Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)
13-Cevdet Paşa meali – Rad Suresi
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım
1- Ben bilen ve gören Allah’ım. Sana zikrettiğimiz haberler, evvelki kitapların ayetleridir. Ve sana rabbin tarafından indirilen Kur’an haktır. Velakin nâsın (insanların) ekserisi iman etmezler.
2- Ve Allah ki, gökleri görünen direkleri olmaksızın yükseltti sonra arş üzerine istiva buyurdu. Güneş ve ayı musahhar (boyun eğme, eğdirme) etti. Cümlesi bir vakit-i muayyene (belirli) kadar cari olurlar. Umuru (işleri) tedbir eder. Rabbinizin likasına (buluşma, kavuşma) kati surette inanasınız için ayetlerini tafsil (açıklama) eyler.
3- O Allah’tır ki, arzı (dünya) yaptı ve onda dağlar ve nehirler kıldı. Ve onda her meyveden ikişer çift yarattı. Gece gündüzü örter. Tefekkür eden kavim için bunda ibretler vardır.
4- Arzda birbirine mücavir (komşu) kıtalar, üzüm bağları, mezruat (ekinler), birbirine mülaki (kavuşma) salkımlı ve salkımları iri iri hurma ağaçları, bahçeleri vardır. Cümlesi bir su ile sulanırlar. Bazısını bazısı üzerine lezzette üstün eyleriz. Teakkul (akletme) eden kavim için bunda kudretimize ayetler vardır.
5- Ne kadar taaccüb (şaşma, şaşırma) etsen yeri vardır. “Biz öldükten toprak olduktan sonra yeniden halk (yaratılma) olur muyuz?” demeleri şayan-ı taaccübdür (şaşkınlık). Onlar rablerine küfür edenlerdir. Onların boğazlarında zincirler vardır. Onlar orada muhalled (ebedi) olmak üzere cehennem ehlidirler.
6- Müşrikler, iyilikten evvel fenalığı getirmeye istical (acele) ederler. Onlardan evvel de bunun misalleri geçti. Rabbin, nefislerine zulüm edenlere mağfireti ebter (sonuçsuz) ve aynı zamanda da ikabı (azap, ceza) şiddetlidir.
7- Kâfirler: “Ne için Muhammed’e Rabbinden bir mucize indirilmedi?” derler. Sen ancak inzar (uyarma, korkutma) edicisin. Her kavim için bir hâdi (doğru yolu gösteren, hidayet eden) ve rehber vardır.
8- Allah her hamilenin taşıdığını ve erhamda (rahim) artan ve eksileni bilir. Her şey onun indinde (katında) mukadder (hükmetmek) ile muayyendir (belli, belirli).
9- O gaybı ve hazırı bilen gayet âli ve pek büyüktür.
10- Sizden sözünü gizleyen ve cehr (yükseltme) eden, gecede saklanan ve gündüzde iş gören, onun indinde (katında) müsavidir (eşit).
11- Onun muakıbları (takip eden, peşi sıra giden) vardır ki, insanları önünden ve arkasından giderek Allah’ın emriyle hıfzederler (korumak, muhafaza etmek). Bir kavim nefislerinde olan iman ve ihlası tagayyür (değiştirme) etmedikçe, Allah onlara olan nimetini tagayyür etmez. Allah bir kavme fenalık murat ederse, onu geri çevirecek yoktur. Ve size ondan başka veli ve dost bulunmaz.
12- Size şimşeği korku ve umut ile gösteren ve yağmurlarla ağırlaşmış bulutları yapan odur.
13- Gök onun hamdıyla, melekler de ondan korkularıyla tesbih ederler. Yıldırımları gönderip onlarla dilediğine musab (bela, musibet) eder. Hâlbuki kâfirler Allah hakkında mücadele ederler. Ve Allah kudret ve ikabında (cezalandırma) şiddetlidir.
14- Hak olan dua Allah’a mahsustur. Onun gayrına dua edenlere, dua ettikleri şeyler icabet etmezler. Bu, suyu ağzına götürmek maksadıyla elini suya uzatan ve fakat ona bir türlü erişemeyen gibidir. Kâfirlerin duaları ancak dalalette ve batıldır.
15- Göklerde ve yerde olan şeyler ve gölgeleri tav’an (isteyerek) ve kerhen (istemeyerek) sabah ve akşam Allah’a secde ederler.
16- Deki: “Göklerin ve yerin rabbi kimdir?” “Allah’tır” diye cevap verir. Deki: “Ondan gayrı olup kendi nefislerine bile fayda ve zararları olmayan şeyleri dost mu ittihaz (edinme) edersiniz?” Deki: “Kör ile gözlü müsavi (eşit) olur mu? Yahut zulümat (zulüm) ile nur müsavi midir? Yahut şerik ettikleri şeyler Allah’ın halkı (yaratma) gibi halk ettiler de şüpheye mi düştüler?” Deki: “Her şeyi halk eden Allah’tır. Ve O bir ve kahhardır.
17- Gökten su indirdi. Vadiler istiabı (içine alma, alabildiğince) derecesinde aktılar. Selin üstündeki köpük boşa gider. Avani (kapkacak) yapmak için erittiğiniz madenin üstünde de su gibi köpük vardır. Allah size hak ve batıl arasında böylece misal verir. Köpük gider zail (yol olma) olur ve insanlara nafi (faydalı) olan şey ise arzda (dünyada) kalandır. Allah böyle misaller verir.
18- Rablerinin emrine icabet edenlere, ahirette güzel mükâfat vardır. Emrine icabet etmeyenler, yeryüzünde bulunan şeylerin cümlesini ve bir misli de fazlasına malik olsalar, azaptan kurtulmak için onu feda ederlerdi. Onlara fena hesap vardır ve yerleri cehennemdir. O da ne fena yerdir.
19- Rabbin tarafından sana indirilen din ve Kur’an’ın hak olduğunu bilen, hakkı görmeyen kör gibi midir? Onunla ancak erbab-ı akıl (akıl erbabı, düşünenler) mütezekkür (akla getirme, düşünme) olurlar.
20- Allah’ın ahdine vefa edip, misaklarını (söz verme) nakz (bozma) etmeyenler,
21- Allah’ın emreylediği sılah-i rahme riayet edenler, rablerinden haşyet (ürperme, korkma) ile fena hesaptan korkanlar,
22- Rablerinin rızasını tahsil (alma) maksadıyla sabır edenler, namazlarını kılan ve onlara verdiğimiz şeylerden infak eyleyenler, dar-ı ahirete nail olurlar.
23- O dar-ı ahirette (ahiret yurdu) adin cennetleridir. Oraya kendileri ve babalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden salih olanlar girerler. Her kapıdan melekler yanlarına gelirler.
24- “Düyada sabrınız cihetiyle (sebep, vesile) Allah’ın selamı size olsun. Dar-ı ahiret ne güzel yerdir” derler.
25- Misaktan (söz verme) sonra Allah’ın ahdini nakzedip (bozma), sıla-i rahmi kesenlere ve arzda fesat edenlere lanet ve cehennem vardır.
26- Allah dilediğine rızkı bast (yayma, açma) eder ve dilediğine de kısar. Müşrikler dünya hayatıyla ferahlanırlar. Hayat-ı dünya (dünya hayatı) ahirete nispeten az şeydir.
27- Kâfirler: “Muhammed’e ne için bizim dilediğimiz gibi bir mucize indirilmedi?” derler. Deki: “Allah istediğini dalalete düşürür ve tövbe edenlere de hidayet eyler.
28- Onlar iman eden ve kalbi Allah’ın zikriyle mutmain olanlardır. Ağah (haberli) olun ki Allah’ın zikriyle kalpler mutmain olur.
29- Mümin olup amel-i saliha işleyenler ne mutlu adamlardır. Onlara ahirette iyi mekân vardır.
30- Sana vahiy eylediğimiz Kur’an’ı onlara tilavet (okuma) etmen için, seni kendilerinden evvel ümmetler geçen ve rahmana küfür eden bir ümmete gönderdik. Deki: “Rahman benim rabbimdir. Ondan başka ilah yoktur. Ona tevekkül ettim ve tövbe edilecek Odur.
