Rabbimizin dostluğunu, yardımını, merhametini, şefkatini, şefaatini, koruyuculuğunu göz ardı ederek hayatı inşa etmeye çalışanlar, elbette ilahi dostluğu hem bu dünyada hem de ahirette elde edemezler.
Rabbimiz, dalalette olanların velisi değildir, ilahi öğretiye ve elçilerin hak davetlerine rağmen, sapıklıkta direnenlerin (42/44 17/97), Allah’a kulluk etme noktasında kendini müstağni görerek büyüklük taslayan müstekbirlerin (4/173 45/7..10), kötülük ve fenalık yapanların (4/123), Allah’tan gelen hakkı ve dini inkar eden kafirlerin (33/64,65 48/22), kendilerine hak ile batılı birbirinden ayıran ilim geldikten sonra heva ve hevesine (tutku ve arzularına) uyanların (2/120 13/37), iman nimetinden sonra inkara sapan ve dinde iki yüzlü davranan münafıkların (9/74 33/17), zalimlerin, ahireti tanımayanların, Allah’ın yolundan engelleyenlerin (11/19,20 42/8) zalimlere meyledenlerin ve destekleyenlerin (11/113) dostu-velisi-yardımcısı değildir.
Kur’an, mü’minlerin dostlarını-velilerini şöyle tanımlar ‘’Sizin veliniz, ancak Allah, (O’nun) Resulü, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.’’ 5/MAİDE/55 Ayrıca 9/TEVBE/71 8/ENFAL/72 Velayet, bir iman, duygu, düşünce, eylem birlikteliğidir. İman edenler birbirlerine dost-veli olmak durumundadırlar-zorundadırlar. Bu tavır iman etmiş olmanın gereğidir.
Allah’ın dışında veliler edinenlerin düştüğü durumu vahiy şöyle örneklendiriyor. ‘’Allah’ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi.’’ 29/ANKEBUT/41
Mutlak ‘velayet’ yetkisi Allah’a aittir. İşleri üzerine almada, yardımda, yönetmede, düzenlemede mutlak, kesintisiz olarak velayet yetkisi Allah’a aittir.
O’nun Resulü de mü’minlere kendi nefislerinden evladır (33/6), dostluk ve yardım bakımından daha yakındır, yaratılmışlar arasında Hz. Peygamber, bütün Müslümanların öncelikli velisidir, dostudur. O, Müslümanlar üzerindeki bu velayet hakkını, elçilik görevini yerine getirerek, irşad ederek, uyararak doğru yolu göstererek ve kendi şahsında örneklendirerek kullanır, kullanmıştır.
Mü’minlerin de birbirlerinin üzerinde velayet hakları bulunmaktadır. Kur’an, bu velayet hakkını, kan, soy, ırk, dil, renk, kabile, aşiret, sınıf, ulus, ülke v.s. bağlarına değil, iman-akide bağına bağlamaktadır.
Mü’minler kendi aralarındaki bu velayet hakkını, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederek, ma’rufu emredip münkerden sakındırarak, kendi aralarında hayırlarda yarışarak, birbirlerine her alanda yardım ederek, sevgi ve dostluğu bütün içtenlikleriyle sunarak, haklarını hukuklarını koruyarak, ‘velayet’ yani yönetim-yönetme makamına mü’minlerden başkasını asla geçirmeyerek, ilahi öğretiyi göz ardı eden inkarcılara, zalimlere, tağutlara, müstekbirlere asla meyil etmeyerek ve desteklemeyerek kullanırlar.
Mü’minlerin, Allah’ın dışındaki kimselere kuracakları dostluk-velilik, velayet bağı kesinlikle ‘Allah’a ait velilik ölçüsü’ baz alınarak kurulabilir. Allah’ı veli kabul edenlerle ancak velayet bağı söz konusudur.
‘’Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.’’ 9/TEVBE/71
Rabbimiz, kimleri veli-dost edineceğimizi ve velayet hakkını ‘yönetim-yönetme’ hakkını kimlere verebileceğimizi açıklıkla beyan etmektedir. Bu ayet ile kafirler-müşrikler ve ehl-i kitapla velayeti yasaklayan ayetleri birlikte okuduğumuz zaman, ‘velayet’ kavramının dostluk, yardımlaşma, koruyup-kollama, temsil ve yönetme yetkisi, vekil tayin etme-edilme, Müslümanlar adına tasarrufta bulunma gibi hususların kırmızı çizgilerinin de çizildiğini görmekteyiz.
Mü’minlerle kafirler arasında asla bir velayet bağı yoktur, mü’minler ilahi öğretiyi tanımayanlara velayet yetkisini veremezler ve böyle bir bağı Rahman tanımamaktadır, razı olmamaktadır.
Evliya, velinin çoğuludur, Allah’a kulluk yapan, düşünce ve eylemleriyle vahye sadık kalarak hayatı kuşanan bütün mü’minler velidir/evliyadır. Evliyaullah adında özel-ayrıcalıklı, ruhban bir sınıf-statü ve mistik bir zümre yoktur, bu şekilde tanımlanan, tasvir edilen böyle bir zümre tamamen insanların kendi ürettikleri bir mitostur.
‘’Haberiniz olsun; Allah’ın velileri (evliyaları), onlar için korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır. Onlar iman edenler ve (Allah’tan) sakınanlardır. Müjde, dünya hayatında ve ahirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük ‘kurtuluş ve mutluluk’ budur.’’10/YUNUS/62,63,64
Özetle; ‘’Sizin veliniz, ancak Allah, (O’nun) Resulü, rüku ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü’minlerdir.’’ ilahi uyarısından hareketle VELİ'(leri)mize sadık olmamız ve vahyin reddettiği/dışladığı kişi/kurum/yönetim/rejim/izm her ne varsa veli/dost edinmememiz gerekmektedir. Zelil olmamak ve felaha ermek için buna mecburuz.