraya iyilik ediniz ve insanlara güzel söyleyiniz, namazı kılınız ve zekâtı veriniz diye Ben-i İsrail’den misak aldık. Sonra sizden azınızdan gayri bu ahdinizden döndünüz. Siz haktan ağraz (Hakka düşmanlık eden) eder bir kavimsiniz.

(84) – Kanınızı dökmeyiniz, kendinizi diyarınızdan çıkarmayınız diye sizden misakınızı aldık. Siz de bunu kabul ve ikrar ettiniz. Buna şehadet edersiniz.

(85) – Sonra siz öyle bir cemaatsiniz ki, nefsinizi katleder ve bir takımınızı diyarlarından çıkarırsınız. Onlar aleyhinde günah ve zulüm ile birbirinize muavenet (yardım) edersiniz. Size esirler getirilir ise onların kurtulması için fidyelerini verirsiniz. Hâlbuki onları yerlerinden ihraç size haram idi. Yoksa kitabın bir kısmına iman eder bir kısmına küfür mü eylersiniz? Sizden bu işleri yapanların cezası hayat-ı dünyada zillet ve hakarettir. Kıyamet gününde en şiddetli azaba red (düçar, döndürülür) olunurlar. Allah işlediğiniz şeylerden gafil değildir.

(86) – Onlar ahiretlerini vererek dünya hayatını satın aldılar. Onlardan azap tahfif edilmez ve onlara nusret dahi olunmaz.

(87) – Biz Musa’ya kitabı verdik. Arkasından sırasıyla resuller gönderdik. Ve İsa İbn-i Meryem’e mu’cizat vererek O’nu Ruhül-Kudüs ile kuvvetlendirdik. Her defa size nefsinizin istemediği şeyle bir resul gelse, ona karşı bir kibir ettiniz ve onların bir kısmını inkâr bir kısmını da katl eylediniz.

(88) – Yahudiler, “kalbimiz kılıflıdır” dediler. Belki Allah Teâla küfürleri sebebiyle onlara lanet etmiştir. Onlardan pek azından başkası iman etmezler.

(89) – Onlara kendi kitaplarını tasdik edici olarak Allah tarafından bir kitap geldikde  – ki o kitapla müşrikler üzerine feth ümit ederlerdi – onu inkâr eylediler. Kâfirlere Allah’ın laneti olsun.

(90) – Kullarından dilediği birine Allah fazlıyla kitap ve nübüvvet verdiğine hasetle, Kitabullah’a küfür ederek nefislerine ne fena şey satın aldılar. Ve Allah tarafından gazap üstüne gazaba müstehak oldular. Kâfirlere terzil (rezil) edici azap vardır.

(91) – Onlara, “Allah’ın inzal eylediğine iman edin” denilirse, “bize indirilen dine iman ederiz” derler ve ondan sonra olanları inkâr ederler. Hâlbuki o sonraki beraberlerindeki kitabı tasdik eden bir hak kitaptır. De ki: “Eğer siz müminlerden idiyseniz bundan evvel Allah’ın peygamberlerini ne için katl ederdiniz?

(92) – Musa size mücizat ile geldi. O’nun Tur’a gittiğinden sonra buzağıyı ilah ittihaz ettiniz. Siz zalimlerdensiniz.

(93) – Şu vakti yâd edin ki, sizden misakınızı aldık ve Tur’u üstünüze kaldırdık. Verdiğimizi kuvvetle alın ve emri dinleyin dedik. Onlar, “işittik ve asi olduk” dediler. Küfürleri sebebiyle buzağının muhabbeti kalplerine yer etmişti. De ki: “Eğer müminlerden iseniz, imanınız size ne fena şeyi emir ediyor.”

(94) – De ki: “Eğer dar-ı ahiretin indallah size mahsus olduğu sözünüzde doğru iseniz, mevti temenni ediniz.

(95) – Onlar kendilerinden evvel elleriyle gönderdikleri amelleri sebebiyle, ölümü katiyen temenni etmezler. Allah zalimleri bilir.

(96) – Onları hayata herkesten ve hatta müşriklerden ziyade haris bulursunuz. Her biri bin sene yaşamayı ister. Hâlbuki bu uzun ömür, onları azabdan kurtarmaz. Allah işledikleri şeyi görücüdür.

(97) – Cebrail’e düşman olana de ki: “O, Kur’an’ı evvelki kitaplara musaddık ve müminlere rehber-i hidayet ve beşaret olarak, Allah’ın izniyle senin kalbine indirmiştir.

(98) – Allah’a, meleklerine, resullerine,  Cebrail ve Mikail’e düşman olan kâfirdir ve Allah kâfirlere düşmandır.

 (99) – Biz sana aşikâr ayetler indirdik. Onlara ancak fasık olanlar küfür ederler.

(100) – Onlar her defa ki bir ahit ettiler, onlardan bir fırka o ahdi attılar nakız ettiler. Belki – belli ki – ekserisi iman etmezler.

(101) – Vakta ki onlara ellerindeki kitaba musaddık olarak, Allah tarafından bir resul geldi. Ehl-i Kitaptan bir fırka, Allah’ın kitabını arkalarına attılar. Sanki onu bilmezler?

(102) Yahudiler şeytanların Süleyman’ın mülküne iftira eyledikleri şeye tabii oldular. Süleyman küfür etmedi, velakin şeytanlar küfür ettiler. Sihre talim ederlerdi. Babil’deki Harut ve Marut nam iki meleğe inzal olunan şeye de tabii oldular. İki melek: “Biz fitneyiz, küfr etme” demedikçe kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlardan koca ile karısının arasını tefrik eden şeyi öğreniyorlardı. Sahirler, Allah’ın izni olmaksızın sihir ile kimseye bir zarar veremezler. Kendilerine zararı olan ve faidesi de olmayan şeyi de öğreniyorlardı. Hâlbuki sihri ihtiyar edenlere ahirette nasip olmadığını bilirlerdi. Eğer bilseler, nefislerine ne fena şeyi satın aldılar.

(103) – Eğer iman ve ittika etselerdi, Allah’ın sevabı onlara daha hayırlı idi. Eğer bunu bilselerdi.

………………………………………

devam edecek.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir