Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)
27- Cevdet Paşa Meali – Neml Suresi
Not: Cevdet Paşa mealinde, 44. ayeti 44 ve 45 olarak ikiye bölmüş ya da baskı hatasından dolayı böyle olmuş. Bu sebepten orijinal metinde ayet sayısı 94 olmuştur. Biz, çevirimizde Mushaf’taki sıralamayı esas aldık. Okuyucu bu ikazı dikkate alırsa karışıklık yaşamayacaktır.
Mekke’de nazil oldu, 93 ayettir.
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım.
1- Tarik-i müstakim (dosdoğru yol) ve selamet-i kulüb (kalplerin kurtuluşu) hakkı için bu ayetler Kur’an’ın ve Kitab-ı Mübinin (eğri ile doğruyu birbirinden ayıran kitap) ayetleridir.
2- Müminlere hidayet ve beşarettir (müjdedir)
3- O müminler ki namazlarını ikame ederler ve zekâtlarını verirler ve ahiretlerine şeksiz (şüphesiz) inanmışlardır.
4- Ahirete iman etmeyenlere amellerini müzeyyen (süslü, güzel) kıldık. Onlar körler gibi hayret içinde dolaşırlar.
5- Onlara fena azap vardır. Ve onlar ahirette en ziyade ziyan edicilerdir.
6- Sen Kur’an’ı hakim ve alim olan Allah’tan telakki edersin.
7- Musa ehline: “Ben bir ateş gördüm. Ondan size bir haber veyahut ısınasınız için bir köz getireyim” dedi.
8- Musa ateşin yanına geldiğinde nida (seslenme) olundu ki: “Bu ateş ve onun etrafında olanlar mübarek kılındı. Rabbül alemin her noksandan münezzehtir.”
9- “Ey Musa! Ben galip ve kadir ve hakim olan Allah’ım.”
10- “Ve asanı yere bırak.” Musa asanın bir cin gibi hareket eylediğini gördüğünde, geri dönüp kaçtı ve onu takip etmedi. Nida ilave etti: “Ya Musa! Korkma. Benim indimde (katımda, yanımda) resuller korkmazlar.”
11- “Ancak nefislerine zulüm edenler korkar. Sonra fenalığı eliyle tebdil (değiştirme) edene ben Gafur-ur Rahimimdir.
12- “Elini koynuna sok. Onu, üzerinde hiç lekesiz, güneş gibi beyaz ve parlak çıkarırsın. Dokuz mucize ile Firavun kavmine git. Onlar fasık bir kavim oldular.
13- Firavun ve kavmine, onun risaletine (peygamberlik) delalet eden mucizatımız (mucizeler) geldiğinde, “bu aşikâr bir sihirdir” dediler.
14- Nefisleri buna inandığı halde, zulüm ve kibirleri dolayısıyla inkâr ettiler. Nazar (bakma, görme) et ki, müfsitlerin (ifsat eden, toplumu bozanlar) akıbeti nasıl oldu.
15- Biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar: “Bizi mümin kullarından bir çoğu üzerine tafzil (üstün) buyuran Allah’a hamd eyleriz” dediler.
16- Süleyman Davud’a varis oldu ve: “Ey nas (insanlar)! Bize kuşların dili talim olundu ve her türlü şeyden inayet (lütuf, ihsan) ve ihsan edildi. Bu muhakkak aşikâr bir fazl-u keremdir (lütuf, ihsan)” dedi.
17- Süleyman için cinden ve insanlardan ve kuşlardan askerler cemii (toplama) edildi. Bunlar daima onunla giderlerdi.
18- Hatta karınca vadisine geldiklerinde, bir karınca: “Ey karıncalar! Meskenlerinize (yuvalarınıza) giriniz. Sizi Süleyman ve askerleri bilmeyerek çiğnemesinler” diye nida (seslenmek) etti.
19- Süleyman karıncanın bu sözünden tebessüm ile güldü ve: “Ya Rabbi! Beni muvaffak et ki, bana ve babama olan nimetlerine şükür edeyim ve ondan razı olacağı salih ameller işleyeyim. Ve beni rahmetin ile salih kullarının zümresine (grup, sınıf) idhal (katma) et” dedi.
20- Kuşları gözden geçirdiğinde: “Ne oldu? Hüdhüdü göremiyorum. Yoksa evvelden yok mu idi?” dedi.
21- “Onu şiddetli azap ile tazip (eziyet verme, üzme) ederiz yahut boğazını keseriz yahut da bana hazır olmaması esbabını (sebebini) aşikâr bir hüccetle (delil) gösterir” dedi.
22- Biraz sonra hüdhüd geldi ve: “Senin görmediğini gördüm. Ve sana Sebe Memleketinden doğru bir haber getirdim.”
23- “Orada bir kadının onlara hükümdar olduğunu gördüm ki, ona her şey verilmiştir. Ve onun gayet büyük bir tahtı vardır.”
24- “Onu ve kavmini Allah’tan başka güneşe secde edenler buldum. Şeytan onlara amellerini tezyin (süsleme) etmiş ve onları doğru yoldan mani eylemiştir. Onlar hidayete gitmezler.”
25- “Şeytan onları, göklerde ve yerdeki gizlileri aşikâr eden ve gizlediğiniz ve aşikâr ettiğinizi bilen Allah’a secdeden mani eylemiştir.”
26- “O Allah’tır ki, arşı azimin (büyük arş) Rabbidir” dedi.
27- Süleyman:“Bakalım doğru mu söylüyorsun, yoksa yalancılardan mısın.”
28- “Bu mektupla git ve onu onlara at. Sonra onlardan bir tarafa çekilerek ne yolda cevaba müracaat edeceklerine nazar (bakma) et” dedi.
29- Sebe Melikesi: “Ey cemaat: Bana bir muhterem mektup atıldı.”
30- “O Süleyman’dandır. Bismillahirrahmanirrahim.”
31- “Bana karşı büyüklük göstermeyin. Müslüman olarak bana gelin der” dedi.
32- Yine: “Ey cemaat! Bana bu işte rey veriniz. Ben sizin reyiniz olmadıkça bir işe katiyen hüküm etmem” dedi.
33- Cemaat: “Biz kuvvet sahibi ve harp ve darba şiddetle kadir bir kavimiz. Emir sana aittir. Bak nasıl edersen emir et” dediler.
34- Melike: “Padişahlar bir memlekete girerlerse, onu ifsat (bozma) ederler ve ahalisinin en azizlerini en zelil kılarlar. Onların işi böyledir.”
35- “Ben ona bir hediye ile bir elçi göndereceğim ve onun ne cevapla avdet (dönüş) edeceğine intizar (bekleme) edeceğim” dedi.
36- Süleyman’a elçi geldiğinde, Süleyman: “Bana mal ile imdat mı ediyorsunuz? Allah’ın bana verdiği sizin hediyenizden hayırlıdır. Belki siz hediyeniz ile ferahlanırsınız.”
37- “Onlara dön haber ver ki, bundan evvel misli görülmemiş askerlerle üzerlerine geleceğim ve onları zelil ve hakir olarak memleketlerinden çıkaracağım” dedi.
38- Süleyman kendi cemaatine: “Ey arkadaşlarım! Onlar Müslüman olarak buraya gelmezden evvel, melikenin tahtını hanginiz buraya getirirsiniz?” dedi.
39- Cinlerden bir ifrit: “Sen makamından kalkmazdan evvel onu buraya getiririm. Bunun için kuvvetim ve emniyetim vardır” dedi.
40- Kendinde kitaptan bir ilim olan: “Ben onu sen gözünü yumup açıncaya kadar getiririm” dedi. Süleyman melikenin tahtını karşısında görünce, “bu Rabbimin fazlıdır. Rabbim beni şükür mü veya küfür mü eder diye imtihan buyurdu. Şükür eden kendi nefsine şükür eder, küfür eden de Rabbine bir zarar veremez. Çünkü o gani (zengin) ve kerimdir (ikram sahibi)” dedi.
41- “Tahtı tebdil (başka şekle sokma) edin, bakalım tanır mı, yoksa tanımazlardan mı olur” dedi.
42- Melike geldiğinde, “bu senin tahtın mı” denildi. Melike, “odur ve bize evvelce ilim verilmişti ve biz Müslümanlardan idik” dedi.
43- Allah’tan başka ibadet eyledikleri onu yoldan mani etmişti. Çünkü o kâfir kavimden idi.
44- Ona, “havuza gir” denildi. Havuzu gördüğünde su zannederek bacaklarını açtı. Süleyman: “O billurdan bir havuzdur” dedi. Melike: “Ya Rabbi! Ben nefsime zulüm etmiştim. Ve Süleyman ile beraber alemlerin Rabbi olan Allah’a İslam oldum” dedi.
45- Biz Semud Kavmine, “Allah’a ibadet edin” emriyle kardeşleri Salih’i gönderdik. Onlar iki fırka olup, birbirleriyle muhasamaye (düşmanlık, kavga) başladılar.
46- Dedi ki: “Ey kavmim! Ne için haseneden (iyilik, güzellik) evvel seyyieyi (kötülük, çirkinlik) istical (acele etme) ediyorsunuz? Eğer Allah Tealaya istiğfar (tövbe) ederseniz, rahmet olunursunuz.”
47- Onlar: “Biz seninle ve senin beraberinde olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık. Salih: “Uğursuzluğunuz Allah tarafındandır. Belki siz şiddetle tecrid (ayrı tutma) olunan bir kavimsiniz” dedi.
48- Memlekette eşraftan arzda fesat eden ve ıslah etmeyen dokuz kişi vardı.
49- Bunlar aralarında: “Allah ile yemin ederiz ki, gece gidip Salih ve kavmini öldürelim ve sonra akrabalarına ehline helak olduğu yeri bile görmedik, biz sadıklarız diyelim” diye sözleştiler.
50- Onlar bir hile düşündüler. Biz de buna mekir (tuzak) ile mukabele ettik. Onlar bilmezlerdi.
51- Bak onların mekirlerinin (tuzaklarının) akıbeti nasıl oldu. Biz onları ve bütün kavimlerini tedmir (helak etme) ettik.
52- İşte haneleri zulümleri sebeple harap ve halidir (tenha, ıssız). Bunu bilen kavim için ayet ve ibret vardır.
53- Ve iman edip ittika (korkma, çekinme) edenleri kurtardık.
54- Ve Lut kavmine: “Onun fena olduğunu gördüğünüz halde, o fena işi işler misiniz?”
55- Siz kadınlardan başka erkeklere şehvetle mukarenet (cinsel birleşme) eder misiniz? Belki siz cahil bir kavimsiniz” dedi.
56- Kavminin cevabı: “Lut’u ve ehlini memleketinizden çıkarınız. Onlar temizlik sanar adamlardır” demek oldu.
57- Onu ve azap göreceklerden olmasını taktir eylediğimiz karısından başka bütün ehlini kurtardık.
58- Ve üzerlerine bir yağmur yağdırdık ki, inzardan (uyarma, korkutma) mütenebbi (peygamber) olmayanların ne fena yağmurudur.
59- Deki: “Allah’a hamd ve mümtaz (seçilmiş, seçkin) kıldığı kullarına selam olsun. Allah mı hayırlı? Yoksa şirk eyledikleri şeyler mi?”
60- Gökleri ve yeri hâlk (yaratma) eden ve sizin için gökten su indirip, onunla güzel bahçeler yapan kimdir? Siz onların ağaçlarını bitiremezdiniz. Allah ile beraber diğer ilah var mıdır? Belki onlar udul (sapma, dönme) eden bir kavimdirler.
61- Arzı karar mahalli ve arasında enhar (nehirler) hâlk (yaratma) eden, onda dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir hattı fasıl (sınır) koyan kimdir? Allah ile beraber diğer bir ilah var mıdır? Belki ekserisi bilmezler ve cahillerdir.
62- Muztar (sıkıntılı, çaresiz) olan kimse dua eylediğinde, ona icabet eden ve belasını izale (giderme) eyleyen ve sizi arz üzerinde her şeye hakim kılan kimdir? Allah ile beraber diğer bir ilah var mıdır? Azıcık düşünmez misiniz?
63- Sizi karanın ve denizin zulümatından (karanlıklar) hidayet eden kimdir? Ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen kimdir? Allah ile beraber diğer bir ilah var mıdır? Allah onların şerik (ortak) eylediklerinden ali oldu.
64- Halkı ibtidaen (yoktan, başlangıç) yaratan, sonra onu iade eden ve sizi gökten ve arzdan rızıklandıran kimdir? Allah ile beraber başka bir ilah var mıdır? Deki: “Eğer var der ve sözünüzde sadık iseniz, burhanınızı (delil) getirin.
65- Deki: “Göklerde ve yerde olan mugayyebatı (bilinmeyen, gayb olan) Allah’tan başka kimse bilemez. Ve onlar ne vakit bais (dirilme) olunacaklarını da bilmezler.
66- Onların ahirete ilimleri la-hak (yanılma, hata) oldu mu? Belki onlar ahiretten şekdedirler (şüphededirler). Belki kördürler.
67- Kâfirler: “Biz toprak olduktan sonra ve babalarımız da kabirden çıkar mıyız?” derler.
68- “Bununla biz ve evvelce de babalarımız vaat olunduk. Bunlar akvam-ı salifenin (geçmiş kavimler) efsanelerinden başka bir şey değildir” derler.
69- De ki: “Arzda seyir seyahat eden mücrimlerin (günahkâr) akıbetlerinin nasıl olduğuna nazar eden.”
70- Onların üzerlerine mahzun olma. Onların mekir (tuzak) ve hilelerinden kalbin sıkılmasın.
71- “Eğer sadık iseniz bu vaat ne vakittir?” derler.
72- De ki: “Belki istical (acele etmek) eylediğiniz azabın bazısı size pek yakındır.
73- Muhakkak Rabbin nas (insanlar) üzerine fazl-u kerem (bolca ikram eden) sahibidir. Velakin bazısı şükür etmezler.
74- Ve Rabbin onların kalbinde saklı olanı ve ilan eylediklerini bilir.
75- Gökte ve yerde bir kayıp şey yoktur ki, Kitab-ı Mübinde (Kur’an’ı Kerim) yazılıdır.
76- Ve bu Kur’an Ben-i İsrail’e ihtilaf eyledikleri şeylerin ekserisini beyan eyler.
77- Ve o müminlere hidayet rehberi ve rahmettir.
78- Rabbin onlar arasında adaletle hüküm eder. O galip ve kadir ve her şeyi bilicidir.
79- Allah’a tevekkül et. Sen aşikâr hak üzerindesin.
80- Sen ölüye ve arkalarını döndükleri zaman sağırlara söz işittiremezsin.
81- Ve sen körlere dalaletlerinde hidayet edici değilsin. Sen ancak ayetlerimize iman eden ve Müslüman olanlara sözlerini işittirirsin.
82- Onlar üzerinde hükm-ü kaza vaki (hüküm gerçekleştiğinde) olduğunda, onlara yeryüzüne bir dabbe çıkarırız ki: “Nas (insanlar) Allah’ın ayetlerine yakinen iman etmezler” diye onlara tekellüm (konuşma) eder.
83- Kıyamette her ümmetin ayetlerimizi tekzip (yalanlama) edenlerinden bir fevci (topluluk) haşır (diriltme) eder ve sevk eyleriz.
84- Mahşere geldiklerinde Allah onlara: “İlminiz ihata (kuşatma) etmediği halde ayetlerimizi tekzib mi ettiniz? Bundan başka ne işlediniz?” buyurur.
85- Zulüm ettikleri dolayısıyla, haklarında azap vaki olur ve onlar bir söz söylemezler.
86- Görmezler mi ki biz onda sakin olup istirahat eylesinler için geceyi ve görüp işleriyle meşgul olsunlar için de gündüzü yarattık. Bunda iman eden kavim için ibret vardır.
87- Surun üflendiği günde gökte ve yerde olanların, Allah’ın dilediklerinden başka cümlesi korkup sıçrarlar ve cümlesi ona zelil ve münkad (boyun eğme) olarak gelir.
88- Sen dağları görür ve onları camid (cansız, donuk) ve sabit zan edersin. Hâlbuki onlar bulutların yürüdükleri gibi yürürler. Allah Teala her şeyi itkan (sağlam) ve layık vecihle yarattı. Allah sizin işlediğiniz şeylerden haberdardır.
89- Bir iyilik işleyene, ondan hayır ile mükâfat olunur ve onlar kıyamet gününün korkusundan emin olurlar.
90- Fenalık işleyenler yüz üstü cehenneme atılırlar. Onlar kendi işlediklerinden gayrı ile ceza olunurlar mı?
91- Ben onu muhterem kılan beldenin Rabbine ibadet etmekle emir olundum ve her şey O’nundur. Ve Müslümanlardan olayım diye emir olundum.
92- Bu Kur’an’ı okuyup tebliğ ile de emir olundum. İhtida (doğru yola girme) eden kendi nefsine hidayet eder. Dalalete düşen de kendi nefsinedir. Deki: “Ben inzar (uyaran, korkutan) edenlerdenim.”
93- Deki: “Elhamdülillah. Ayetini size gösterecektir ve siz de onları anlayacaksınız ve Rabbin işlediğiniz şeylerden gafil değildir.
