Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)
14-Cevdet Paşa meali – İbrahim Suresi
Mekke’de nazil olmuş 52 ayettir.
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım
1- Ben her şeyi gören Allah’ım. İnsanları zulümattan (karanlıklar) nura çıkarıp rablerinin izniyle Aziz Hamit olan Allah’ın yoluna götürmek için, sana indirdiğimiz kitaptır.
2- O Allah ki, göklerde ve yerde olan şeylerin sahibi ve malikidir. Şiddetli azap ile helak kâfirleredir.
3- Onlar ki, dünya hayatını ahiret hayatından fazla sevdiler ve halkı Allah’ın yolundan mani ile onları eğri yola sevk etmek istediler. İşte onlar rahmetten uzak dalalettedirler.
4- Biz resulleri, onlara beyan ve tefhim (açıklama) etmeleri için, ancak kavminin lisanıyla gönderdik. Allah dilediğini izlal (alçaltma, tahkir etme) ve dilediğine hidayet eder ve O galip ve Kadir-i Hakimdir.
5- Biz Musa’yı, kavmini zulümattan (karanlıklar) nura çıkar ve onlara Allah’ın eyyamını (günlerini) tezekkür (hatırlama, hatıra getirme) ettir diye mucizatımızla (mucizelerle) gönderdik. Bunda her şükür eden sabırlıya ayet vardır.
6- Musa kavmine: “Size en fena azabı çektiren, erkek çocuklarınızı kesip kızları hayatta bırakan al-i Firavundan sizi kurtardığı zaman, Allah’ın üzerinize olan nimetini zikir edin. Bunda sizin için büyük imtihan vardır” dediğini yad et.
7- Yine Musa’nın: “Eğer şükür ederseniz nimetimi artırırım. Eğer küfür ederseniz azabım şiddetlidir diye rabbinizin ilan eylediğini de tezekkür (akla gelme, hatırlama) ediniz” dedi.
8- Ve yine Musa: “Eğer siz ve yeryüzünde olanların cümlesi küfür ederseniz, Allah’a ziyan etmezsiniz. Çünkü Allah alemin ibadetinden gani ve bütün hamdlere müstahaktır (hak etmiş, layık)” dedi.
9- Size, sizden evvel olan Nuh, Ad ve Semud kavimleriyle, onlardan sonra ancak Allah’ın bildiği kavimlerin haberleri gelmedi mi? Onlara resulleri mucizat (mucizeler) ile geldiler. Onlar ellerini ağızlarına koyarak, resulleri sukuta davet eylediler. Ve “sizin onunla irsal (gönderme, yollama) olunduğunuz şeye küfür ederiz ve biz sizin bizi ona davet ettiğiniz şeyden şek eyliyoruz” dediler.
10- Resulleri onlara: “Allah’ta şek olur mu? Gökleri ve yeri yaratan odur. Sizi günahlarınızdan mağfiret (bağışlama) etmek için davet eder. Ve sizi muayyen (belli, belirli) müddete kadar tehir edip yaşatır” dediler. Kavimleri: “Siz de bizim gibi beşersiniz. Bizi babalarımızın ibadet eylediği şeyden çevirmek istiyorsunuz. Bize aşikâr bir burhan getiriniz” dediler.
11- Resuller onlara: “Evet. Biz sizin gibi beşeriz. Lakin Allah kullarından dilediğine ihsan eder. Ve biz de Allah’ın izni olmadıkça size burhan (delil, hüccet) getirmek kudreti yoktur. Tevekkül ediciler Allah’a tevekkül etsin” dediler.
12- “Bize ne oldu ki Allah’a tevekkül etmeyelim? O bizi yollarımıza hidayet buyurdu. Biz sizin bize ezanıza (sıkıntı verme, üzme) sabır edeceğiz. Tevekkül edenler Allah’a tevekkül etsinler” dediler.
13- Kâfirler resullerine: “Sizi arzımızdan çıkaracağız. Yahut bizim milletimize avdet (dönme, geri gelme) edersiniz” dediler. Onlara rableri: “Zalimleri helak edeceğiz” diye vahiy etti.
14- “Ve sizi onlardan sonra arzda iskan (yerleşme) eyleyeceğiz. Bu benim makamımdan ve vaidimden (korkutma) korkan içindir” buyurdu.
15- Resuller Allah’tan fetih istediler. Ve her bir inatçı cebbar (zor kullanan) helak oldular.
16- Helakten sonra onlara cehennem vardır. Orada irinli su ile sulanırlar.
17- O irinli suyu yutamadıklarından yudum yudum içerler ve üzerlerine ölüm her taraftan hücum ederse de, ölemezler. Bundan sonra da gayz-ı azap (hiddetli azap) vardır.
18- Rablerine küfür edenlerin amellerinin misali, fırtınalı bir günde, şiddetli bir rüzgâra maruz olan kül gibidir. Kazandıklarından ellerine bir şey geçmez. Bu hal rahmetten uzak, dalalettir.
19- Bilmez misin ki Allah gökleri ve yeri hak olarak halk (yaratma) etti. Eğer dilese sizi izale (ortadan kaldırma) edip yerinize diğer bir halk (toplum, topluluk) getirir.
20- Ve bu Allah için güç değildir.
21- Cümlesi Allah’ın huzuruna getirilir. Zayıfları, dünyada büyüklük gösterenlere, “biz size tabii idik. Şimdi bizi Allah’ın azabından kurtaramaz mısınız?” derler. Onlar da: “Eğer Allah bize hidayet etmiş olsa idi, biz de size hidayet ederdik. Şimdi sızlanıp inlesek de, sabır etsek de müsavidir (eşit, aynı). Bizim için kurtuluş yoktur” derler.
22- Mahşerde hüküm sadır olduğu zaman (ortaya çıktığı zaman) şeytan onlara: “Allah size hak olarak vaat etti. Ben de size vaat eyledim ve vaadimde hilaf (ters, aykırı) ettim. Benim sizin üzerinizde kudretim ve tasallutum (hükmetme, tahakküm) yoktu. Ancak sizi davet ettim ve siz de icabet eylediniz. Beni levm etmeyin (kınamayın, aşağılamayın), kendi nefsinizi levm ediniz. Ne ben size ve ne de siz bana yardım edebilirsiniz. Zalimlere elemli azap vardır” der.
23- İman edip amel-i saliha işleyenler, ağaçları altından nehirler akan cennetlere idhal (içeri koyma) olunurlar. Orada ebedi olarak kalırlar. Cennette onların tahiyatları selamdır.
24- Görmez misiniz ki Allah nasıl misali darb (örnek verir) eder. Bir kelime-i tayyibe (güzel söz), aslı yerde sabit ve dalları gökte bulunan bir iyi ağaç gibidir.
25- Rabbinin izniyle meyvesi daimidir. Allah insanlara, düşünüp akıllarını başlarına almaları için misali darb (vurma, vuruş) eyler.
26- Bir fena kelime bir ağaç gibidir. Kökü olmadığından, hafif bir rüzgâr onu yerinden koparır.
27- Allah iman edenleri, dünya ve ahiret hayatında kelime-i sabite (sağlam söz) ile sebatlandırır ve zalimleri dalalete düşürür. Ve Allah dilediğini icra (yürütme, uygulama) eder.
28- Şunları görmez misiniz ki, Allah’ın nimetini küfürle tebdil (değiştirme) ettiler ve kavimlerini de dar-ı helake (cehennem) soktular.
29- O dar-ı helak, vasıl (varma, ulaşma, kavuşma) olacakları cehennemdir. Ne fena karargâhtır.
30- Ve kavimlerini Allah’ın yolundan şaşırtmak için, Allah’a şerikler ve emsaller yaptılar. Deki: “Dünyada istifade ediniz. Nihayet gideceğiniz cehennemdir.
31- İman eden kullarıma söyle ki, namazlarını ikame etsinler, kendilerine verdiğimiz şeylerden, onda alış veriş ve dostluk olmayan gün gelmezden evvel gizli ve aşikâr olarak infak eylesinler.
32- Rabbiniz O Allah’tır ki, gökleri ve yeri yarattı. Gökten su indirip onunla size rızık olarak mahsul ve meyve çıkardı. Denizde emriyle yürüyen gemiyi size musahhar (boyun eğdirilmiş) kıldı. Ve nehirleri de size teshir (zapt etme, ele geçirme) eyledi.
33- Birbirini takip eden güneş ve ayı ve geceyi ve gündüzü size musahhar (boyun eğdirilmiş) etti.
34- Ve size her istediğinizi verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini teaddid (saymak) etmek isteseniz sayamazsınız. İnsan muhakkak kendi nefsine zulüm edici ve nimete küfran eyleyicidir.
35- Şunu yad et ki, İbrahim: “Ya rabbi! Bu beldeyi emin kıl. Beni ve evlatlarımı putlara tapmaktan uzak et.”
36- “Ya rabbi! O putlar insanlardan, insanlardan birçoklarını yolundan şaşırtırlar. Bana tabii olan bendendir ve bana asi olan senin kudretin altındadır. Sen Gafur-ur Rahimsin.”
37- “Ya rabbi! Ben Beyt-ül Haramın yanında, ekinsiz bir vadide, zürriyetimden bir kısmını iskân ettim. Ya rabbi! Bu iskân Beyt-ül Haramda ikame-i salat etmeleri içindir. Nasdan (insanlardan) bir kısmının kalplerini onlara meyil ettir. Ve bana şükür etsinler için onları meyveler mahsuller ile merzuk (rızıklandırma) et.”
38- “Ya rabbi! Sen bizim ihfa (gizleme, saklama) ve ilan eylediğimiz şeyleri bilirsin. Yerde ve gökte Allah’tan bir şey gizli olmaz.”
39- “Bana ihtiyarlığımda İsmail ve İshak’ı ihda (hediye verme) eden Allah’a hamd ederim. Muhakkak rabbim duayı işitendir.”
40- “Ya rabbi! Beni ve zürriyetimden bir kısmını namazı ikame edenlerden kıl. Ya rabbi! Duamı kabul buyur.”
41- “Ya Rabbi! Bana ve valideme ve müminlere, hesabın görüldüğü günde mağfiret eyle” dedi.
42- Allah’ı, zalimlerin işlediklerinden gafil sanma. Onların azabını gözlerinin karardığı güne tehir (erteleme) eder.
43- O gün gözlerini yukarı dikmiş ve başlarını kaldırmış oldukları halde, mebhut (şaşkın, şaşırmış) ve kendilerinden bi-haber dururlar. Gözleri kendilerine bile dönmez ve kalpleri idrak ve düşünceden halidir (boş, tenha, ıssız).
44- Nası (insanları) inzar (uyarmak) et. Azabın geldiği gün nefislerine zulüm edenler: “Ya rabbi! Bizi yakın bir müddete kadar tehir (erteleme, geri bırakma) et, davete icabet edelim ve resullerine tabii olalım” derler. Onlara: “Bundan evvel size zeval (yok olma) olmadığına yemin etmediniz mi?” denilir.
45- “Ve siz nefislerine zulüm edenlerin meskenlerinde sakin oldunuz ve bizim onlara ne yaptığımız size tebeyyün (açık olma) etti. Bundan başka da size misaller darb (vurma, vuruş) ettik.”
46- Onlar hilelerini yaptılar ve mekirlerine (tuzak) Allah mukabele (karşılık) buyurdu. Onların fikirleri dağları devirecek kuvvette ise de, tesirsiz kaldı.
47- Resullerine olan vaadinde Allah’ı hilaf (ters, aykırı) eder zan etme. Allah galip, kadir ve intikam sahibidir.
48- Arz başka bir arza, gök de başka bir göğe tebdil (değişme) olduğu günde onlar, Kahhar ve bir olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.
49- O gün mücrimleri (günahkâr) çift çift zincirlerle bağlanmış görürsün.
50- Gömlekleri katrandandır ve yüzlerini kaplar.
51- Allah her nefsin kazandığı şeyin cezasını verir. Allah seri-ül hesaptır (hesabı çabuk gören).
52- Bütün bunlar nasa (insanlara) beyan ve tebliğdir. Onunla inzar (uyarma) olunsunlar ve bilsinler ki, Allah ilah-ı vahiddir (tek ilah) ve erbab-ı akıl (akıl sahipleri) da tezekkür (akla getirme, düşünme) eylesin.