Tabiîn ulemasından Hasan-ı Basri’nin yaşadığı dönemde Emevî halifesi olan Abdülmelik bin Mervan, icraatlarına meşru bir zemin kazandırmak için cebir temeline dayanan kader anlayışını savunmuş ve yöneticisi olduğu topluma da bu anlayışı benimsetmeye çalışmıştır. Hasan-ı Basrî ise bu ‘’zorlayıcı’’ kader anlayışına muhalif bir tavır sergilemiştir. Halifenin kendisine gönderdiği ve muhtevası genel çerçevede ‘’Selef’in (ashâb-ı kirâmın) de benimsediği cebre dayalı kader anlayışına hangi delillere dayanarak muhalefet ettiğini’’ sorgulayıcı nitelikte olan mektup üzerine Hasan-ı Basrî, “Kader Risalesi” adıyla meşhur olan risaleyi kaleme almıştır. Risalede zikredilen belli başlı bazı görüşler ve bunların delilleri özetle şöyledir:
Hayırla birlikte şerrin de Allah tarafından yaratılmış olması, O’nun şerrin işlenmesini murat ettiğini göstermez. Allah’ın razı olmayacağı fiiller, O’nun kaza ve kaderi olarak yorumlanamaz. ‘’Eğer inkâr ederseniz şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkâr etmesine razı olmaz (39/7)’’ ayeti buna delildir.
Kişinin doğru yoldan sapması ve yanlış işler yapmasının kaynağı yine kendisidir. Doğru yola girmesinin kaynağı ise Allah’tır. ‘’De ki: Şayet ben yanlış yolda isem bunun vebali banadır. Eğer doğru yolda isem bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir(34/50)’’ ve ‘’Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir(92/12)’’ ayetleri bunun delilleridir.
Allah, birtakım fiilleri gerçekleştirme gücünü kullarında yaratmış, güç yetiremeyecekleri şeylerden de kullarını sorumlu tutmamıştır. ‘’Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz(2/286)’’ ayeti bunun delilidir.
Allah Teâla, doğruyu ve yanlışı ayırt edebilme gücünü kullarına vermiş, seçimleri konusunda da onları serbest bırakmıştır. ‘’(Yemin olsun) nefse ve ona düzen verene; ona kötü ve iyi olma yeteneklerini yerleştirene(91/7-8)’’ ayetleri buna delalet eder. Bununla birlikte kulların seçimler yapması ve bu seçimlerin karşılığını görmesi; yapacaklarının ezelde Levh-i Mahfuz’a yazıldığı için cebir altında kalmaları şeklinde tabir edilemez. Yoksa Allah, bir kimseyi doğru yola girmeye zorlayacak güce şüphesiz sahiptir. Nitekim ‘’Allah dileseydi elbette onları hidayet üzerine birleştirirdi(6/35)’’ ayeti, başlı başına insanın seçimlerinde herhangi bir zorlama altında olmadığını gösteren delillerden biridir.
Allah, iyilikte ısrar eden kişinin hidayette; zulümde ısrar eden kişinin ise dalalette kalmasını sağlar. Yoksa Allah -haşa- kullarına zulmedecek değildir. ‘’Onlar eğrilik yapınca Allah da kalplerini eğriltti(61/5)’’ ve ‘’Allah, sağlam söze iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sağlam tutar; zalimleri de şaşırtır. Allah dilediğini yapar(14/27)’’ ayetleri de bu konudaki delillerdendir.
