31 Mar 26 - Sal 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin İkinci Türü “Şart” 4. Mesele

Muvâfakât Okumaları: Vaz’i Hükümlerin İkinci Türü “Şart” 4. Mesele

DÖRDÜNCÜ MESELE: Şart ve Meşrut İlişkisi

Bu bölümde, şart (bir hükmün gerçekleşmesi için gereken ön koşul) ile meşrut (şarta bağlı olan hüküm) arasındaki ilişkinin, tıpkı sıfat (özellik) ile mevzuf (nitelenen varlık) arasındaki ilişki gibi olduğunu; şartın, meşrutun bir parçası olmadığını açıklamamız gerekir. Bu konudaki dayanağımız, şer’i şartların istikra (tümevarım/ayrıntılı inceleme) yöntemine tabi tutulmasıdır.

Şer’i Şartların Tamamlayıcı Rolü

Dikkat edilirse görülecektir ki; zekat için malın üzerinden bir yıl geçmesi (havelan-ı havl), nisabın (asgari zenginlik sınırı) gerçekleşme gerekçesi olan “zenginlik” durumu için bir tamamlayıcı unsurdur. Çünkü kişinin sadece nisap miktarı mala sahip olması yetmez; o mal üzerinde çeşitli şekillerde tasarruf etme imkanını elde etmedikçe hüküm takarrur etmez (kararlılık kazanmaz/kesinleşmez). Şari’ (hüküm koyucu olan Allah), malın üzerinden bir yıl geçmesini, sahibinin zenginliğini fiilen ortaya koyan bu imkan için bir menat (dayanak/dayanılan nokta) kılmıştır.

Diğer örnekler ise şöyledir:

  • Yemini bozmak (hıns): Yemini bozma, kefaret hükmünün bir tamamlayıcı unsurudur. Yemin için kefaret gerekmesi, Allah’ın ismine karşı bir nevi “cinayet” (hürmetsizlik) işlendiği içindir. Bu durum ancak yemin bozulduğunda tam olarak gerçekleşmiş olur.
  • Ruhun çıkması (ölüm): Katilin kısas veya diyet (kan bedeli) gerektiren fiilinin sonuçlanması için bir tamamlayıcı unsurdur. Aynı zamanda, ölüm döşeğindeki birinin malı üzerinde mirasçıların haklarının belirlenmesi için de tamamlayıcı bir şarttır.
  • Muhsanlık (evli/iffetli olma): Zina suçunda recm cezasının uygulanabilmesi için gereken bir tamamlayıcı şarttır. Diğer tüm şer’i şartların, bağlı oldukları hükümlerle (meşrut) ilişkisi de bu şekildedir.

Karşı Görüş ve İtirazlar

Bu açıklamalarımıza karşı şöyle bir itiraz dile getirilebilir:

“Akıl, teklif (sorumluluk) için şarttır; iman ise ibadetlerin sıhhati (geçerliliği) ve kurbetlerin (Allah’a yakınlaştıran işlerin) şartıdır. Eğer akıl olmasa, bir insanın sorumlu tutulması tıpkı hayvanların veya cansız nesnelerin sorumlu tutulması gibi imkansız olurdu. Bu durumda akıl nasıl sadece ‘tamamlayıcı bir unsur’ olabilir? Akıl, sorumluluğun temeli ve umdesidir (esas direğidir). Aynı şekilde iman için de ‘ibadetin tamamlayıcısıdır’ denilemez; çünkü kafirin ibadetinin bir hakikati yoktur ki iman onu tamamlasın.”

İtirazlara Cevap ve Çözüm

Bu problem (paradoks) iki şekilde ortadan kalkar:

  1. Şartların Türü: Akıl gibi şartlar akli şartlardır, şer’i şartlar değildir. Bizim yukarıdaki açıklamalarımız ise doğrudan şer’i şartlar (dinin belirlediği şartlar) hakkındadır.
  2. Kapsam Farkı: Aslında akıl da teklif mahalli (sorumluluğun yöneldiği yer) olan insan için bir tamamlayıcı şarttır; bizzat sorumluluğun (teklifin) kendisinin şartı değildir. Aklın insana nispetle onu tamamlayan bir özellik olduğu açıktır.

İman meselesine gelince:

Biz imanın ibadetler için bir “şart” olduğunu kabul etmiyoruz; çünkü ibadetler zaten imanın üzerine bina edilir. İbadetin manası; Mabud’a (ibadet edilen Allah’a) hem kalp hem de organlarla huşu (alçak gönüllülük) ve tazim (yüceltme) ile yönelmektir. Bu ise zaten imanın bir uzantısıdır. Bir şeyin aslı ve temeli olan bir unsur, aynı şeyin nasıl dışsal bir şartı olabilir? Bu mantıklı değildir. İman için “şart” tabirini kullananlar, bunu ancak müsamaha (terimsel esneklik) yoluyla, mecazi anlamda kullanmışlardır.

İmanın şart olduğu bir an için kabul edilse bile, bu sorumluluğun kendisi hakkında değil, mükellef (sorumlu kişi) hakkında olacaktır. İman; usulcülerin “kafirlerin dinin ayrıntılı hükümlerinden (füru) sorumlu olup olmadıkları” tartışmasında belirttikleri üzere, kimine göre sıhhat (geçerlilik), kimine göre ise vücub (hükmün borç olması/yükümlülük) şartıdır.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir