Aşağıda, The Geopolitics of Intervention: A Structural Analysis of Hypothetical U.S. Military Action in Venezuela, başlıklı Azizi Othman tarafından yapılan çalışmanın özetini sunuyoruz.
Makale, 2025 yılında kaleme alınmış, Amerika Birleşik Devletleri’nin Venezuela’ya yönelik varsayımsal bir askerî müdahalesini uluslararası ilişkiler teorileri çerçevesinde ele alan analitik bir çalışma. Makalenin yazarı, realist (yapısal realizm) ve eleştirel uluslararası ilişkiler yaklaşımlarını birlikte kullanarak, böyle bir müdahalenin neden gündeme gelebileceğini, fakat daha önemlisi neden stratejik bir hata olacağını ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Makale, ABD ile Venezuela arasındaki sorunlu ilişkinin Hugo Chávez döneminden itibaren giderek derinleştiğini ve Nicolás Maduro döneminde yaşanan siyasal, ekonomik ve insani krizin, Washington’da zaman zaman askerî müdahale senaryolarının tartışılmasına yol açtığını tespit ederek başlar. Yazar, fiilî bir işgal ihtimalinden ziyade, bu ihtimalin teorik olarak analiz edilmesinin, günümüz uluslararası sistemindeki güç ilişkilerini ve ABD hegemonyasının sınırlarını anlamak açısından son derece öğretici olduğunu ifade eder
ABD’yi Venezuela’ya müdahaleye itebilecek bazı yapısal nedenler mevcut olmakla birlikte, böyle bir müdahalenin ortaya çıkaracağı uzun vadeli siyasal, bölgesel ve küresel maliyetler, elde edilmesi muhtemel kısa vadeli kazanımlardan çok daha ağırdır. Dolayısıyla askerî müdahale, ABD’nin Batı Yarımküre’deki gücünü yeniden tesis etmek bir yana, bu gücün gerilemesini hızlandıracaktır.
Uluslararası sistem anarşiktir ve devletlerin davranışları, büyük ölçüde güç dağılımı tarafından belirlenir. ABD, göreli gücü azalan bir hegemon olarak, kendi etki alanı içinde Çin ve Rusya gibi rakip aktörlerin varlığını daha tehditkâr algılamakta ve bu nedenle askerî seçeneklere geçmişe kıyasla daha fazla eğilim gösterebilmektedir. Venezuela, bu bağlamda ABD’nin geleneksel nüfuz alanında “kontrolden çıkan” bir örnek olarak görülmektedir.
ABD’nin Venezuela’ya müdahalesini geçmişte meşrulaştıran en önemli unsur olan enerji güvenliği, artık belirleyici olmaktan çıkmıştır. Kaya petrolü devrimiyle birlikte ABD, Venezuela petrolüne stratejik olarak bağımlı bir ülke olmaktan çıkmış, hatta net enerji ihracatçısı hâline gelmiştir. Bu durum, petrol temelli müdahale mantığını yapısal olarak geçersiz kılmaktadır. Buna karşılık, müdahalenin ekonomik ve askerî maliyetleri geçmişe kıyasla çok daha yüksektir.
Çin ve Rusya faktörünü ikinci bir motivasyon kaynağıdır. Venezuela’nın bu iki ülkeyle geliştirdiği ilişkiler, ABD açısından sembolik ve jeopolitik bir meydan okuma olarak algılanmaktadır. Ancak, bu tehdidin sıklıkla abartıldığı bir vakıadır. Venezuela, ne coğrafi ne de siyasal açıdan ABD’ye karşı ileri bir askerî üs işlevi görebilecek bir konumdadır. Dolayısıyla müdahale, gerçek bir güvenlik tehdidine karşı zorunlu bir hamle olmaktan çok, hegemonik prestiji kurtarma girişimi niteliği taşır.
Venezuela’ya yönelik tek taraflı bir ABD müdahalesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden onay almasının fiilen imkânsızdır. Böyle bir adımın açıkça uluslararası hukuka aykırı olacağı açıktır. “İnsani müdahale” söyleminin ise Irak ve Afganistan tecrübeleri sonrasında küresel düzeyde inandırıcılığını büyük ölçüde yitirdiği unutulmamalıdır. Bu nedenle, müdahale ABD’nin normatif iddialarını güçlendirmek yerine, uluslararası hukuk düzeninin daha da aşınmasına yol açacaktır.
Askerî açıdan bakıldığında: ABD, Venezuela ordusunu kısa sürede ve konvansiyonel anlamda yenebilecek kapasiteye sahiptir. İlk safhada hava üstünlüğü sağlanması, büyük şehirlerin kontrol altına alınması ve düzenli birliklerin etkisiz hâle getirilmesi muhtemeldir. Ancak, asıl mesele bu noktadan sonra başlayacaktır. Venezuela’nın coğrafi yapısı, kentleşme düzeyi, siyasal parçalanmışlığı ve dış aktörlerin dolaylı desteği, uzun süreli bir direniş ve istikrarsızlık ortamını mümkün kılmaktadır. Bu anlamda Venezuela, işgal edilebilecek ama kolay yönetilemeyecek bir ülke olarak tasvir edilir.
Müdahalenin insani sonuçları da son derece ağır olacaktır. Zaten ciddi bir göç ve yoksulluk krizi yaşayan Venezuela’da askerî çatışma olursa, milyonlarca yeni mülteciyi komşu ülkelere yönlendirecek; Kolombiya, Brezilya ve Karayip ülkeleri üzerinde büyük bir baskı yaratacaktır. Bu durum, müdahaleye yönelik bölgesel desteği hızla eritecek ve ABD’yi diplomatik olarak daha da yalnızlaştıracaktır.
Bölgesel düzeyde ise müdahalenin en önemli sonucu, Latin Amerika’da zaten güçlenmekte olan ABD’den özerkleşme eğilimini hızlandırması olacaktır. Özellikle Brezilya, ABD karşıtı diplomatik hattın merkezine yerleşebilir. Çin ve Rusya ise doğrudan savaşa girmeden, ABD’nin yarattığı meşruiyet krizinden stratejik kazanç elde edecektir.
Panama (1989) ve Irak (2003) müdahaleleri askerî başarının uzun vadeli stratejik başarıya dönüşmediği açıktır. Venezuela senaryosunun, özellikle Irak örneğine daha fazla benzediği; yani kısa vadeli askerî zaferlerin, uzun süreli siyasal ve bölgesel kayıplara yol açacaktır.
Sonuç olarak ABD’nin Venezuela’ya askerî müdahalesi rasyonel bir stratejik tercih değildir. Bu adım, ABD’nin Batı Yarımküre’deki nüfuzunu yeniden tesis etmeyecek, aksine çok kutupluluğu hızlandıracak, bölgesel özerklik arayışlarını güçlendirecek ve Amerikan hegemonyasının meşruiyet temelini daha da aşındıracaktır.
Adresinden özetlenmiştir.
