İran’ın Geleceği Üzerine Kısa Bir Değerlendirme
İran’daki iç huzursuzlukları yalnızca “dış düşmanların kışkırtması” ile açıklamak indirgemeci olur; ancak dış aktörlerin süreci beslediğine dair emareler de göz ardı edilemez. Uydu kanalları, diaspora merkezli medya, sosyal medya ağları ve siber faaliyetler yoluyla protestoların görünürlüğünün artırılması, Batılı ülkelerin rejim karşıtı aktörlerle temasları ve yaptırımların toplumsal baskıyı derinleştirmesi, dış müdahalenin dolaylı ama etkili araçları olarak öne çıkmaktadır. Buna rağmen sahadaki tepkinin ana kaynağı, İran toplumunun kendi iç dinamikleridir.
İslam Cumhuriyeti rejimi ideolojik açıdan tamamen başarısız sayılmaz; zira devrim söylemi hâlâ devlet aygıtını, güvenlik bürokrasisini ve belirli toplumsal kesimleri mobilize edebilmektedir. Asıl kırılma, ekonomik alanda yaşanmaktadır. Enflasyon, işsizlik, gelir adaletsizliği ve yaptırımların günlük hayata etkisi, rejimin ideolojik meşruiyetini aşındırmakta; “direniş” söylemi, geçim sorunları karşısında ikna gücünü yitirmektedir. Bu nedenle rejimin krizi, ideolojik olmaktan ziyade ekonomik temellidir.
İran’da rejim değişikliğini istemeyecek ülkeler de az değildir. Rusya, İran’ı ABD hegemonyasına karşı stratejik bir ortak ve bölgesel denge unsuru olarak görmektedir. Çin, İran’ı enerji güvenliği ve Kuşak-Yol projesi açısından istikrarlı bir aktör olarak tercih etmekte, rejim değişikliğinin belirsizlik doğurmasından kaçınmaktadır. Türkiye, sınır güvenliği, mülteci riski ve bölgesel istikrar nedeniyle ani bir çöküşten ziyade kontrollü bir İran’ı daha rasyonel bulmaktadır. Irak ve Suriye gibi komşu ülkeler ise İran’daki bir rejim değişikliğinin kendi iç dengelerini sarsmasından endişe etmektedir.
Sonuç olarak İran’ın geleceği, dış müdahalelerle açıklanamayacak kadar içsel; ideolojik çöküşle tanımlanamayacak kadar kurumsal; fakat ekonomik sorunlarla ertelenemeyecek kadar kırılgan bir sürece işaret etmektedir.
