30 Mar 26 - Pts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Farkı Fark Etmek: Kaybetmek ve Kazanmak Neye Göre?

Farkı Fark Etmek: Kaybetmek ve Kazanmak Neye Göre?

          Şüphesiz ki kelimeler ve kavramlar, insan hayatı ile yakından ilgilidir. Bir başka ifadeyle bunlar hayatın içinde, hayata bakış tarzı ile anlam kazanır, değerlendirilir. Onun için bir insanın değeri değer verdiği şeyle ölçülür. Müslüman gelip geçici şeyleri hayatının merkezine koymaz, koyamaz.

Müslümanın asıl amacı her şeyden önce Allah’ın( cc) rızasıdır. Bu konu ile ilgili küçük bir anekdotu sizlerle paylaşmak isterim: Hz. Ebu Bekir (ra) hem Bilal- i Habeşi’yi hem de Amir b. Füheyre’yi sahiplerine yüksek ücretler vererek azat etmişti. Hz. Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhafe oğlunun bu davranışına bir mana veremiyordu.

Oğluna şöyle dedi: Bakıyorum da hep zayıf köle ve cariyeleri satın alarak azat ediyorsun. Böyle yapacağına, güçlü kuvvetli olanlarını satın alıp azat etsen, onlar senin koruyucun ve destekçin olurlar(Ebu Kuhafe, o zaman müslüman değildi).Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir şöyle dedi: Babacığım ben böyle yapmakla onlardan faydalanmayı değil sadece Allah’ın rızasını kazanmayı arzu ediyorum.

İşte görüyorsunuz, her iki görüş birbirinden ne kadar farklı… Kısaca ifade etmek gerekirse biri dünyalık diğeri ahiretlik yani birisi cahiliye gözlüğü diğeri fıtrat gözlüğü…Aslında tüm yazılarımda yapmak istediğim , yapmaya çalıştığım ortak tema, bu farkı fark edebilmektir.

            İslam’ın hayata bakış tarzı ile İslam dışı tüm sistemlerin hayata bakış tarzları birbirine taban tabana zıttır. İslam dışı sistemlerde yani cahiliye sistemlerinde hak- hukuk diye bir şey yoktur. Bunlar heva ve heveslerinin bir gereği olarak gücü ilâh edinmişlerdir. Haklı olmak için güçlü olmak yeter mantalitesi onların esas argümanıdır. İşin bir başka boyutu da şudur. Put ve putçuluğun eskiden olduğu gibi sadece ağaçtan, taştan yapılan bir şey olması gerekmez. Hatta bundan daha tehlikeli ve zararlı olanı ideolojileri putlaştırmaktır. İdeolojileri hayat tarzının inşasında yegane dayanak olarak görmek, bakış tarzlarını da buna göre düzenlemek, bunlara dokunulmazlık atfetmek putçuluk değil de ya nedir? Bu tip düşünce sistematiğine sahip olan insanların kayıpları sadece dünyada değil, asıl kayıpları ahirette olacaktır. Çünkü yolun doğrusunu göstermek yalnız ve yalnız Allah’a ( cc) aittir. Fakat Müslümanlar için durum tamamen farklıdır. Ölse de öldürülse de kârdadır. Kazanç üstüne kazanç vardır. Sözün burasında Tevbe 111 ‘i  vermeden geçemeyeceğim:

          “Allah şüphesiz, Allah yolunda savaşıp öldüren ve öldürülen mü’minlerin canlarını ve mallarını -Tevrat, İncil ve Kur’an’da söz verilmiş bir hak olarak – cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü Allah’dan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse, yaptığınız alışverişe sevinin. Bu, en büyük saadettir”.

          Şu Rabbimizin lütfuna bakar mısınız? Aslında bu, denklik anlamında karşılığı olmayan bir karşılıktır. Öyle değil mi ! ? Bu malı ve canı veren Allah Azze ve Celle değil mi! Ama Rahmeti, merhameti, ihsanı sonsuz olan Rabbimiz, kendisine ait olan bu şeyleri çok daha büyük bir ikram olarak, cennet karşılığında satın alıyor. Elhamdülillah… Böyle bir Rabbimiz varken başka sahte rabler aramanın hiç bir gerekçesi olabilir mi… Şöyle dünyaya bir bakıyorum da değer ölçüleri o kadar bozuk ki alçalmayı yükselmek olarak tarif ediyorlar… Çünkü tarttıkları terazileri bozuk. Dolayısıyla bakış tarzları bozuk. Aslında bu konu da söylenecek çok şey var ama bu kadarla yetinelim (Bkz. Detaylı bilgi için Seyyid Kutub, Fizilal’i Kur’an, cilt 7, sayfa 415-421).

            Şimdi sizlere, kazanmak ve kaybetmek sorusunun cevabını, müşahhas bir olay üzerinde değerlendirerek vermek istiyorum. Evet sizlere ölüm anında kullanılan bir cümlenin, kendisini öldüreni nasıl hidayete erdirdiğini, daha açık bir ifadeyle ölü iken onu nasıl dirilttiğini bir örnek üzerinde açıklamak istiyorum. Kısacası sizlere Âmir bin Füheyre’den bahsetmek istiyorum. Kimdir bu Âmir bin Füheyre?

            Âmir bin Füheyre, her türlü eziyet ve işkenceyi göze alarak, müslüman olmanın en zor olduğu, müslümanların sayısının çok az olduğu böyle bir zaman diliminde İslam’la müşerref olmuş, mümtaz bir şahsiyet.

Müslüman olduğu andan itibaren elinden geleni yapmaya hazır bir İslâm askeri. Sevgili peygamberimizle Hz.Ebû Bekir’in Sevr mağarasına doğru yola çıktığında arkasından Ebû Bekir’in çobanı olarak koyunlarını süren ve izleri yok etmeye çalışan, geceleri de koyunları mağaraya yaklaştırarak süt sağıp mağaraya götüren, sonra peygamberimizle beraber Medine’ye hicret edip ashabı suffeye katılan, önce oranın öğrencisi iken kısa zamanda hocası olan, çok güzel Kur’an okuyan, çok güzel bir müslüman, Bedir ve Uhud savaşlarına katılma şerefine nail olan kahraman  bir sahabi…Ve nihayet şehit olduktan sonra mübarek naaşı melekler tarafından göğe kaldırılıp (Buharî,Megazi,28) sonra defnedilen  bir Allah ( cc) dostu.

            Şimdi gelelim sadete:

             Hicretin 4. yılı, Necid bölgesinde oturan kabile reislerinden Ebu Bera, Peygamberimizle görüşmek için Medine’ye geliyor. Peygamberimizden, Necid halkına İslâm anlatmak için, onların güvencelerini sağlamak kaydıyla, muallimler göndermesini istiyor. Bunun üzerine peygamberimiz, başta Âmir bin Füheyre olmak üzere ashabı suffeden yetmiş (bir rivayete göre kırk) kişilik muallimler heyetini Necid bölgesine gönderiyor. İrşât heyeti Bi’r- i Maune denilen yere geldiklerinde, Ebu Bera’nın yeğeni olan Amir bin Tufeyl amcasını dinlemeyerek etrafında topladığı kuvvetlerle irşât heyetini muhasara altına alıyorlar ve hunharca saldırıyorlar, Müslümanları şehit ediyorlar. Müşriklerin komutanı olan Cebbar’ın attığı mızrak Âmir bin Füheyre’nin sırtından girip göğsünden çıkıyor. O anda Âmir bin Füheyre tüm dünyaya mesaj olacak olan şu muhteşem sözü söylüyor:

             “Vallahi ben kazandım”

Ben de şu anda buna şahitlik ediyorum ki sen kazandın, Cebbar kaybetti. Cebbar bunu bir türlü anlayamadı, anlayamazdı. Çünkü bunu anlamak için iman gerekiyordu, o da onda yoktu . Cebbar’a göre öldüren kendisi fakat ölen kazanıyordu. Bu nasıl bir işti. Cebbar önce Füheyre’nin naaşını aradı, bulamadı.Nerden bulacaktı ! Melekler göğe yükseltmişti (Üsdü’l -Gabe,3,91 ;Tabakat,3,231),sonra da defnedildi. Günlerce bu konu Cebbar’ın kafasını meşgul etti. Araştırdı, soruşturdu. Ve nihayet o muhteşem söz Cebbar’ın da hidayetine vesile olmuştu. Gerçek kazananın Âmir bin Füheyre olduğunu anlamıştı. Bu Âmir bin Füheyre için ne güzel bir sondu. Son nefesinde dahi İslam’ı tebliğ etmek… Allah Azze ve Celle ona gani gani rahmet etsin, bize de ondaki azim ve kararlılığı nasip etsin…

Amin, Amin,  Amin

              Selâm ve muhabbetle,

              Ekrem Öztürk

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir