İmam-ı Azam Ebu Hanife, kuşkusuz İslam fıkhının en önemli isimlerinden ve rey ekolünün en meşhur temsilcilerindendir. Onun İslam akidesine dair görüşleri aynı zamanda Matüridi kelam ekolünün de temelini oluşturur. Bu görüşleri ihtiva eden “el Alim ve’l Müteallim”, “Fıkhul Ekber”, “Fıkhul Ebsat”, “er Risale” ve “el Vasıyye”; İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları tarafından “İmam-ı Azam’ın Beş Eseri” adıyla neşredilmiştir.
Bu eserlerden yazımızın konusuna esas teşkil eden “er Risale”; esasında kendisini Mürcie’den (iman durumunda işlenen günahların imana zarar vermeyeceğini savunan fırka) olmakla itham eden ve aynı zamanda Ebu Hanife’nin de yakın arkadaşı olan Osman el Betti’ye, Ebu Hanife tarafından cevap olarak yazılmış bir mektup niteliği taşımaktadır. Bu mektuptan Ebu Hanife’nin amel-iman ilişkisiyle ilgili bazı görüşlerini tespit etmek mümkündür. (Amel-iman ilişkisi meselesi, tıpkı Hasan-ı Basri’nin risalesinin konusu olan “kader anlayışı” gibi, kelam tarihinde ekolleşmenin önünü açan ilk tartışma alanlarındandır)
1)Ebu Hanife’ye göre; Hz Peygamber’in çağrısına uyup İslam’ın esaslarını kabul edenler, “iman ve tasdik” ehli vasfını kazanmıştır. Daha sonra ise iman ve tasdik edenler için belirli farizalar nazil olmuştur. Ebu Hanife, imanla birlikte bu farizaları yerine getirmeyi “amel” kapsamında değerlendirmiştir. Bu yüzden de yalnızca “amel”i terk etmekten dolayı “tasdik”in kaybedileceği görüşüne karşı çıkmıştır.
2)Yine insanların tasdik konusunda birbirlerinden çok farklı olmamaları, amel konusunda ise farklı olmaları olgusu da Ebu Hanife’ye göre amel ve imanın farklı şeyler olduğunu açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
3)Hz. Ömer ve Hz. Ali, “müminlerin emiri” olarak isimlendirilmiştir. Ancak bu isimlendirme, “bütün farizalarda itaatkâr olanların emiri” manasına gelmemektedir. Nitekim Hz. Ali, kendisiyle savaşan Şam ehlini de “müminler” olarak isimlendirmiştir.
4)Ebu Hanife’ye göre iman ve ameli terk eden kişi kâfirdir. İmanla birlikte bütün farizaları yerine getirenler cennet ehlidir; imanı bulunduğu halde farizaların bazısını terk eden kişi ise “günahkâr mümin”dir.
5)Kur’an-ı Kerim’in birçok ayetinde “iman etmek” ve “iyi/salih amel işlemek” peş peşe zikredilmiştir. Buradan hareketle ikisinin arasında sıkı bir bağ olduğu açıkça görülebilir. Ancak lafzen ayrı ayrı zikredilmiş olmaları; amelin yokluğunun, tasdik vasfını ortadan kaldırmada tek başına yeterli olmadığını göstermektedir.
