Şer‘î (dinî) bir sebep, belli bir hikmete (amaç / yarar) dayanılarak meşru (hukuken geçerli) kılınır. Ancak bu sebep işlendiğinde, o hikmetin gerçekleşmesi iki şekilde olabilir:
- Hikmetin gerçekleştiği kesin veya kuvvetle muhtemel (olası) olur.
- Hikmetin gerçekleşip gerçekleşmediği bilinmez ya da muhtemel (olası) değildir.
Birinci durumda herhangi bir problem yoktur; sebep zaten hikmetine ulaşıyor kabul edilir. Asıl tartışma, ikinci durumdadır.
Hikmetin Gerçekleşmemesi Hâlleri
Hikmetin gerçekleşmemesi iki sebeple olabilir:
a) Mahallin (konunun / uygulama alanının) hikmeti kabul etmemesi
Eğer sebep uygulandığı hâlde, konu (mahal) bu hikmeti doğası gereği kabul etmiyorsa, o zaman:
- Sebep temelden (esasından) geçersiz olur
- Şer‘an (dinî bakımdan) o mahal açısından sebebin hiçbir etkisi olmaz
Örnekler:
- Akıl sahibi olmayan birinin suç işlemesi → ceza uygulanmaz
- Şarap veya domuz üzerine yapılan akitler (sözleşmeler)
- Yabancı bir kadına, evlilik bağı olmadan verilen talak (boşama)
- Başkasına ait bir köleyi azat etmek (özgür bırakmak)
- Akıl sahibi olmayan kişiyi ibadetlerle yükümlü (sorumlu) saymak
Bu durumun geçersizliğine iki temel delil (gerekçe) getirilir:
- Sebep–hikmet ilişkisi koparılamaz.
Sebepler baştan hikmete bağlı olarak konulmuştur. Hikmetten tamamen kopuk sebeplerin meşru (geçerli) olması düşünülemez. - Hükümlerin amaçsızlaşması sonucu doğar.
Cezalar caydırıcılık (önleyicilik), ibadetler Allah’a yöneliş için konulmuştur. Hikmetsiz kabul edilirse, tüm hükümlerin gerekçesi ortadan kalkar ki bu bâtıldır (geçersizdir).
b) Hikmetin, haricî (dışsal) bir engel sebebiyle gerçekleşmemesi
Eğer mahal hikmeti kabul edebilecek durumdaysa, fakat hikmet dış bir engel sebebiyle gerçekleşmiyorsa, şu soru ortaya çıkar:
Hikmetin gerçekleşmemesi, sebebin meşruiyetini (geçerliliğini) ortadan kaldırır mı?
Bu konuda ihtilaf (görüş ayrılığı) mümkündür.
Cevaz (geçerlilik) Görüşünü Savunanların Delilleri
1. Genel kaideler (kurallar), nadir istisnalarla bozulmaz
Şer‘î (dinî) kurallar, istisnaî (olağan dışı) durumlar sebebiyle geçersiz sayılmaz.
2. Hikmetin ölçütü: mahal mi, fiilî gerçekleşme mi?
Hikmet iki şekilde ele alınabilir:
- Mahallin hikmeti kabul edebilir olması
- Hikmetin fiilen (gerçekte) gerçekleşmiş olması
Eğer ölçüt, sadece mahallin kabul edebilirliği ise:
- Talakına yemin edilmiş bir kadının, nikâh akdini (evlilik sözleşmesini) kabul edebilecek bir mahal olduğu açıktır
- Yasaklayıcı özel bir delil (açık nas) yoksa nikâh geçerli sayılır
Eğer fiilî gerçekleşme esas alınırsa:
- Hikmet yoksa (örneğin yolculukta meşakkat –zorluk– yoksa) ruhsatlar (kolaylaştırıcı hükümler) uygulanmaz
- Ancak bu yaklaşım birçok meşru (geçerli) uygulamayı anlamsız hâle getirir
İTİRAZ:
“Yolculuk genelde meşakkat (zorluk) doğurur; fakat talakına yemin edilmiş bir kadınla evlilikte hikmet ihtimali yoktur.”
CEVAP:
- Yolculuk, mutlak (genel) bir durumdur; talak yeminli evlilik ise bu mutlaklığın mukayyed (kayıtlı) bir türüdür
- Mutlak durumda cevaz (izin) kabul ediliyorsa, kayıtlı durumda da kabul edilmelidir
- Haram olan evlilikler (anne, kız vb.) ise farklıdır; çünkü mahal baştan itibaren uygun değildir
Sonuç:
Mahallin hikmeti kabul edebilir olduğu durumlarda, hikmet fiilen gerçekleşmese bile sebep meşru (geçerli) kalır.
3. Hikmeti önceden kesin olarak bilmek mümkün değildir
- Hikmetler çoğu zaman sebep gerçekleştikten sonra ortaya çıkar
- Nikâh yapıp hemen boşayanlar bunun örneğidir
- Hikmeti sebebin ön şartı saymak devir (kısır döngü) doğurur
Bu nedenle:
Mahallin hikmeti kabul edebilir olması, hikmetin gerçekleşmesi için yeterli bir ihtimal (mazinne: gerçekleşme olasılığı) kabul edilir.
Men (geçersizlik) Görüşünü Savunanların Delilleri
1. Zihnî (teorik) kabul yeterli değildir
- Sebepler maslahat (yarar) için konulur
- Fiilen veya ihtimalen maslahat içermeyen şeyler meşru (geçerli) olmaz
2. Şâri‘in (hükmü koyan Allah’ın) maksadını boşa çıkarma tehlikesi
- Hikmetin doğmayacağı bilinen bir sebebe yönelmek anlamsızdır
- Anlamsız olan şey şer‘an (dinî bakımdan) meşru olmaz
3. Hikmet yerine “hikmet ihtimali” esas alınmıştır
- Meşakkat (zorluk), akıl gibi unsurlar ölçülemez
- Bu yüzden Şâri‘, onları doğrudan değil, yerine geçen göstergelerle (kriterlerle) dikkate almıştır
- Sünnet mahallinin girmesi, ihtilam yaşı gibi örnekler bu yüzdendir
FASIL (Bölüm) – Yemin İçin Yapılan Nikâh Meselesi
Yemini yerine getirmek amacıyla yapılan nikâh:
- Bazı âlimlere göre geçerli
- Bazılarına göre geçici (muvakkat) nikâha benzediği için sakıncalıdır
İmam Mâlik’in mezhebine göre:
- Yemin bozmayı hedeflese bile, nikâhın asıl amaçlarına aykırı değildir
- Ayrılma niyeti, nikâhı baştan geçersiz kılmaz
- Bu yönüyle müt‘a nikâhından (süreli evlilikten) farklıdır
Hulle Nikâhı ile Farkı
- Hulle nikâhında amaç, kadını ilk kocaya helal kılmaktır
- Nikâhın asli (temel) amaçları yoktur
- Bu yüzden nasslarla (açık dinî metinlerle) sert biçimde yasaklanmıştır
İbadetlerle Kıyas
- Bir ibadeti sırf yemin veya adak için yapmak, ibadeti geçersiz kılmaz
- Aynı şekilde, nikâh da sırf yemin için yapılmış olsa bile geçerli olabilir
Buradan Çıkan İki Temel İlke
- Maslahat (yarar), hükmün her tekil uygulamasında fiilen bulunmak zorunda değildir; bulunma ihtimali yeterlidir.
- Muamelatta (günlük işlemlerde), kişinin niyetinin Şâri‘in maksadına aykırı olmaması yeterlidir; bire bir örtüşmesi şart değildir.
FASIL – Sebebin Doğuracağı Sonucun Belirsiz Olduğu Durum
Eğer bir sebebin, Şâri‘in amaçladığı sonucu doğurup doğurmadığı bilinmiyorsa:
- Sebebe yönelmek meşru olmaz
- Çünkü sebep hem meşru hem gayrimeşru sonuç doğurabilir
Bu durumda:
- “Asıl olan cevazdır (serbestliktir)” ilkesi uygulanamaz
- Nikâh, hayvan kesimi gibi konularda asıl olan yasaklık, sebep sonrası helalliktir
Sonuç olarak:
Şâri‘in maksadına girip girmediği bilinmeyen sonuçlar konusunda, hüküm netleşinceye kadar tevakkuf etmek (beklemek) gerekir.
Bu ayrımı yapmaya yarayan ölçütler, Makâsıd (dinî amaçlar) bölümünde ele alınmıştır.
