02 Mar 26 - Pts 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Takva ve Fücur ikilemi

Takva ve Fücur ikilemi

“Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi takvâya (duyarlılığa) ulaşasınız diye size de farz kılındı.” 2/183

Oruç ayeti olarak bilinen Bakara 183 ayetinde dikkate değer bir ayrıntı vardır. Bu ayrıntı Takva kavramının daha sağlıklı anlaşılmasında önem arz eder. Genellikle korkmak, sakınmak anlamlarıyla Türkçeye kazandırılan takva kavramının en yeni ve tutulan anlamı ise sorumluluk bilincidir.

Bilindiği üzere oruç canlılar âleminde sadece insanın başarabildiği bir eylemdir. Aç, susuz olduğu halde, karşı cinse ilgi duyduğu halde kendisini tutabilen yegâne canlı türü. Kendini tutma diye ifadelendirdiğimiz bu eylem aslında kişinin kendisini kontrol edebilme (irade) yeteneğiyle alakalıdır.

T-Ğ-Y kökünden türemiş tuğyan ve tağut kavramlarında ki temel özellik ise sınır tanımamak, taşkınlık göstermek, mecrasının dışına çıkarak çevreye zarar vermek olarak tanımlanabilir. Tıpkı yatağına sığmayıp sele dönüşen akarsu gibi.

Aslında her varlığın bir akış düzeni vardır. Güneş ve ay… Galaksilerden atom altı parçacıklara kadar tamamının istikameti bellidir. Belki insanın dışında tüm varlıklar için geçerlidir bu düzen.

Sınav gereği insana verilen fücur ve takva ikilemi de ele almaya çalıştığımız konuyla doğrudan alakalı. İnsanın fücuru kendisine tanınan haklarla yetinmeyip kendisi dışındaki varlıkların haklarına tecavüz etmesi, onlara zarar vermesi zulmetmesidir. Zulüm dengenin bozulmasıdır.

Kendisini kontrol edip denetlemeyi becerebilen insan, “muttaki”; kendisini kontrol etmeyi beceremeyen, kendisi dışındaki varlıkların hukukuna saygı göstermeyen insan ise “zalim”, “fâcir”dir. Çevresine zarar veren ve bunun için engel tanımayan vahşi bir kişilik ve böyle kişilerin oluşturduğu medeniyetin adı da vahşetten başka bir şey olamaz.

Rabbimizin hidayeti muttakiler içindir. Hidayete ulaşmanın en birincil şartı, kişinin kendisini kontrol edebilmesi, başkalarının hakkına (hukukuna) saygı göstermesidir. Böylelikle insan hidayeti hak eder. Çünkü her varlığın varlık âlemine çıkışıyla birlikte Rabbimizin ona bahşettiği hareket kabiliyeti ve yönü onun istikametidir ve ona verilen hakkıdır. Onun hakkını korumak, her varlığa hak ettiği ölçüde yaklaşmak TAKVA’dır. Takva Allah’ın hâkimiyetini tesis etmede gerekli en önemli araçtır.

Ve müslüman olmanın en temel şartı da Allah’ın hak olan dinini düzenini tesis etmek, zulme ve zalime başkaldırmaktır. İstikamet üzere bizim için belirlenen rotada hareket ederek yeryüzünde Allah’ın adaletini sağlamanın adı İslam’dır.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir