Dini Doğru Anlamak
Dini doğru anlamak ve algılamak için, resullere ilk inen ayetleri ve resullerin içinde bulunduğu toplumun zihin yapısını, bakış tarzını ve değer yargılarını doğru anlamak gerekir. Vahiy önce zihinleri temizlemek sonra da kalbi inşa etmekle işe başlar. Bu ikisi olmadan vahiy kalbe düşmez. Şimdi İslâm tarihinden bir anekdotla bu düşüncelerimi biraz açmak istiyorum.
“Rivayete göre er-Reyyan b. Harmele şöyle demiştir:
Kureyşlilerden ileri gelenler ile Ebu Cehil, Muhammed’in durumu bizim için içinden çıkılmaz bir hâl aldı. Şiiri, kâhinliği ve büyüyü bilen bir adam araştırıp bulsak da onunla konuşsa sonrada gelip durumunu açıklasa, dediler. Utbe b.Rebia dedi ki: Allah’a yemin ederim ki ben kâhinliği, şiiri ve büyüyü bilen birisiyim. Eğer böyle ise, onun durumu bana gizli kalmayacak şekilde bunları biliyorum. Bunun üzerine haydi ona git ve onunla konuş dediler. O da peygamber(as)’e giderek ona: Ey Muhammed dedi: Sen mi hayırlısın yoksa Haşim mi? Sen mi hayırlısın yoksa Abdulmuttalib mi?Sen mi hayırlısın yoksa Abdullah mı? Sen ne diye bizim ilâhlarımıza dil uzatıyorsun? Atalarımızın sapık olduğunu söylüyorsun. Bizi akılsızlıkla itham ediyorsun, dinimizi yeriyorsun. Şayet sen bize başkan olmak istiyorsan bütün sancaklarımızı senin emrine veririz ve hayatta kaldığın sürece bizim başkanımız olursun. Eğer evlenmek istiyorsan Kureyş kızları ile seni evlendiririz. Şayet servet sahibi olmak istiyorsan, seni senden sonra gelecek soyunu zengin edecek kadar sana mal toplarız. Eğer sana geldiğini söylediğin şahıs cinlerden birisi olup seni etkisi altına almış ise, seni tedavi etmek için bu uğurda mallarımızı harcarız veya bu yolda kendimizi tüketiriz. Bu arada peygamber( as) susmuş, sesini çıkarmıyordu. Utbe söyleyeceklerini bitirdikten sonra peygamber ona: Ey Ebu’l- Velid söyleyeceklerini bitirdin mi diye sordu. O da evet deyince peygamber( as) ona bak ben seni hiç kesmedim ,sende beni kesme dedi ve şu ayetleri okudu :
“Rahman ve Rahim Allah’ın Adıyla, Hâ.Mîm. Bu kitap Rahman ve Rahim olan tarafından indirilmiştir. Bilen bir kavim için… Eğer yüz çevirirlerse sen de deki: Ben Ad ve Semud’a gelen yıldırım gibi bir yıldırımla sizi korkutup uyarıyorum (Fussilet,41/1-13).(Sizler bu aradaki ayetleri okuyunuz, ben uzun olmasın diye buraya almadım).Utbe ileri atılarak elini peygamber( as)’ın ağzına koydu. Allah hakkı için, akrabalık hakkı için susmasını ondan istedi. Sonra arkadaşlarının yanına gitti. Onlar da Allah’a yemin ederiz ki Ebu’l Velid yanımızdan gittiğinden bir başka türlü yanımıza dönüyor dediler. Sonra ne haber getirdin Ey Ebu’l Velid dediler. O da şöyle dedi: Allah’a yemin ederim ki Muhammed’den öyle sözler duydum ki , onun benzerini asla duymuş değilim. Bu sözler ne şiirdir, ne kâhinliktir. Gelin bu hususta bana itaat ediniz ve benim dediğimi kabul ediniz. Muhammed’i yapmak istediğinde serbest bırakınız. Ondan duyduğum bu sözler yankı getirecektir. Şayet Araplar onun başına bir iş açarlarsa, başkaları vasıtasıyla ondan kurtulmuş olursunuz. Eğer bir kral yahut bir peygamber ise, onun sebebiyle insanların en mutluları olursunuz. Çünkü onun mülkü sizin mülkünüz, onun şerefi sizin şerefinizdir. Bu sefer orada bulunanlar; Muhammed seni de büyülemiş dediler. Ebu’l Velid de: Bu benim sizin lehinize ileri sürdüğüm görüşümdür, istediğinizi yapın dedi”(el-Camiu Li-Ahkâmi’il -Kur’an;İmam Kurtubî).
Şimdi gelelim sadete:
Bu anekdottan çok önemli şeyler çıkartabiliriz: Mesela muhatabınız çok absürt şeyler söylese dahi konuşmasını kesmeyip sabırla dinlemeli ve kendi sözünün de kesilmemesini taahhüt altına almalı. Böylece mesajı karşı tarafa tam olarak aktararak, mümkün olduğu kadar muhatabı Allah’ın( cc) ayetleriyle karşı karşıya getirmeli ve muhatap karşı çıktığında Allah’ın ayetlerine karşı çıktığının farkında olmalı. Bunlara ilaveten benim asıl üzerinde durmak istediğim husus şudur:
Müşrikler için en önemli şey kurdukları cahili düzenin devam etmesidir. Bunun için yapmayacakları hiç bir şey yoktur. Utbe’nin Rasûlullah( as)’a sunduğu bu teklifler ve bunun benzerleri gümümüzde de dava adamlarına sunulabilir. Dava adamları şunu kesinlikle bilmelidirler ki kendileri bu dinin sahibi değil kudret elinin vasıtasıdırlar, hizmetkârıdırlar. Dinin asıl sahibi Allah Azze ve Celledir. Dolayısıyla Allah’ın ( cc) hâkimiyetini esas almayan hiç bir görüş, düşünce ve ideoloji asla kabul edilemez. Onların yolları takip edilemez.
Çünkü yolun doğrusunu göstermek yalnızca Allah’a( cc) aittir. Onları düzelteyim düşüncesiyle peygamberi yolu bırakıp onların yoluna uyanlar davanın tüm umdelerini kaybederler. İşin daha vahim tarafı daha önce karşı çıktığı yolun müdafaacısı konumuna gelebilirler. Demokrasi havarisi kesilebilirler, demokrasi ile İslam getirmeye çalışabilirler. Mısır’da, Cezayir’de seçimle İslam’ı getirmeye çalışanlar, seçimi kazandıkları halde bile, ne oldu! Elde var sıfır Eğer seçimi kazanamazsanız – ki bu daha büyük felakettir – çünkü belli bir süreliğine de olsa ,bu, laik- seküler aklı egemen kılan , kılmaya çalışan muhatabınıza yani seçimi kazanan tarafa hayatı düzenleme noktasında yetki vermek demektir .Peki bunu akidenizle nasıl bağdaştırıyorsunuz !Yani demek istediğim şudur ki; bir müslüman için bunların hepsi çıkmaz sokaklardır .
Bu dinin sahibi olan Allah Azze ve Celle dininin nasıl hayata geçirileceğini Peygamberi vasıtasıyla göstermiştir. Kaldı ki Rabbimiz Nur Suresi ayet 55 ‘ te de bu dinin hayata nasıl egemen olacağını açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bizim asıl işimiz, bu dinin sınırları içinde kalmak, yani kulluğu sadece Allah’a ( cc) tahsis ederek yürümektir.
Unutmayalım ki bu din nasıl ilâhi bir din ise bunun hayata uygulama metodu da ilahidir. Şimdi burada küçük bir parantez açmak istiyorum. Tabii ki zamana ve zemine bağlı olarak detaylarda bazı değişiklikler olabilir. Fakat asıl gövde ile irtibatımız kopmamalıdır. Bir başka ifadeyle ağacın dallarında bazı değişikler olabilir, yeter ki kullanacağımız dal asıl gövdeden kopmamış olsun. Maalesef günümüzde allayıp- pullayıp önümüze koydukları demokrasi asıl gövdeden kopmaktır. Bunun farkında olmalıyız. Şüphesiz; bilim ve teknolojinin, basın yayın organlarının getirdiği kolaylıklardan istifade etmeliyiz. Fakat bunları İslam gözlüğüyle okumalıyız. Yani bilim de dahil olmak üzere bütün bunlar hayatın kurallarını belirleyen bir amaç olarak değil, hayatı kolaylaştıran bir araç olarak algılanmalıdır. Son olarak şunu da ifade etmeliyim ki, hep hakkın yanında durmalıyız. Hakkı söyleyemediğimiz yerde susmasını bilmeliyiz ve asla hakkı batılla karıştırmamalıyız, vesselâm.
Selâm ve muhabbetle,