Amerika ve İsrail’in İran’a saldırı planlarının ısıtılması üzerine, uluslararası siyasal sistemde ve bölge ülkelerindeki dengelerde doğuracağı sonuçlara dair neler söylenebilir?
Sarı saçlı kovboyun liderliğindeki Amerika ulusal çıkarları uğruna Panama kanalı, Kanada ve Grönland adasına göz diktiğini ve Avrupa’yı hizaya getirmek istediğini açıkça ilan ederken, İsrail’in güvenliğini garanti etmek içinde İran’ı da tehdit ettiğini gizlemiyor.
Bu planların ne kadarı blöf ne kadarı gerçek zaman gösterecek!..
Bir süper güç birçok cephede birden askeri operasyona girmez; ne kadar güçlü olursa olsun uluslararası dengelerle kolayına oynamaz; inat etiğindeyse her şeyin aleyhine döneceğini bilir.
O nedenle sağlam ittifaklar kurmadan, yeni kurulacak dengede paylaşım anlaşmaları yapmadan cepheleri çoğaltmaz. Bunun yerine akıllı bir sıralamayla harekete geçer..
Trump’ın hedef gösterdiği yerleri bir kenarda tutarak İran üzerine yapacağı askeri hareketi değerlendirebiliriz..
İran üzerine yapılacak bir saldırı sanıldığı kadar kolay olmaz: Çünkü İran ne bir ıraktır; ne de bir Libya Suriye Ürdün Suudi Arabistan’dır!
Kim bilir, İran’la savaş Amerikan imparatorluğunun sonunu başlatabilir..
İran coğrafya olarak Türkiye’nin iki katı, nüfus olarak 100 milyondur.. Kadim devlet kültüne sahiptir.. Şiilik, İran’da mezhepten önce bir milliyettir, bir milli kimliktir.. 1979 devriminden bu yana boykot altındadır ama diz çökmemiştir.. Ortadoğu ve Yemende bir direniş cephesi örgütleyip yıllardır savaş halindedir.. Amerika Azeri Türkmenleri İran’dan kopartmak ve iç savaş çıkartmak için çok çalıştı, Kürtlere oynadı ama İran bu hamleleri atlattı.. İran’ın usuli mollaları 500 yıldır devlet yönetme tecrübesine sahiptir.
İran’ın o tecrübesi kadim devlet Çin ile ittifak yaparak güçlenmiştir. Amerika aleyhine siyasi hesaplar güden Çin’in İran ile ittifakı kendi menfaatinedir. İran Rusya ile de müttefiktir ama burda sorun çıkabilir; Ukrayna rüşvetine karşılık Rusya İran’ı satabilir: Rusya’nın ulusal çıkarları bunu gerektirebilir!
I. Dünya savaşında Kuzey İran’ı Ruslar, Güney İran’ı İngilizler işgal etmiş, şah sülalesini iktidar yapmışlardı. Fakat işgal çok sürmedi; mollaların toplumsal direnişi ve isyanıyla bitirildi..
İran’da İranlıların hesapları tutmazsa ne olur? İran’dan dağılacak göçmenler tüm Ortadoğu’ya dağılır, her ülkenin demografik ve siyasi yapısını tehdit edebilir..
Böylesi bir savaşta Türkiye ve Mısırın tavrı önemli olur: Türkiye’de çıkan politik ve ekonomik krizin böylesi bir kapışmayla alakası kurulabilir!..
İran üzerine başlatılacak savaş kâfirler içinde ihtilaf çıkartabilir. Bu ihtimal büyüktür.
Yemenin uluslararası ticaretteki stratejik önemini kâfirler bilir, Müslümanlar bilmez. Yemen faktörü Çini diz çökertmek için kullanılacak önemli bir unsurdur çünkü Çin mallarının yarısı Yemen kontrolündeki denizlerden dünyaya geçer.
Osmanlı imparatorluğu dünya devleti iken Yemen’i boşuna elinde tutmadı; I. Dünya savaşında orayı elde tutmak için boşuna binlerce şehit vermedi..
İran savaşı Yemen’siz düşünülemez. Çin’in Yemen’i kaybetmesi de düşünülemez..
Çok kutuplu dünyada henüz kurulamayan uluslararası siyasi yeni dengede, ara geçişte, belki de büyük bir savaşın zamanıdır! Gavur istediği kadar hesap yapsın; istediği kadar askeri ve teknolojik olarak güçlensin, bunalımda onun hesabı tutmaz..
Çin İran’dan, dolayısıyla Yemen’den vaz geçemez. Dolayısıyla İran’a yapılacak saldırı Çin için bir beka sorunu olur..
Tarih tekerrür eder mi? Peygamber zamanı Bizans ve İran imparatorlukları Yemeni elde tutmak için kıyasıya mücadele ettiler. Çünkü Yemen o gün de dünya ticareti için stratejik bir yerdi..
Savaş silahla teknolojiyle kazanılmaz. Ekonomik güçle sürdürülmez. Bunlar önemlidir ama zaferi getirecek tek unsur değildir. Tersi olsaydı I ve II. Dünya savaşlarında Almanya bu günün Amerika’sı olurdu.
Zaferi kazanacak temel unsur organize olmaktır: Cepheleri artırmamaktır: Sağlam ittifaklar kurmaktır..
İran üzerine başlatılacak savaşta havadan ve denizden yapılacak bombardımanlarla İran’a Yemen’e büyük hasarlar verdirilebilir ama bu İran’ın mağlubiyeti ve teslim olmadı anlamına gelmez..
İşıdçilardan beklenecek saldırılar İran’da bi netice elde edemez; her ne kadar ağır zayiat alsa da Lübnan Hizbullahı orda duruyor.. İşler bu minvalde kızışırsa Suriye ateş topuna döner.
İsrail sanıldığı kadar güçlü değildir. İsrail gücünü bölge devletleriyle yaptığı ittifaktan alıyor..
Dolayısıyla böylesi bir savaşta ittifaklara bakmak lazımdır; bunun alt yapısı kurulmuş mudur bilmiyoruz.
Buna rağmen savaş başladığında, savaş sürecinde hesaplar ve anlaşmalar değişebilir. Bu durum geçmişte çokça görülmüştür.
Ayrıca İran’ın düşmesi Avrupa’nın da işine gelmez!
Böylesi saldırılar küçük çaplı başlasa da bir anda büyüyebilir. Dolayısıyla İran savaşı sadece İran savaşı olarak görülmemeli. Çünkü her devlet, devlet gibi devlet olanlar kendi çıkarına ve hesabına önem verir: Başlangıçta ortak düşman gösterilen İran tüm hesapları yeniden gözden geçirtir. Bu hesapta
Küçük devletleri hesaba katmayalım..
Kaldı ki Amerikan üssü bulunan bölgedeki tüm devletler doğal olarak tehdit altına girecektir.
Tarihte İsmail’i daileri unutmayalım! Cürümleri küçük olsa da koca Selçukluya diz çöktürmüşlerdi. Moğol olmasaydı İsmaililer bölgeyi kontrol edecekti..
Bitirelim:
Her savaş, savaştan menfaati olanlarca meşru gösterilir, psikolojik harp önceden başlatılır.
İran’a yapılacak bir saldırı gerçekleşecek olursa Müslümanlar, İslam ümmeti bir kez daha sınanır; Filistin ve Gazze sınavından sonra.
Böylesi alacakaranlıkta kim mezhepçilik yapar da, psikolojik harbin etkisiyle Müslümanlar aleyhine kâfirlerle iş birliği yaparsa; Gazze’de olduğu gibi… Bırakalım topluca ölsünler yahut esir olsunlar.. Kafir çizmesi altında zilleti yaşasınlar!..
Adını unuttum, Gazze katliamında o kadının söylediği söz çok önemliydi;
“İslam/Allah, mevcut insan/Müslüman müktesebatından razı değil..
Yeni bir insanlık/Müslümanlık için şafak vaktidir!”