“And olsun ki, Resulullah,sizin için,Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir”.(Ahzab,21)
Hz. peygamberin, oğlunun vefatı üzerine Muaz b. Cebel’e gönderdiği taziye mektubu
Bismillahirrahmanirrahim .
Allah’ın elçisi Muhammed’den Muaz b. Cebel’e
Allah’ın selamı üzerine olsun. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a hamd ederim.
Allah ecrini artırsın ve sana sabır ihsan etsin. Bize de, sana da şükretmeyi nasib etsin. Şurası muhakkak ki, canımız, malımız, ailemiz ve çocuklarımız, Allah’ın bize emaneti ve en güzel nimetlerindendir. Allah onları belli bir süre için bize emanet etmiştir. Dilediği zaman alır. Verdiği nimetlere şükretmeli ve sınayınca da sabretmeliyiz. Oğlun da Allah’ın sana bir lütfu ve emaneti idi. Seni onunla sevindirdi. Şimdi ise büyük bir mükafat karşılığında onu senden aldı.
Sabreder ve dayanırsan sana rahmet ve hidayet vardır. Sabret. Sakın nankörlük ve sabırsızlık etme. Yoksa amellerin, sevabın boşa gider ve kaçırdığın bu fırsat için pişman olursun. Başına gelen musibetin sevabını almaya gayret edersen, Rabbine itaat etmiş olur ve buna mukabil vadettiği mükafatı alırsın. Musibetler karşısında insanın aciz olduğunu görüyorsun. Bil ki dövünüp yakınmalar boşunadır, öleni geri getirmez. Mükafatının güzel olmasına çalış.
(Muhammed Hamidullah,1965,el-Vesaiku’s-siyasiye,Beyrut,s.566-67)
Bu öyle bir taziye mektubu ki, her bir cümlesi büyük hakikatleri kendi bünyesinde bulunduran hikmetlerle dolu. Şöyle ki: Mektup tevhidle başlıyor, hamd ve dua ile devam ediyor. Şu tevazuya bakın ki, sahabi ile kendisini aynı kategoriye koyarak Allah bize de sana da şükretmeyi nasip etsin, diyor. Bu karşıdaki insanın acılarını dindirmek için manevi bir ilaç gibi… Kaldı ki Peygamberimiz sağ iken altı çocuğu vefat etmişti. Yani bu acıların kat be kat fazlasını tatmıştı. Sonra Peygamberimiz varlıklar alemi içinde bir durum tespiti yapıyor:
Canımızın da, malımızın da, aile ve çocuklarımızın da bizi sınamak için Allah tarafından emaneten verildiğini, zamanı geldiğinde, oğlunun da bu emanetlerden biri olduğunu hatırlatarak hakiki sahibi tarafından geri alındığını, buna mukabil sabreder ve dayanırsa kendisine büyük bir ecir verileceğini, bildiriyor. Bir başka ifadeyle acının sevaba dönüştürülmesi ve bunun bir fırsat olarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Buna ilaveten şu öğütlerde bulunuyor: Böyle yapmadığın takdirde amellerin ve sevabın boşa gider ve kaçırdığın bu fırsat için pişman olursun. Başına gelen musibetin sevabını almaya gayret edersen, Rabbine itaat etmiş ve buna mukabil vadettiği mükafatı alırsın. Musibetler karşısında insanın ne kadar aciz olduğunu görüyorsun. Bil ki dövünüp yakınmalar boşunadır, öleni geri getirmez.
Böyle mükemmel bir taziye mektubunu Resulullah’tan( as) başka kim yazabilir ki… Benim kanaatim kimse yazamaz. Şimdi Ahzâb 21 ayetini daha iyi anlıyoruz. Peygamberimiz sadece bu konuda değil her konuda da en güzel örnektir. Böyle bir örnekliğimiz varken başka bir örneklik aranır mı? Müslümanım diyen bir insanın başka bir seçeneği olabilir mi? …
Biz de kardeşlerimizden birinin böyle bir musibete uğradığını gördüğümüzde bu taziye mektubunu örnek alalım. Böylece bu sünneti de ihya etmiş olalım istedim.
Bu vesileyle sabır ve şükür üzerinde bir kaç söz etmek istiyorum. Sabır ve şükür Müslümanın imanının derecesiyle yakından alakalı olduğu gibi ayni zamanda ahlaki olgunluğunun da bir göstergesidir. Kısacası takvalı olduğunun bir delilidir. Sabır, bela ve musibetler karşısında ilk anda ve devamında gösterilen metanet, şükür ise verilen nimetler karşısında duyulan minnettarlığı dil, kalp ve beden ile gösterip gereğini yerine getirmektir. Kısacası Allah’ın verdiği nimetleri O’nun rızası uğrunda kullanmaktır. Şükür nimeti , küfür azabı artırır. Sabır ve şükür mü’min için son derece elzemdir. Mü’min sabır ve şükür üzere oldukça onun hayatı hayırla dolar. Peygamberimiz (as) şöyle buyuruyor:
“Mü’min kişinin durumu ne kadar da şaşırtıcıdır. Zira her işi onun için hayırdır. Bu durum sadece mü’mine hastır. Sevineceği bir şeyle karşılaşırsa şükreder. Bu bir kazançtır. Üzüleceği bir durumla karşılaşırsa sabreder. Bu da bir kazançtır.” (Müslim, Zühd ,64)
Diğer taraftan her bir nimetin Şükrü kendi cinsinden olmalıdır. Daha açık bir ifadeyle malın şükrü sadece dille söylenen bir kelime değil başta zekat olmak üzere infak etmek, hele hele bunu gizli yapabilmektir. Unutmayalım ki üzerimizdeki en büyük nimet hidayet nimetidir. Bunun şükrü de güvendiğimiz insanlara ,göz göze ,diz dize ve nihayet kalpten kalbe samimi bir iletişim kurarak tevhidi anlatmaktır. Bilelim ki mesele galip gelme meselesi değil karşımızdaki insanın hidayetine vesile olabilme meselesidir.
Rabbim, hayatımızı sabır ve şükür nimetiyle ziynetlendirsin. Amin …
Selâm ve muhabbetle,
