Son dönem Osmanlı basınında, İran ile ilgili birçok haber ve makale bulunmaktadır. Basında yer alan bu neşriyatta, İran’ın genel durumu, İran’da yaşanan siyasi, iktisadi, coğrafi durumu, hukuki değişimleri, gelişmeleri ele alındığı gibi, İran’ın diğer İslam Beldeleriyle olan ilişkileri de gündem edilmiştir. Üzerinde durulan esas konulardan biri de, İran Osmanlı ilişkileridir.
Osmanlı – İran ilişkilerinin nasıl olması gerektiğine dair hacim olarak küçük ama muhteva olarak gayet geniş bir metin, Celal Nuri’nin sahibi olduğu Edebiyat-ı Umumiye Mecmuasında neşredilmiştir. Yahya imzalı olan bu makalenin, günümüze dair de çok şey söylediğini düşünerek, siz okuyucuların dikkatine sunuyoruz. Makaleyi anlaşılır olabilecek şekilde günümüz Türkçesine, herhangi bir yorum eklemeden sadeleştirdik. Öyle anlaşılıyor ki, dünün bugünden bir farkı yokmuş.
Osmanlılar ve İran
Osmanlılar ile İranlılar arasında samimi bir bağ kurulması, uzun yıllardır her iki ülkenin aklıselim insanları tarafından istenen ve gerekli görülen bir durumdu. Ancak her iki milletin birbirini bugüne kadar yeterince tanıyamamış olması ve buna eklenen bazı dış engeller, bu meselenin derinlemesine ve geleceği öngören bir bakışla incelenip, akılcı siyasi teorilere uygun bir sonuca ulaştırılmasını engellemişti.
Nihayetinde, “Babaların/Ebeveynlerin eğitemediğini zaman eğitir” hikmetli sözünü doğrularcasına, bu iki milleti sert bir şekilde uyandıracak dünya olayları yaşandı. Bu olaylar uzak yolları yakınlaştırdı, gözlerdeki perdeleri kaldırdı ve imkânsız görünenleri mümkün kıldı. Batı milletlerinin Doğu milletleri ve özellikle Müslüman milletler hakkındaki gerçek niyetlerini açıkça ortaya koydu. Artık şu anlaşıldı ki: Eğer Osmanlılar ve İranlılar kendilerini toparlayıp varlıklarını sürdürmek için gerekli önlemleri hızla almazlarsa, gelecekleri çok karanlıktır.
Şunu söyleyebilirim ki; eğer Osmanlılar ile İranlılar arasında, sadece birbirlerinin kazanç ve zararlarına ortak olmaktan başka hiçbir bağ olmasaydı bile, bu durum aralarında birlik ve samimiyet kurulması için yeterli olurdu. Oysa bu iki millet arasında, birbirleriyle kucaklaşmalarını sağlayacak çok daha güçlü başka nedenler de vardır.
Coğrafya, bu iki ülkenin topraklarını adeta birbirine bağlamıştır. Ayrıca fikri meseleler de onları eskiden beri birbirlerinden ayrılmaları imkânsız olacak şekilde kenetlemiştir. Fakat tüm bunlardan daha önemli olan bağ, iki milletin ruhunu birbirine kavuşturan din birliğidir.
Her ne kadar yakın geçmişte her iki millet, mezheplerin ayrıntılarına/detaylarına kendilerini çok fazla kaptırmış ve bunlarla uğraşır görünmüş olsalar da Ayrıntılarda görülen farklılıkların, işin özüne ve temel esaslara hiçbir şekilde zarar veremeyeceği gün gibi ortadadır. Ayrıca, bir zamanlar tamamen siyasi gereklilikler yüzünden ortaya çıkarılan bu görüş ayrılıkları, iki milletin arasına soğukluk sokmuş olsa bile; en kesin hükümleri bile başkalaştıran zamanın bugün tamamen değiştiği ve zaman değiştikçe ihtiyaçların da değişeceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Her koşulda Osmanlılar ve İranlılar şunu iyi bilmelidirler ki: Bundan sonra onların hem hayatta kalmaları hem de gelecekleri, birbirleriyle samimiyet içinde yaşamalarına bağlıdır. Bu nedenle, varlıklarını sürdürebilmek için gereken tüm araçlara, mümkün olan her yolu kullanarak başvurmalıdırlar.
Bu vesileyle Osmanlı kardeşlerime şunu hatırlatmayı gerekli görüyorum: Son zamanlarda yaşanan olaylar, İran’ın bazı aydın kişilerinin kalplerine serpilen Osmanlı sevgisi tohumlarının yeşermeye başladığını ispat etmiştir. Zaten bugün olayların üzerine mecburen çekilmiş olan perde bir gün kalkacak olursa, İranlıların bu tehlikeli günlerde Osmanlılara karşı kardeşlik ve fedakârlıkta ne kadar ileri gitmiş oldukları herkesçe anlaşılacaktır.
Ümit ederiz ki, Osmanlı milletinin kalbine dikilen bu ‘İranlılara muhabbet ağacı’ da karşılık bularak büyür. Bu durum, iki millet arasındaki samimiyet temelini daha da sağlamlaştırır; ortak çıkarların korunmasını ve ortak zararlardan kaçınılmasını kolaylaştırır. Nihayetinde bağımsız İran unsuru; kendi kimliği ve Caferiliği ile İslam’ın temel ve görkemli bir sütunu, büyük Osmanlı milletinin ise bir kardeşi ve samimi bir müttefiki olarak sonsuza dek yaşayıp gider.
Kaynak: Yahya Efendi, Osmanlılar ve İranlılar, Edebiyat-ı Umumiye Mecmuası, cilt 1, sayı 7, tarih 1335 – 1916
