22 Şub 26 - Paz 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > İşid’i Bir Üst Akıl mı Kurdu?

İşid’i Bir Üst Akıl mı Kurdu?

2014 yazında Musul düştüğünde dünya şaşkındı. Birkaç bin silahlı militan, Irak’ın ikinci büyük kentini neredeyse dirençle karşılaşmadan ele geçirmişti. Siyah bayraklar yalnızca bir şehrin üzerine değil, Ortadoğu düzeninin üzerine çekilmiş gibiydi. Peki bu yapı nereden çıktı? Gerçekten bir “üst akıl” projesi miydi, yoksa daha derin bir siyasal çöküşün ürünü mü?

Bu soruya en sistemli yanıtı veren çalışmalardan biri, Fawaz A. Gerges’in 2017 tarihli kitabı A Theory of ISIS: Political Violence and the Transformation of the Global Order oldu. Gerges’in temel iddiası basit ama rahatsız ediciydi: IŞİD bir komplo ürünü değil; çöken devlet yapılarının, mezhepçi siyasetin ve yanlış dış müdahalelerin yarattığı boşluğun ürünüdür.

Irak’tan Suriye’ye uzanan boşluk

2003 Irak işgali yalnızca bir rejimi devirmedi; devletin omurgasını da dağıttı. Baas kadrolarının tasfiyesi ve güvenlik aygıtının çökmesi, silahlı ve örgütlü unsurlar için verimli bir zemin yarattı. Bu ortamda doğan “Irak elkaidesi”, mezhepçi şiddeti stratejik bir araç haline getirdi.

Yıllar içinde bu yapı evrildi ve “Islamic State of Iraq and the Levant” (“Irak ve Levant İslam Devleti”) adı altında “devlet” iddiasında bulunan bir organizasyona dönüştü. Vergi topladı, mahkemeler kurdu, petrol sattı. Bir terör örgütünden fazlası olmaya çalıştı. Ama bu model, sürekli savaş ve aşırı şiddet üzerine kurulduğu için kalıcı olamazdı.

 Mezhepçilik: Görmezden gelinen kırılma

IŞİD’i yalnızca dini fanatizmle açıklamak kolaydır ama eksiktir. Irak’ta dışlayıcı siyaset, Suriye’de iç savaşın yarattığı otorite boşluğu ve bölgesel rekabet, özellikle Sünni topluluklarda derin bir siyasal kırılma yarattı. IŞİD bu kırılmayı “koruyucu güç” söylemiyle ideolojik bir zemine taşıdı.

Devlet otoritesinin çöktüğü yerde radikal yapıların “düzen” vaat etmesi şaşırtıcı değildir.

 “Kim kurdu?” sorusu neden bitmiyor?

Kamuoyunda IŞİD’in bir devlet tarafından kurulduğuna dair pek çok iddia dolaştı: ABD, Suriye rejimi, Türkiye, Körfez ülkeleri, İran… Hatta İsrail.

Akademik literatürün ortak noktası şu: Bu aktörlerin hatalı politikaları, güç boşlukları ve vekâlet savaşları örgütün yükselmesini kolaylaştırmıştır; ancak IŞİD’in belirli bir devlet tarafından planlı biçimde kurulduğunu gösteren güçlü ve doğrulanmış kurumsal kanıt yoktur.

Bu ayrım önemli. “Dolaylı zemin hazırlamak” ile “tasarlayıp kurmak” aynı şey değildir. Fakat çatışma ortamının karmaşıklığı, komplo anlatılarının canlı kalmasına elverişli bir zemin üretir.

2019 sonrası: Bitti mi?

2019’da örgütün Suriye’deki toprak hâkimiyeti sona erdi. “Hilafet” projesi çöktü. Ama ideoloji ortadan kalkmadı.

Bugün Afrika’nın Sahel kuşağında, Libya’da, Somali’de ve Afganistan’da IŞİD bağlantılı yapılar faaliyet gösteriyor. Örgüt artık merkezi bir toprak hâkimiyetinden çok, ağ-temelli ve esnek bir modele evrilmiş durumda. Devletin zayıf olduğu, güvenliğin kırılganlaştığı her yerde yeniden tutunma potansiyeli var.

Asıl mesele

Gerges’in en güçlü uyarısı bugün hâlâ geçerli: Radikal şiddet örgütleri çoğu zaman “tasarlanmış projeler” değil, kötü yönetilen siyasal süreçlerin ve çöken devlet düzenlerinin yan ürünleridir.

Eğer mezhepçi siyaset sürer, kapsayıcı temsil mekanizmaları kurulmaz ve dış müdahaleler yerel dengeleri gözetmeden devam ederse, benzer yapıların yeniden ortaya çıkması sürpriz olmaz.

Musul’un düşüşü bir sonuçtu; sebep değil.

Sebep, devletin çöktüğü yerde oluşan boşluktu.

Ve boşluk, siyasetin en tehlikeli düşmanıdır.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir