31 Mar 25 - Pts 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Muvâfakât Okumalarından Notlar: 10. Mukaddime (Öncül)

Muvâfakât Okumalarından Notlar: 10. Mukaddime (Öncül)

Şer’î meselelerde nakil (vahiy, Kur’an ve sünnet) ve akıl birbirini desteklediğinde, nakil öncelikli olur ve bağlayıcı kabul edilir; akıl ise ikinci planda olur ve takipçi olarak değerlendirilir. İnceleme ve sonuca varma sırasında akıl, yalnızca naklin izin verdiği ölçüde katkıda bulunur. Bunun nedenleri şunlardır:

  1. Eğer akıl naklin belirlediği sınırları aşabilseydi, naklin akıl için koyduğu sınırların bir anlamı olmazdı. Oysa naklin akla bir sınır koyması gereklidir. Bu sınırın aşılması durumunda, şeriatta geçersiz ve yanlış bir sonuca varılmış olur. Yanlış bir sonuca götüren her şey de yanlıştır.
  2. Kelâm ve usûl ilimlerinde belirlendiği gibi, bir şeyin “iyi” ya da “kötü” olduğu konusunda akıl yetkili değildir. Eğer aklın şeriatın belirlediği sınırları aşabileceğini kabul edersek, aklı bu konuda yetkili kılmış oluruz. Ancak bu mümkün değildir.
  3. Eğer aklın bu sınırları aşması kabul edilirse, şeriat hükümlerinin akıl ile iptal edilmesi de mümkün olurdu. Bu ise hem imkânsız, hem de tamamen geçersiz bir sonuç olurdu. Şeriat, mükelleflerin fiilleri, sözleri ve inançları ile ilgili sınırlar koyan bir düzenlemeler bütünüdür. Şeriatın temelini oluşturan bu sınırların iptali mümkün değildir.

Kıyas ve Akıl

Kıyas, yalnızca akla dayanan bir işlem değildir; şeriatın sunduğu deliller doğrultusunda gerçekleştirilir.

  1. Şeriat, hakkında açık hüküm bulunmayan konuları kıyas yoluyla açık hükmü olan konularla ilişkilendirir. Bu durumda akıl, yalnızca naklin izin verdiği ölçüde kıyas yapabilir.
  2. Nassa doğrudan bağlı olmayan deliller hüküm koyarken sınırlıdır. Akıl, “Allah her şeye kadirdir” gibi ayetlerin yorumunu yaparken de nakle uygun şekilde hareket eder. Bu ayet, Allah’ın zâtı ve sıfatlarını kapsamına almaz, çünkü bu mümkün değildir. Ayet, bunların dışında kalan her şeyi ifade eder. Dolayısıyla akıl, naklin gereğini hiçbir zaman aşmaz.

Öfke Örneği ve Sınırlandırma

Öfke hâlinde hüküm vermenin yasaklanması, öfkenin düşünmeyi engelleyici etkisiyle açıklanır. Öfke kelimesi, şiddetli ve zihni bulandıran öfke anlamında kullanılmıştır. Az bir öfkenin kapsam dışında olması, mânânın hükmüyle değil, lafzın gereğiyle ilgilidir. Zihni bulandıran ve sağlıklı düşünmeyi engelleyen öfke hâline sahip kişilerle ilgili hükümler bu durumdan hareketle kıyaslanır.

Sonuç

Akıl, şer’î meselelerde bağımsız bir otorite olarak hareket edemez. Nakil, her zaman belirleyici ve öncelikli konumdadır. Böylece sunulan deliller doğrultusunda naklin üstünlüğü ortaya konulmuştur.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir