“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” Hz. Muhammed’e (s.a.v.)
Gazze bir çocuk yüzüdür
külle çizilmiş harita üzerinde.
Bir annenin avucunda
paramparça bir sabah ezanı.
Gökyüzü,
utancından mavi değil artık.
Kuşlar yönünü şaşırdı;
çünkü insan, kıblesini kaybetti.
Bir ev yıkılıyor her dakika
ve biz
duvarlarımızı yükseltiyoruz.
Bir bebek susuyor
kanla mühürlenmiş beşiğinde
ve biz
sesimizi alçaltıyoruz.
Ey kalbim,
hangi ayeti unuttun da
kardeşini yalnız bıraktın?
Hangi korkuya secde ettin
hangi menfaate abdest aldın?
Yüreğini seçemiyorum,
Ellerin niçin bu kadar kirli?
Gazze yanarken
biz ekranlarımızı kaydırdık.
Bir parmak hareketiyle
vicdanımızı susturduk.
Oysa taşın bile dili vardı,
duvarlar şahitti,
enkaz altında kalan dualar
göğe değiyordu.
Biz
hesap kitap yapan tüccarlar gibi
ölümü tarttık terazimizde
Bana dokunmaz dedik,
Uzak dedik,
Zamanı değil dedik.
Ey Müslüman,
adın bir secde izi değil miydi?
Neden alnın yerdeyken
kalbin ayakta değildi?
Bir çocuk daha düştü toprağa.
Toprak utandı bizden.
Kâbe’ye dönük yüzlerimiz
Gazze’ye dönük değilse
hangi kıble kurtarır bizi?
Bu susuş
yalnız korku değil,
bir ortaklık kokusu taşır.
Bir imza gibi durur
ellerimizin görünmeyen yerinde.
Geceleri dua ettik belki
ama gündüzleri pazarlık yaptık.
Bir yanda amin
bir yanda anlaşma metinleri.
Gazze bir ayna şimdi.
Bakan kendini görüyor.
Kimin yüzü kanlı,
kimin yüzü kül,
kimin yüzü kapkara
suskunluktan.
Ey kalbim,
eğer bir gün dirileceksek
ne olur önce bu sessizlikten dirilelim.
Gazze’li çocuğun adını
kendi çocuğumuz gibi
titreterek söyleyebildiğimiz gün
başlayacak insanlık.
Ve belki o zaman
gökyüzü yeniden mavi olur.
Belki o zaman
bir anne
oğlunu
toprağa değil,
uykuya yatırır.
Faruk Yeşil – Tuzla -11 Şubat 2026