31- Eğer Kur’an ile dağlar yürüse, yer yarılsa veya ölüler tekellüm (konuşma) etse, onlar iman etmezler. Muhakkak bütün umur (işler) Allah’a racidir (dönücüdür). İstese bütün insanlara Allah’ın hidayet edeceğini müminler bilmez mi? Kâfirler işledikleri kabahatten dolayı başlarına gelecek beladan kurtulamazlar. Yahut o bela hanelerine karib (yakın) bir mahale nazil (inme) olur. Nihayet Allah’ın vadi olan azap gelir. Allah miadında (söz, sözünde) hilaf (ters, aykırı) etmez.
32- Senden evvel de resuller istihza (alay edilmek) olundu. O kâfirlere imhal (yok etme, ortadan kaldırma) ettim sonra helak eyledim. Onlara ikabım (azap, ceza) nasıl oldu.
33- Her nefis kazandığı hayrı ve şerri görüp bilen ile kâfirlerin Allah’ın şeriki (ortağı) dedikleri putlar bir midir? Deki: “Onları tesmiye (ad koyma) ve vasıf edin. Yoksa Allah’a dünyada bilmediği şeyi mi bildiriyorsunuz? Yahut bu zahiri bir söz müdür? Küfür eden ve Allah’ın yolunu mani eyleyenlere hileleri tezyin (süslü) kılındı. Allah’ın şaşırttığına hidayet edecek yoktur.
34- Onlara hayat-ı dünyada (dünya hayatında) azap vardır. Ahirette azabı ise daha meşakkatlidir.
35- Erbab-ı ittikâya (korku ehline) vaat olunan cennetin misali şöyledir ki: Ağaçları altından nehirler akar ve nimetleri ve gölgeleri daimidir. Bu cennet ittika (korkma, çekinme) edenlerin akıbet gidecekleri yer olup kâfirlerin gidecekleri yer de cehennemdir.
36- Ehl-i Kitap sana inzal (inme, indirilme) olunan Kur’an ile ferahlanırlar. Onların cemaatlerinden bir fırka da Kur’an’ın bir kısmını inkâr ederler. Deki: “Ben Allah’a ibadet etmek ve ona şirk etmemek ile emir olundum. Ona davet ederim ve rücum da (dönme, dönüş) Onadır.
37- Evvelki resullere kendi lisanlarıyla gönderdiğimiz gibi sana da Arabi hüküm irsal (gönderme) ettik. Sende ilim hâsıl olduktan sonra, onların hevasına tabii olur isen, Allah’tan gayrı sana bir dost ve yardım edici yoktur.
38- Senden evvel gönderdiğimiz resullere zevceler ve zürriyetler verdik. Allah’ın izni olmadıkça resul mucize getirmeye kadir değildir. Her ecel ve vade yazılıdır.
39- Dilediğini Allah Kitab-ı Mübinden mahveder. Ve dilediğini isabet eyler. Ümmül Kitap (kitapların anası) onun indindedir (katındadır).
40- Onlara vaat eylediğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veyahut seni bunu görmeden vefat ettiririz. Sana lazım olan tebliğdir. Hesapları ise bize aittir.
41- Görmezler mi ki, biz kâfirlerin yerlerini dört tarafından azaltmaktayız. Allah hüküm edince onun hükmünü tehir edecek yoktur. Allah seri-ül hesaptır (hesabı çabuk gören).
42- Onlardan evvel gelen ümmetler resullerine mekir (tuzak) ve hile ettiler. Allah bütün mekirlere mukabele eder. Her nefsin ne kazandığını bilir. Kâfirler de dar-ı ahirette kime ne olacağını kariben (yakında) bileceklerdir.
43- Kâfirler: “Sen resul değilsin” derler. Deki: “Sizinle benim aramda şahit olarak Allah ve indinde ilm-ü kitap (kitaptan ilmi olanlar) bulunan kâfidir.