18 Mar 25 - Sal 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > “Medine sözleşmesi”: 3. 12. Maddeler.

“Medine sözleşmesi”: 3. 12. Maddeler.

§3. Madde

3. Kureyşli muhacirler kan diyetlerini ödemeye katılacaklar ve savaş esirlerinin fidyesini müminler arasındaki makul esaslara ve adalete göre ödeyeceklerdir.

Burada belge kabile örgütlenmesini yeniden teyit ediyor, ancak değiştirilmiş bir biçimde. İbn Seyyid en-Nās (ö. 734/1334), “makul esaslara ve adalete” çeklinde çevrilmiş olan rabaʿah veya rabāʿah/ribāʿah kelimesini  “İslam onlara geldiğinde içinde bulundukları durum”, yani kabile örgütlenmesi olarak açıklıyor. [1]  İnançla ilgili olan ilk iki cümlenin aksine, bu madde siyasi ve idari gruplaşma,  ʿāqilah “kan parası ödeme yükümlülüğü” olarak adlandırabileceğimiz şeyi ele alıyor. Daha kesin olarak,  ʿāqilah kan parası grubudur – içlerinden birinin işlediği bir suç için tazminat ödemesi gereken dayanışma grubudur. Tüm Muhacirler birlikte böyle bir grup oluşturdular ve böylece Mekke’deki Kureyş ve Kureyş olmayanların çeşitli kollarından gelmelerine rağmen, hatta bazı Arap olmayanlar da dâhil olmak üzere tek bir kabile gibi hareket ettiler. Bu nedenle,  bu yeni kabilenin üyeliği inançla tanımlanmış olsa da,  yapısı İslam öncesiydi çünkü kan ilişkileri, evlilik, miras ve evlatlık bağları ile ilgili İslam yasaları henüz ortaya çıkmamıştı. [2]

§4-§11. Madde

4. Avfoğulları daha önce olduğu gibi kan diyetini ödemeye iştirak edecek ve müslümanların teşkil ettiği her zümre savaş esirlerinin fidyesini müminler arasında adalet prensibine göre verecektir.

5. Hârisoğulları daha önce olduğu gibi kan diyetini ödeyecek ve her zümre savaş esirlerinin fidyesini müminler arasında adalet çerçevesinde verecektir.

6. Sâideoğulları, daha önceki yaptıkları gibi kan diyetini ödeyecek ve her zümre savaş esirlerinin fidyesini müminler arasındaki adalete göre verecektir.

7. Cüşemoğulları, evvelce uygulandığı gibi kan diyetini ödeyecek ve her zümre savaş esirlerinin fidyesini müminler arasındaki adalet prensibine göre verecektir.

8. Neccâroğulları eskisi gibi kan diyetini ödeyecek ve her zümre, savaş esirlerinin fidyesini müminler arasında uygulanan mâkul esaslara ve adalet prensibine göre verecektir.

9. Benî Amr b. Avf, daha önce olduğu gibi kan diyetini ödeyecek ve her zümre savaş esirlerinin fidyesini müminler arasında kabul edilen esaslar ve adalet çerçevesinde verecektir.

10. Nebîtoğulları daha önce yaptıkları gibi kan diyetini ödeyecek ve her zümre savaş esirlerinin fidyesini mâkul esaslar ve adalet çerçevesinde verecektir.

11. Evsoğulları eskiden olduğu gibi kan diyetini ödeyecek ve her zümre savaş esirlerinin fidyesini mâkul esaslara ve adalete göre verecektir.

§4’teki hüküm, Yesrib’deki Müminlerin ve Müslümanların çeşitli kollarının her biri için kelimesi kelimesine tekrarlanıyor. Bu noktada, daha sonra olduğu gibi “Ensar” olarak adlandırılmıyorlar. Yesrib’deki bu Arap kollarının arasında el-Hazrec’dan olanlar şunlardır: (i) Avfoğulları, (ii) Hârisoğulları, (iii) Sâideoğulları, (iv) Cüşemoğulları, (v) Neccâroğulları;  Evs’ten: (vi) Benî Amr b. Avf, (vii) Nebîtoğulları t ve (viii) Evsoğulları

§3’teki tüm Muhacirler bir  ʿāqilahe grubu oluştururken, Yesribli Müminler bu dönemde eski kabile ilişkilerini sürdürüyorlar.  Yataʿāqalūn maʿāqilahum al-ūlá  (يتعاقلون معاقلهم الأولى) ifadesi, (“önceki kabile düzenlemelerini sürdürecekler”) ifadesi 4 ila 11. maddelerde tekrarlanıyor. Aynı terimler Hazrec‘in beş kolu ve Evs‘in üç kolu için de doğrulanıyor; Hazrec‘ler hem daha kalabalıktı hem de İslam’ı benimsemede biraz daha erkendiler. Bu antlaşmanın yapıldığı sırada, bu kabilelerde kaçınılmaz olarak kalan az da olsa müşrikleri de içeriyordu; bunu Kitāb’da daha sonra “aralarındaki müşriklerden” bir kez bahsedilmesinden biliyoruz.  Müşrikler yalnızca bir kez ve hatta geçerken bile zikredildiği için sayılarının ihmal edilebilir düzeyde olduğunu tahmin edebiliriz. Kaynaklar, Evs kabilesinin [14] yalnızca bir büyük kolunun İslam’ı benimsemeyi reddettiğini (üyelerinden hiçbiri Müslüman olmadı) oldukça geç bir tarihe, Hendek Savaşı’na kadar reddettiğini belirtiyor. Kabilenin bu kolu ve diğerleri, anlaşmada zikredilmiyor, bu da anlaşmanın Yesrib’in tüm Arap sakinlerini kapsamadığını gösteriyor. Yesrib’li Arapların geri kalan kabile kollarının çoğu, oradaki Müslüman topluma az da olsa birkaç kişi katılmış görünüyor.

§12. Madde

12a. Müminler, kendi aralarında ağır malî sorumluluklar altında bulunan hiç kimseyi bu halde bırakmayacak, fidyesini veya kan diyeti gibi borçlarını mâkul esaslara göre ödeyecektir.

12b. Hiçbir mümin diğer müminin mevlâsı ile ondan habersiz bir anlaşma yapamayacaktır.

Hamidullah (s. 45), Câbir b. Abdullah’ın rivayetine dayanarak Ahmed b. Hanbelin müsned’inden şu teyit edici hadisi aktarır: “Allah’ın Resulü her kabile için kan bedelini tayin etti ve sonra şöyle yazdı: “Doğrusu bir Müslüman bireyin himaye sözleşmesi, onun velisinin izni olmadan yapılması caiz değildir.”

Dr. Ovamir Anjum

(Devam edecek)


[1] İbn Seyyid en-Nâs, Uyûn , 320.

[2] Klasik hukukçular bu noktada hemfikirdi. İbn Rüşd el-Ced (Büyük İbn Rüşd) (ö. 520/1126) şöyle yazıyor: “Kasıtsız adam öldürme sorumluluğunun katilin âkilesine dayanması,  Allah Resulü’nün, Allah’ın salatı ve selamı onun üzerine olsun, sünnetine dayanmaktadır ve bu konuda ulema arasında bir anlaşmazlık yoktur. Bu, Cahiliye’de yaygın olan bir uygulamadır. ve Hz. Peygamber bunu İslam altında teyit etmiştir (akarra), ancak hiçbir insanın bir başkasının suçunu yüklenemeyeceği genel kuralına aykırıdır.” Nurit Tsafrir,  İslam’da “Toplu Sorumluluk: Akile ve Kan Parası Ödemeleri”  (Cambridge: Cambridge University Press, 2020), 2–3.

https://ummatics.org/the-constitution-of-medina-translation-commentary-and-meaning-today/

(Adresinden özetlenmiştir.)

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir