Osmanlıların Yükselişi ve Çöküşü – İslamcı Aşırılıkçılık ve Oluşumundaki Batı Katkısı
Özetle, konuyu ele almayacağım. Konuyla ilgilenen herkesi dikkatlice okumaya ve düşünmeye zaman ayırmaya davet ediyorum. Ya da ekteki resimlere göz atın; ancak bunların daha geniş bir gerçekliği temsil etmediğini unutmayın.
Bu yazıyı oluşturmak hiç de kolay bir iş değildi; beni terletti. Bu basit bir sohbet değil; derinlemesine düşünmeyi ve bir dereceye kadar da telkinlerin çözülmesini gerektiriyor. Batı’nın tarihsel olaylara bakış açısı, sadece benim üzerimde değil, özellikle Batı’da yaşayanların çoğunluğu üzerinde güçlü bir etkiye sahip. Ancak Müslüman bakış açısı, Batı dışında yaşayanların anlayışını şekillendiriyor. Burada sunduğum şey, her iki görüşü de uzlaştırmaya yönelik bir girişim.
Osmanlı dönemi hâlâ çok tartışılan bir konu.
Ancak bir şey kesin:
14. yüzyıla gelindiğinde, İslami aşırılıkçılık kök salmaya başladı ve bu kökleşme günümüze kadar devam etti ve birçok yönden yoğunlaştı. Selefilik veya diğer aşırı ideolojiler gibi hareketlerin “Batı değerlerine karşı bir cihat” veya “saf İslam’ın savunusu” olduğu fikri, Batı propagandasının çarpıcı bir örneğidir. Bu kişiler İslam’ı koruduklarını sansalar da, gerçekte Batı etkileriyle derinlemesine şekillenmiş bir İslam yorumunu savunmaktadırlar. Batı, iç aşırılıkla birlikte, piyasalara hâkim olmaya devam eden bir ürünü satıyordu.
Son yazımda, Hadis’in tarih boyunca siyasi bir araç olarak kullanımını incelemeyi amaçlamıştım. 14. ve 19. yüzyıllar arasında kasıtlı olarak bir boşluk bırakarak, önemli olayların bir zaman çizelgesini oluşturdum. Umarım bu incelemeye devam ettikçe bunun ardındaki mantık daha da netleşecektir.
Ayrıca, önemli bir noktayı vurgulamak istiyorum: İslam tarihini Müslüman bakış açısıyla incelemek elzem olsa da, bu bakış açısının daha geniş tarihsel anlatıya dair anlayışımızı çarpıtmasına izin vermemeye dikkat etmeliyiz. Hikâyenin her iki tarafına da özenle yaklaşmak, alaka düzeyini dengelemek, daha geniş bir bakış açısını korumak ve aynı zamanda aşırı basitleştirme yapmaktan kaçınmak çok önemlidir.
Örneğin, entelektüalizmin gerilemesi veya Bağdat’taki Beyt-i Hikmet meselesi tartışılırken, açıklamalar basitleştirilmiş gibi görünse de, olayların gerçekliğini çarpıtmıyor, aksine çok daha büyük bir sorunun yaygın temsilleridir.
Yanlış tanıtım sorununun kökenine inmek gerekir ve bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun yükseliş ve “çöküş” dönemi olan 14. ve 19. yüzyıllar arasındaki döneme kadar uzanmaktadır.
Bu, şimdiye kadar giriştiğim en zorlu tarih dalışıydı. Çarpıtma, propaganda ve siyasi gündemlerin miktarı şaşırtıcı ve bunların doğru bağlamlarında anlaşılması gerekiyor.
Aşırılığın yükselişi bu tarihi olaylarla derinden iç içe olduğu gibi, ona onur, saygı ve sömürgeci etkisinin bilincinde olarak yaklaşmak da aynı derecede önemlidir. Birçok modern sorunun tohumları Osmanlı döneminde atılmış ve kökleri, bitme belirtisi göstermeden yayılmaya devam etmiştir. Ancak bu bağlamı anlayarak, tarihteki bu önemli ana yol açan önceki olayları incelemeye başlayabiliriz.
Bu yazı, kabul ediyorum, paylaşılması en göz korkutucu yazı ve güçlü tepkilere yol açabileceğinin farkındayım. Görüşlerimi daha fazla açıklamaya açığım, ancak hem Müslümanların içsel bakış açısını hem de Batı’nın dışsal etkisini ve her ikisinin de İslam’ı ve günümüze kadarki anlayışımızı nasıl şekillendirdiğini anlayabiliyorsanız.
İçerik:
I. Beş Aşamalı Teori
İbn Haldun’un Gözünden Osmanlı İmparatorluğu
Önemli çıkarımlar II. “Avrupa’nın Hasta Adamı”
“Hasta Adam” Anlatısının Çelişkileri
Bu etiket neden kullanıldı?
Taklit, Bağımlılık ve Direniş, III. Osmanlı Bağlamında Selefilik, Aşırılıkçılık ve Hadis Kötüye Kullanımı Üzerindeki Batı Etkisi (Analizlere Dayalı)
Aşırılığa Karşı Bir Bariyer Olarak Osmanlı İmparatorluğu
Batı’nın Osmanlı İslam’ı Üzerindeki Selefiliği Teşvik Etmedeki Rolü
Hadislerin Kötüye Kullanımı: Sömürgeci Bir Araç mı?
Batı İslam’ı Nasıl “yolundan saptırdı”: Daha Büyük Rol
Anahtar Soru: Bu kasıtlı mıydı yoksa bir yan etki miydi?
Sonuç: Batı Modern’i Şekillendirdi mi?
Aşırılık mı? IV. Batı’nın Selefilik, Hadis Kötüye Kullanımı ve Aşırılık Üzerindeki Etkisi: Evstatiev‘in Çalışmalarıyla Karşılaştırmalı Bir Analiz
Osmanlı Modeli ve Parçalanmış Selefiliğin Yükselişi
Batı Sömürgeciliği ve İslam Düşüncesinin Parçalanması
Siyasi Bir Silah Olarak “Avrupa’nın Hasta Adamı” Anlatısı
V. Osmanlı’nın Gerilemesine Yönelik Batı ve Müslüman Tarih Yazımı Yaklaşımları
“Çöküş” Anlatısı: Batı’nın Bir Kurgusu mu?
Müslüman Tarihçilerin Görüşü: Osmanlı’nın Gerilemesi Kaçınılmaz Değil, Tasarlanmıştır
Bu Tartışma Modern Siyasi Algıları Nasıl Şekillendiriyor?
Sonuç: Gerileme mi, Dönüşüm mü? Tarihsel Hafıza Üzerine Bir Mücadele VI. Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Zaman Çizelgesi: Selefi/Vehhabi Hareketlerle İkili Bir Bakış Açısı VII. Uçurumu Kapatmak: Aşırılıkçılık ve Selefilikle Mücadelede Bütüncül Bir Yaklaşım
Çift Çerçeve Aşırılıkla Mücadeleye Nasıl Yardımcı Olur?
Çağdaş Müslüman Kimliğini Güçlendirmek
Aşırılığın Artan Etkisine Karşı Koymak
Çözüm
I. İbn Haldun’un Beş Aşamalı Teorisi
İbn Haldun, Mukaddime adlı eserinde devletlerin kaçınılmaz olarak beş aşamadan geçtiğini ileri sürmektedir:
- Oluşum Aşaması
- Konsolidasyon ve Rakiplerin Elenmesi
- Şan ve Servet Birikimi
- Öncekilerin Taklidi
- Çöküş ve Çöküş
İbn Haldun’un Gözünden Osmanlı İmparatorluğu
Aşama 1: Oluşum (1299–1402)
Osmanlı Devleti, Osman Gazi tarafından kurulmuş olup, Orhan Gazi, Murad Gazi ve Bayezid Gazi dönemlerinde daha da güçlenmiştir.
Bu yöneticiler güçlü bir liderlik sergileyerek toprak genişlemesine ve idari istikrara odaklandılar.
Yeniçeri Ocağını kurarak askeri hakimiyeti sağladılar. —> İbn Haldun’un “güçlü liderlik ve birlik” aşaması.
Aşama 2: Güç Konsolidasyonu ve İç Savaş (1402–1413)
İmparatorluk, Bayezid I’in oğulları arasında bir iç savaşla, Osmanlı Fetret Devri olarak bilinen bir iç çekişmeyle karşı karşıya kaldı. (Mezhepsel farklılıklar, henüz tam bir çatışma olmasa da, burada şekillenmeye başlıyor.)
Bir dizi savaşın ardından Mehmed I galip gelerek imparatorluğu istikrara kavuşturdu.
—> İbn Haldun’un “hükümdarın rakiplerini ortadan kaldırması” evresi.
Aşama 3: Zafer ve Genişleme (1444–1687)
Osmanlı Devleti, Fatih Sultan Mehmed (1453) ve Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemlerinde zirveye ulaştı.
Önemli olaylar: Konstantinopolis’in düşüşü, Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya yayılma.
Osmanlılar 1517’de Mısır’ı aldıktan sonra kanunlar çıkardılar, yönetimi merkezileştirdiler ve halifeliği kurdular.
—> İbn Haldun’un “servet ve güç biriktirme” evresi.
Aşama 4: Durgunluk ve Reform Girişimleri (1687–1922)
İmparatorluk büyük savaşları (örneğin Kutsal İttifak’a karşı) kaybettikten sonra genişlemeyi bıraktı.
Avrupa’nın teknolojik ilerlemeleri Osmanlı’nın askeri kabiliyetlerini geride bıraktı.
Mahmud II (1808-1839) ve Abdülhamid II (1876-1909) dönemlerinde yapılan reformlar, devleti modernleştirmeyi amaçlıyordu.
—> İbn Haldun’un “yenilik yapmadan öncekileri taklit etme” evresi.
Aşama 5: Çöküş ve Batılılaşma (1922–1924)
Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’nda yenildi ve Sevr Antlaşması (1920) ile dağıldı.
Mustafa Kemal, Saltanatı (1922) ve Hilafeti (1924) kaldırarak laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu.
Batı etkileri, İbn Haldun’un mağlup milletlerin fatihlerini taklit ettiği görüşü doğrultusunda reformlara hakim oldu.
İbn Haldun’un “son aşamaya gelişi ve çöküşü.”
3. Çıkarımlar:
- Osmanlılar beklenenden daha uzun süre ayakta kalabildiler çünkü gerilemeyi tersine çevirerek daha önceki evrelere döndüler (örneğin II. Mahmud’un reformları).
- “Avrupa’nın Hasta Adamı” lakabı yanıltıcıdır, zira imparatorluk 19. yüzyıla kadar güçlü kalmıştır.
- Osmanlı’nın çöküşü yalnızca lüksten kaynaklanmıyordu; dış baskılar, Avrupa’nın yayılması ve sanayileşme de önemli rol oynamıştı.
- Osmanlılar sadece çökmedi, aynı zamanda dönüştüler, yok olmak yerine modern ulus-devlete dönüştüler.
II. Batı Etkisi ve Osmanlı’nın Gerilemesinde “Avrupa’nın Hasta Adamı” Anlatısı:
Önceki cümle, imparatorluğu zayıf ve çöküşün eşiğinde olarak tanımlayan Rus Çarı I. Nikolay’a (1853) atfedilir.
“Hasta Adam” Anlatısının Çelişkileri:
Askeri Reformlar: Osmanlılar ordularını modernize ettiler, Batı taktiklerini benimsediler ve hareket kabiliyetini artırmak için demiryolları inşa ettiler.
Ekonomik Güç: İmparatorluk, 19. yüzyılın sonlarına kadar önemli ticaret yolları ve kaynakları üzerindeki kontrolünü sürdürdü.
Siyasi Devrimler: Tanzimat Fermanları (1839-1876) modern bürokrasiyi, anayasacılığı ve hukuki eşitliği getirdi.
Etiket Neden Kullanıldı?
Batılı güçlerin Osmanlı topraklarına müdahaleleri için bir gerekçeye ihtiyaçları vardı (örneğin Kırım Savaşı, Balkan Savaşları).
İngilizler ve Fransızlar, ekonomik kontrolü (örneğin, Osmanlı Düyun-u Umumiye İdaresi aracılığıyla borç yönetimi) haklı çıkarmak için Osmanlıları zayıf olarak gösterdiler.
Avrupa’nın müdahalesi Osmanlı’nın gerilemesini hızlandırdıkça bu ifade kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet haline geldi.
Taklit, Bağımlılık ve Direnç
A. Avrupa’nın Askeri ve Ekonomik Hakimiyeti:
Napolyon Savaşları (1803-1815) Osmanlı’nın askeri zayıflıklarını ortaya çıkardı.
Kırım Savaşı’nda (1853-1856) Osmanlılar İngiltere ve Fransa ile ittifak kurdular ancak mali açıdan Avrupalı alacaklılara bağımlı kaldılar.
19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa bankaları Osmanlı ekonomisinin büyük bir kısmını kontrol ediyordu.
B. Osmanlı’nın Batı Taklidi
Tanzimat Reformları (1839–1876): Avrupa yönetim modeline göre düzenlenmiş, laik yasalar, modern eğitim ve altyapı projeleri getirilmiştir.
Toplumun Batılılaşması: Batı tarzı giyim, mimari ve hatta dil (Fransız etkisi) Osmanlı elitleri arasında yaygınlaştı.
Hukuk Reformları: Napolyon Kanunlarından esinlenerek, Avrupa ticaret yasaları ve diplomasisiyle uyum sağlamayı amaçlamaktadır.
C. Avrupa’nın Müdahalesi ve Balkan Milliyetçiliği
Batı destekli Yunanistan (1821), Sırbistan ve Bulgaristan’daki milliyetçi ayaklanmalar Osmanlı denetimini zayıflattı.
Berlin Antlaşması (1878) Osmanlı topraklarını daralttı ve imparatorluğu daha da istikrarsızlaştırdı.
İngiliz ve Fransız müdahalesi (1882), önemli bir stratejik varlık olan Süveyş Kanalı üzerindeki Osmanlı nüfuzunu ortadan kaldırdı.
D. Son Darbe: I. Dünya Savaşı ve Bölünme
Avrupalı güçler, Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı’na katılmasını imparatorluğu parçalama bahanesi olarak kullandılar.
Sykes-Picot Anlaşması (1916) ve Sevr Antlaşması (1920) Osmanlı topraklarını İngiltere ve Fransa arasında paylaştırdı.
Osmanlı’nın Çöküşü Batı Baskısı mı Yoksa İç Zayıflık mı?
İkisinin bir dengesini önerelim:
- Batı’nın müdahalesi Osmanlı’nın mücadelesini hızlandırdı, borç, askeri bağımlılık ve milliyetçi ayaklanmalar yarattı.
- Osmanlı’nın kötü yönetimi ve iç karışıklıklar (Yeniçeri Ocağı’nın yolsuzluğu, sanayileşmenin yetersizliği) devleti zayıflattı.
- Batılılaşmanın kendisi istikrarsızlık yarattı; elitler reformu benimsedi, ancak gelenekçiler direndi ve bu da siyasi çekişmelere yol açtı.
Çöküş kaçınılmaz değildi, ancak hem iç durgunluğun hem de Avrupa’nın müdahalesinin etkisiyle şekillendi.
III. Osmanlı Bağlamında Selefilik, Aşırılıkçılık ve Hadislerin Kötüye Kullanımı Üzerindeki Batı Etkisi (Analizlere Dayalı)
- Aşırılığa Karşı Bir Bariyer Olarak Osmanlı İmparatorluğu
Osmanlı İslam’ı Hanefi-Tasavvuf mezhebinin hâkim olduğu, gelenekle pragmatizm arasında denge kuran bir dindi.
Osmanlılar hadisi pragmatik bir şekilde kullanmış, katı metinselcilik yerine adalet (adl) ve kamu yararı (maslahat) vurgusunu öne çıkarmışlardır.
Hilafet, birliği sağladı ve aşırı hizipçiliği önledi.
Batı’nın Bozulmaları:
Avrupa’nın müdahalesi Osmanlı’nın dini otoritesini zayıflattı ve İslam’ın daha katı, Osmanlı karşıtı yorumlarına alan açtı.
Halifeliğin kaldırılması (1924) merkezi din otoritesini ortadan kaldırarak ideolojik parçalanmaya yol açtı.
Sömürgeci stratejiler, Selefiliği tasavvufa tercih etti; çünkü Selefiliğin Osmanlı’ya ve daha sonra milliyetçi hareketlere karşı manipüle edilmesi daha kolaydı.
- Batı’nın Osmanlı İslam’ı Üzerindeki Selefiliği Teşvik Etmedeki Rolü
A. İngiliz ve Fransız Politikaları
19. yüzyılda İngilizlerin Vehhabilerle kurduğu ittifaklar, Osmanlı otoritesine doğrudan meydan okuyan Birinci Suudi Devleti’nin (1744-1818) kurulmasına yardımcı oldu.
Fransız ve İngilizlerin Kuzey Afrika ve Levant’taki laiklik politikaları gerici bir hareket yarattı; Batılılaşmanın reddi olarak katı Selefilik büyüdü.
Osmanlı’nın esneklik ve reforma izin veren yorumlarına karşı, hadislerin lafzî yorumlanması savunuldu.
B. Osmanlı Dini Kurumlarının Yıkımı
Türkiye’de Batı destekli laik reformlar (1924’ten itibaren) Osmanlı dini kurumlarını ortadan kaldırdı ve yüzyıllardır devam eden İslam hukukunu yok etti.
Medreselerin yerini milliyetçi, laik kurumlar aldı ve bu durum geleneksel âlimlerin ve hadisçilerin kaybına yol açtı.
Batılı eğitim modelleri parçalı bir İslam öğrenimini teşvik etti ve aşırılıkçıların geleneksel denetim olmaksızın Hadisleri seçmelerine olanak tanıdı.
- Hadislerin Kötüye Kullanımı: Sömürgeci Bir Araç mı?
A. İngiliz Böl ve Yönet Stratejileri
İngiliz politikası, Osmanlı tarzı Hanefi ve Sufi yorumlarına karşı çıkan grupları finanse ederek Hadis temelli mezhepçiliği teşvik etti.
“Cihat” söylemi seçici bir şekilde desteklendi; İngiltere, Osmanlılara karşı cihadı teşvik etti ancak sömürge yönetimine karşı bunu bastırdı.
Hadis temelli hukuk, sömürgeci kontrolü güçlendirmek için seçici bir şekilde uygulanıyordu (örneğin, Hindistan’da İngiliz mahkemeleri Hadis’i yalnızca kendi yönetimlerini desteklediğinde uyguladı).
B. Kuzey Afrika ve Endonezya’daki Fransız ve Hollanda Politikaları
Sömürgeci güçler, yabancı yönetimlere direnen yerel tasavvuf geleneklerini zayıflatmak için Hadislere sıkı sıkıya bağlı kalmayı vurguladılar.
Selefi hareketler, Osmanlı otoritesini reddettikleri ve Sufi önderliğindeki milliyetçi gruplara göre kontrol edilmeleri daha kolay olduğu için hoşgörüyle karşılandı, hatta teşvik edildi.
Batılı antropologlar Hadis’i seçici bir şekilde incelemiş, sorunlu metinlere vurgu yapmış, reformist gelenekleri göz ardı etmişlerdir.
4. Batı İslam’ı Nasıl “yolundan saptırdı”: Daha Büyük Rol
Batılı güçler İslam’ı basitçe “bastırmak” yerine, onu yeniden şekillendirmeye yardımcı oldular ve çoğu zaman istemeden de olsa aşırılıkçı ve literalist eğilimleri güçlendirdiler:
- Osmanlı otoritesini ortadan kaldırarak İslam’ın siyasal birliğini ortadan kaldırdılar, ideolojik kaos yarattılar.
- Vehhabi-Selefi hareketlerini finanse ederek, ılımlı Osmanlı İslamı üzerindeki aşırıcı grupları güçlendirdiler.
- Hadisleri seçici bir şekilde uygulayarak parçalı bir hukuki ve dini yapı oluşturdular.
- Laikliği dayatarak gerici bir tepkiye yol açtılar; modern aşırılıkçılık, bir bakıma Batı’nın dayattığı laikliğin reddidir.
Anahtar Soru: Bu kasıtlı mıydı yoksa bir yan etki miydi?
Bazı hususlar (örneğin, İngilizlerin Vehhabilere verdiği destek) kasıtlıydı.
Diğer etkiler (örneğin Hadislerin kötüye kullanılması, Selefi egemenliği) Osmanlı’nın çöküşünün beklenmeyen sonuçları olabilir.
Sonuç: Batı, Modern Aşırılığı Şekillendirdi mi?
Evet, ama insanların genellikle düşündüğü şekilde değil. Batı’nın sömürgeci politikaları İslamcı aşırılığı sıfırdan yaratmadı, ancak şu şekilde modern biçimini önemli ölçüde şekillendirdi:
- Osmanlı dini birliğini bozmak
- Pragmatik Osmanlı İslam’ı yerine literalist hareketlerin finanse edilmesi
- Hadislerin siyasi bir araç olarak kötüye kullanılmasını teşvik etmek
- Ultra muhafazakarlığa gerici bir dönüşün tetiklenmesi
Son Düşünce:
Osmanlı İmparatorluğu, radikalizme karşı bir istikrar gücü olarak hareket etti ve Batı müdahalesiyle hızlanan çöküşü, aşırılıkçı hareketlerin doldurduğu bir boşluk yarattı. Batı etkisi sadece İslam’a “saldırmakla” kalmadı; onu, çoğu zaman tarihsel dengesini bozacak şekilde yeniden yapılandırdı.
IV. Batı’nın Selefilik, Hadisleri Kötüye Kullanımı ve Aşırılık Üzerindeki Etkisi: Evstatiev’in Çalışmalarıyla Karşılaştırmalı Bir Analiz
Evstatiev, Selefiliğin tek tip bir ideoloji olmadığını, farklı tarihsel ve sosyo-politik bağlamların şekillendirdiği bir inanç ve uygulama yelpazesi olduğunu ileri sürmektedir.
- Osmanlı Modeli ve Parçalanmış Selefiliğin Yükselişi
A. Osmanlı İslamı: Pragmatik ve Birleşik
Osmanlı İmparatorluğu, çöküşünden önce teolojik ve hukuki bir istikrar sağlayıcı olarak hareket ederek şunları sağladı:
İslam hukuku (fıkıh), bireysel yorumlardan ziyade icma ile yönlendirilmiştir.
Hadisler katı bir şekilde ve harfiyen uygulanmak yerine bağlamına oturtulmuştur.
Tasavvuf ve Hanefi fıkhı, İslam’ın manevi ve hukuki boyutlarını dengeleyerek aşırılıkların önüne geçmiştir.
Dini düşünce üzerindeki bu merkezi kontrol, aşırı yorumların kontrol altında tutulmasını sağladı.
Örneğin Osmanlılar, Vehhabi hareketini büyük bir tehdit olarak görmüş ve 18. ve 19. yüzyılın başlarında Suudi-Vehhabi isyanlarını defalarca bastırmıştı. Ancak Batı, özellikle de İngiltere, tam tersi bir tavır takındı.
B. Batı’nın Vehhabilik ve Selefiliğe Desteği
19. yüzyılda İngilizlerin Vehhabilikle ittifakı, Osmanlı teolojik dengesinden Selefi literalizmine doğru bir geçişin başlangıcını işaret ediyordu. Daha önce de tartıştığımız gibi:
İngiltere, Vehhabiliği Arap Yarımadası’ndaki Osmanlı gücüne karşı koymak için kullanışlı bir araç olarak görüyordu.
Vehhabilik, İslam’ın hadis temelli katı bir yorumunu teşvik ederek Osmanlı düşünce ekolünün aleyhine zemin kazandı.
2. Batı Sömürgeciliği ve İslam Düşüncesinin Parçalanması
Selefilik, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra tartışmalı ve parçalanmış bir kavram haline geldi. Bu, önceki analizimizle birçok açıdan örtüşmektedir:
A. Osmanlı Kurumlarının Sökülmesi → Rekabet Eden İslami Anlatıların Yükselişi
Türkiye’de Batı destekli laiklik (1924’ten itibaren) geleneksel Osmanlı dini yapılarını ortadan kaldırdı.
Sömürge yönetimleri (Hindistan’daki İngilizler, Kuzey Afrika’daki Fransızlar, Endonezya’daki Hollandalılar) İslam’ın katı yorumlarını pekiştirerek, seçici bir şekilde belirli Hadis temelli yasaları teşvik ettiler.
Ortak bir hukuki-dini otoritenin olmaması nedeniyle, her biri farklı hadis yorumlarına dayanarak meşruiyet iddia eden radikal hareketler ortaya çıktı.
Bu, İbn Haldun’un teorisini yansıtıyor: Büyük bir imparatorluğun çöküşünden sonra, parçalanmış devletler fatihlerini taklit eder. Bu durumda, Osmanlı sonrası Müslüman toplumlar Avrupa bürokratik modellerini taklit etmiş, ancak bunları parçalanmış İslami hareketlere uygulamış, bu da bölünmeye ve radikalleşmeye yol açmıştır.
B. “Ortodoks” İslam’ın Sömürgeci Yaratımı
Selefilik, sömürge döneminde “gerçek İslam” ile ilişkilendirilmeye başlandı ve bu da Batı’nın İslami aşırılığın şekillenmesinde bir rolü olduğu yönündeki önceki iddiamızı pekiştirdi. Temel stratejiler şunlardı:
Geleneksel İslam eğitiminin (medreseler) yerini, İslam eğitiminin hadis ezberlemeye indirgendiği sömürge onaylı okullara bırakmak.
Tasavvuf ve Osmanlı dönemi İslam ilimlerini “yozlaşmış” olarak nitelendirerek, saf, kanuncu bir İslam anlayışını pekiştirmek.
İngiliz ve Fransız yetkililer, Osmanlı ve tasavvuf karşıtı söylemleri destekleyen belirli İslam âlimlerine fon sağlıyor.
Tarihsel İslam çeşitliliğini yok edip yerine katı, Hadis merkezli bir hukuk anlayışı getirme süreci tesadüfi değildi. Bu süreç iki temel sömürgeci amaca hizmet ediyordu:
- Böl ve yönet—Müslümanlar arasında ayrılıklar yaratmak, birleşik direnişi engelledi.
- Kontrol et ve pasifleştir—Selefilik, devrimci potansiyelinden yoksun bırakıldığında, sömürge yönetimine karşı siyasi aktivizmi caydıran muhafazakar bir güç haline geldi.
- Siyasi Bir Silah Olarak “Avrupa’nın Hasta Adamı” Anlatısı.
Daha önceki analizde şu iddia ileri sürülmüştü:
Osmanlılar özünde zayıf değillerdi; aktif olarak reform yapıyorlardı.
Bu ifade, Avrupa güçlerinin müdahaleyi meşrulaştırmak için kullandıkları bir araçtı.
Osmanlı’nın zayıflığı kısmen tasarlanmıştı; Avrupa, Osmanlı karşıtı hareketleri finanse ederken iç bölünmeleri teşvik ediyordu.
Aynı mantık İslam düşüncesi için de geçerlidir:
Avrupa, imparatorluklarını dağıtmayı meşrulaştırmak için Osmanlıları “hasta” olarak nitelendirdiği gibi, Osmanlı İslam’ını da “yozlaşmış” olarak nitelendirerek, yerine saf, Hadis odaklı bir İslam getirmeyi meşrulaştırdı.
Dolayısıyla Batı söylemi yalnızca siyasal gerçeklikleri değil, aynı zamanda dinsel algıları da şekillendirdi:
Osmanlı İslamı = “yozlaşmış” ve “yenilikçi” → yerini safçı hareketlere bırakacak.
Selefilik = “hakiki” İslam → tarihsel olarak küçük bir hareket olmasına rağmen Batı anlatıları sayesinde baskın hale geldi.
4. Beklenmeyen Sonuçlar: Selefilik, Aşırılıkçılık ve Günümüzde Hadis Kötüye Kullanımı
A. Modernitenin Bir Ürünü Olarak Selefilik
Selefilik geçmişe bir dönüş değil, modern bir ideolojik yapıdır. Bu, Batılı güçlerin aşırılıkçı ideolojileri dolaylı olarak nasıl ürettiklerine dair önceki tartışmamızı şu şekilde güçlendirmektedir:
- Osmanlı pragmatizmini katı bir hukukçuluk lehine yıkmak.
- Siyasi çıkar sağlamak için Hadis-i Şeriflerin lafzî yorumunu finanse etmek ve silah olarak kullanmak.
- Osmanlı ilim geleneğini ortadan kaldırıp, aşırılıkçıların doldurduğu bir fikri boşluk yaratmak.
B. Batı’nın Tasarladığı İslam’a Tepki Olarak Aşırılıkçılık
İronik olan, Batı’nın bir zamanlar desteklediği Selefi hareketlerin onlara karşı dönmesidir.
El Kaide ve IŞİD, bir zamanlar İngiliz ve Fransızların teşvik ettiği aynı hadis yorumunu kullanıyor.
Batı’nın desteklediği Selefi din adamları (örneğin Suudi Arabistan’da) daha sonra Batı emperyalizminin eleştirmenleri haline geldiler.
Osmanlı dönemindeki hukuki dengelerinden uzaklaşan Müslüman toplumlar, ideolojik aşırılıklara karşı savunmasız hale geldiler.
Dolayısıyla Batı’nın müdahalesi sadece İslam’ı çarpıtmakla kalmadı, aynı zamanda şiddet yanlısı radikalizmin koşullarını da yarattı.
Sonuç: Batı İslam’ı Yeniden Mi Tasarladı?
- Osmanlı İslam’ının yıkılması, dışarıdan finanse edilen Selefi hareketlerin doldurduğu teolojik bir boşluk yarattı.
- Batı’nın hadisleri lafzileştirme çabaları klasik İslam hukuk geleneklerini zayıflatmış ve ideolojik aşırılığa yol açmıştır.
- “Hasta Adam” anlatısı hem Osmanlı siyasetine hem de dinine uygulanıyordu ve müdahaleyi haklı çıkarmak için İslami gelenekleri modası geçmiş olarak çerçeveliyordu.
- Modern aşırılıkçılık, kısmen bu tasarlanmış çarpıtmaların ürünüdür ve siyasal İslam’ı yönetilemez bir güce dönüştürmektedir.
Dolayısıyla, İslami aşırılık, hadislerin kötüye kullanımı ve Selefiliğin lafziliği salt içsel olgular değil, kısmen Batı manipülasyonunun ürünleridir. İslam’ın yolundan saptırılması sadece ahlaki bir çöküş değil, aynı zamanda yapılarının dayatılan bir dönüşümüydü.
V. Osmanlı’nın Gerilemesine İlişkin Batı ve Müslüman Tarih Yazımı Yaklaşımları
Osmanlı gerilemesi kavramı tarih araştırmalarında en çok tartışılan konulardan biri olmuştur.
Batılı akademisyenler genellikle Osmanlı’nın gerilemesini kaçınılmaz, kendi kendine oluşan ve İslam’ın durgunluğunun bir sonucu olarak sunarlar.
Müslüman alimler ise dış baskıların, Avrupa’nın müdahalelerinin ve sömürgeci politikaların gerilemeyi hızlandırdığını, hatta ürettiğini ileri sürmektedirler.
Her iki tarafın da gerilemeyi nasıl inşa ettiğini analiz ederek, tarihsel anlatıların ardındaki siyasal ve ideolojik güçleri daha iyi anlayabiliriz.
- “Çöküş” Anlatısı: Batı’nın Bir Kurgusu mu?
Batı’nın gerileme tezi, Osmanlı İmparatorluğu’nun:
- Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) döneminde zirveye ulaşmış ve hemen ardından gerilemeye girmiştir.
- Avrupa Rönesans, Bilimsel Devrim ve Sanayileşme dönemlerinden geçerken modernleşmeyi başaramadı.
- İç yolsuzluk, askeri durgunluk ve İslam’ın katılığı yüzünden çöktü.
Bu yorum, İslam medeniyetinin doğası gereği uzun vadeli ilerlemeye muktedir olmadığını ileri sürerek, Avrupa’nın Müslüman dünyasına müdahalesine ilişkin sömürgeci gerekçeleri güçlendirmektedir.
A. Bernard Lewis ve Avrupamerkezci “Çöküş Modeli”
Bernard Lewis’in tezi, Osmanlı’nın çöküşünün esas olarak iç başarısızlıklardan kaynaklandığını ileri sürerek, İslam medeniyetlerinin zirveye ulaştıktan sonra ilerlemeye karşı dirençleri nedeniyle kaçınılmaz olarak geriledikleri yönündeki daha geniş bir Oryantalist argümanı desteklemektedir. Lewis’in temel iddiaları şunlardır:
- Dini muhafazakârlık bilimsel durgunluğa yol açtı – Lewis, Avrupa Rönesans boyunca ilerlerken Osmanlı ulemasının (âlimlerinin) yeni bilgiye direndiğini (örneğin 15. yüzyılda matbaanın yasaklanması) savunuyor.
- Askeri durgunluk ve Avrupa güçleri tarafından yenilgiye uğratılma – Osmanlılar 1683’ten sonra önemli savaşları kaybettiler (örneğin, 1699 Karlofça Antlaşması) ve Batı taktiklerini benimsemeyi reddettikleri için askeri olarak bir daha asla toparlanamadılar.
- Devlet yozlaşmış ve etkisiz hale gelmişti – Devşirme (köle istihdam sistemi) bozuldu, Yeniçeriler reforma direndi ve imparatorluk beceriksiz bir yönetimle baş başa kaldı.
B. Batı Akademilerinde “Osmanlı Gerileme Tezi”
20. yüzyılda pek çok Batılı tarihçi Lewis’in çerçevesini benimsedi ve bu da Batı eğitiminde standart bir tarih anlatısının oluşmasına yol açtı.
Batı’nın bu gerileme tezinin sorunu, Avrupa’nın müdahalesini Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde bir etken olarak sıklıkla görmezden gelmesidir. Bunun yerine, Osmanlıları küresel mücadelelere girişmiş bir imparatorluk olarak değil, kendi hatalarının pasif kurbanları olarak ele almaktadır.
2. Müslüman Tarihçilerin Görüşü: Osmanlı’nın Gerilemesi Kaçınılmaz Değil, Tasarlanmıştır
Buna karşılık, birçok Müslüman tarihçi Osmanlıların dış müdahaleler, Avrupa’nın askeri saldırganlığı ve sömürgeci ekonomik savaşlar yoluyla kasıtlı olarak zayıflatıldığını savunmaktadır.
A. Halil İnalcık: Ottoman Adaptability vs. Colonial Aggression
Osmanlı’nın en saygın âlimlerinden Türk tarihçi Halil İnalcık, Batı’nın “çöküş modeli”ne şu sözlerle meydan okuyor:
- Osmanlılar 1683’ten sonra gerilemediler, tam tersine dönüştüler.
Avrupa devletlerinin sanayileşmesi ve ekonomilerinde değişikliğe gitmesi, Osmanlı’yı fetih temelli genişlemeden iç yönetime geçmeye zorladı.
Osmanlılar askeri fetih yerine diplomasi, ticaret ve iç reformlara odaklandılar; Batılı bilim insanları bunları gerileme olarak yorumladılar.
- Osmanlılar teknolojik olarak geri değildi; Avrupa onları dışladı.
Osmanlılar 18. ve 19. yüzyıllarda buharla çalışan gemiler inşa ettiler ve ordularını yeniden yapılandırdılar.
Avrupalı güçler, askeri üstünlüğü garanti altına almak için Osmanlı’ya teknoloji ihracatını kısıtladılar (örneğin İngiltere ve Fransa’nın silah satışlarını kontrol etmesi).
- Ekonomik “gerileme” Avrupa’nın ticaret hakimiyetinin bir sonucuydu.
Osmanlılar, Avrupalı tüccarlara haksız ayrıcalıklar tanıyan kapitülasyonlar nedeniyle ekonomik bağımsızlıklarını kaybettiler.
İngiliz ve Fransızlar, Osmanlı pazarlarını ucuz mallarla doldurarak, yerel sanayiyi yok ettiler.
B. Mustafa Aksakal: Osmanlı İmparatorluğu Çöküşe İtiliyordu
Bir diğer önemli Müslüman tarihçi Mustafa Aksakal ise şunu ileri sürüyor:
- Osmanlı’nın çöküşü durgunluktan değil, Avrupa’nın sabotajlarından kaynaklandı.
İmparatorluk, Avrupa bankaları tarafından borçlandırıldı ve bu durum, Avrupa güçlerine Osmanlı maliyesi üzerinde kontrol sağlayan Osmanlı Düyun-u Umumiye İdaresi’nin (1881) kurulmasına yol açtı.
Milliyetçi isyanlar (Yunan, Sırp, Bulgar) gizlice İngiltere ve Fransa tarafından destekleniyordu ve bu da Osmanlı’nın eyaletler üzerindeki kontrolünü zayıflatıyordu.
- Osmanlılar modernleşmeye çalıştılar, ancak Batı buna izin vermedi.
Tanzimat Fermanı (1839-1876) yönetimi, eğitimi ve orduyu modernleştirme çabasıydı.
Batılı güçler Osmanlı’nın modernleşmesine yardımcı olmak yerine, sürekli olarak müdahalede bulunmuş, ayrılıkçı hareketleri desteklemiştir.
- Bu Tartışma Modern Siyasi Algıları Nasıl Şekillendiriyor?
Batı ve Müslüman tarih anlatıları arasındaki mücadele yalnızca akademik bir konu değil; modern jeopolitiği, dış politikayı ve Müslümanların kendilerini nasıl algıladıklarını da etkiliyor.
A. Batı’nın Etkileri: Laiklik ve Batılılaşmayı Haklı Çıkarmak
Eğer Osmanlı İmparatorluğu İslamî durgunluk yüzünden çöktüyse, o zaman modern İslamî yönetim de başarısızlığa mahkûmdur.
Bu, Batı tarzı laikliği meşrulaştırıyor ve onu ilerlemenin tek yolu olarak gösteriyor.
Aynı zamanda, sömürgeciliğin İslam yönetimini “düzeltmeye” yardımcı olduğunu öne sürerek, geçmişte Avrupa’nın Müslüman dünyasına yaptığı müdahaleleri de haklı çıkarıyor.
B. Müslümanların Etkileri: Tarihsel Yetkiyi Geri Alma Davası
Eğer Osmanlı’nın çöküşü planlı bir şekilde gerçekleştiyse, o zaman bugün Müslüman milletler Batı’nın ekonomik ve siyasi kontrolüne direnmelidir.
Batı modellerini körü körüne takip etmek yerine İslami yönetimin yeniden canlandırılması gerektiği argümanını güçlendiriyor.
Aynı zamanda İslamofobiye karşı mücadele için tarihsel bir temel sağlıyor ve İslam medeniyetlerinin içsel kusurları nedeniyle çökmek yerine, aktif olarak sabote edildiğini gösteriyor.
4. Sonuç: Gerileme mi, Dönüşüm mü? Tarihsel Hafıza Üzerine Bir Mücadele
Osmanlı’nın gerilemesi tartışması, nihayetinde tarihsel hafıza üzerine bir mücadeledir.
Batılı bilim insanları gerilemeyi, sömürgeci müdahaleyi ve seküler modernleşmeyi meşrulaştırmada içsel bir başarısızlık olarak sunuyorlar.
Müslüman âlimler, gerilemenin ekonomik savaş, siyasi istikrarsızlık ve askeri kuşatma yoluyla yapay olarak dayatıldığını ileri sürmektedir.
VI. Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Zaman Çizelgesi: Selefi/Vehhabi Hareketlerle İkili Bir Perspektif
17. Yüzyıl: Gerilemenin ve Dini Hareketlerin İlk İşaretleri
1683: Viyana Muharebesi
Batı: Osmanlı’nın yenilgisi batıya doğru yayılmanın sonunu getirdi ve askeri durgunluğun habercisi oldu.
Müslüman: Avrupa’dan gelen baskılar arttıkça içeride değişim başlıyor; dindar muhafazakarlar reformlara karşı çıkmaya başlıyor.
1690’lar-1700’ler: Vehhabiliğin Daha Güçlü Bir Şekilde Ortaya Çıkışı
Batı: Vehhabilik, Osmanlı’nın dini otoritesine meydan okuyor, birliğe tehdit olarak görülüyor.
Müslüman: Osmanlı’da algılanan ahlaki çöküntüye tepki olarak “saf” İslam’a dönüşü savunuyor.
18. Yüzyıl: Artan Dini Gerilimler
1744: Suudi-Vehhabi İttifakının Kuruluşu
Batı: Suud Hanedanlığı ile ittifak büyüyor, Osmanlı kontrolüne meydan okuyor.
Müslüman: Vehhabilik, Osmanlı dini uygulamalarına karşı bir reform hareketi olarak görülüyor.
1774: Treaty of Küçük Kaynarca
Batı: Osmanlı’nın Kırım’ı kaybetmesi toprak gerilemesinin başlangıcıdır.
Müslüman: Anlaşma hem Avrupa’nın baskılarını hem de artan Vehhabi nüfuzunu yansıtıyor.
19. Yüzyıl: Reform ve Dini Direniş
1811–1818: Osmanlı-Suudi Çatışması
Batı: Osmanlılar, Vehhabi tehdidiyle mücadele ederek Arabistan üzerindeki kontrolü yeniden ele geçiriyor.
Müslüman: Vehhabi çatışması, Osmanlı’nın yolsuzluğuna ve azalan dini meşruiyete bir tepki olarak görülüyor.
1839–1876: Tanzimat Reformları
Batı: Modernleşme ve laikleşmeyi amaçlayan reformlar.
Müslüman: Reformlar, Selefiler ve Vehhabiler de dahil olmak üzere muhafazakar dini grupları yabancılaştırıyor.
1840’lar: Vehhabiliğin yayılması
Batı: Vehhabilik Müslüman dünyasında istikrarsızlaştırıcı bir güç olarak görülüyor.
Müslüman: Vehhabiliğin yayılması imparatorluğun otoritesinin zayıflamasını ve dini meşruiyetini kaybetmesini yansıtıyor.
20. Yüzyılın Başları: İmparatorluğun Çöküşü ve Selefi Hareketler
1908: Jön Türk Devrimi
Batı: Osmanlı İmparatorluğunu Avrupa çizgisinde modernleştirmeyi amaçlayan laik hareket.
Müslüman: Devrim, dindar muhafazakarları yabancılaştıran bir unsur olarak görülüyor; İslami yönetimde Selefi fikirlerin yükselişi.
1914–1918: I. Dünya Savaşı
Batı: Osmanlı’nın yenilgisi imparatorluğun nihai dağılışının işaretidir.
Müslüman: Hilafetin sonu, İslami siyasi otoritenin kaybı olarak görülüyor.
1924: Halifeliğin Kaldırılması
Batı: Türkiye’nin laikleşmesine doğru bir adım olarak görülüyor.
Müslüman: İslam birliğine bir darbe; birçok kişi bunu İslami siyasi birliğin kaybı olarak görüyor.
20. Yüzyılın Ortaları: Selefiliğin Yükselişi
1930’lar-1940’lar: Mısır ve Arap Dünyasında Selefi Hareketler
Batı: Selefilik, Batı tarzı modernleşmeye karşı çıkan gerici bir akım olarak görülüyor.
Müslüman: Selefilik, Osmanlı mirasına ve Batı sömürgeciliğine karşı bir tepki olarak Müslümanların ilk nesillerinin uygulamalarına geri dönülmesini savunur.
1940’lar-1950’ler: Vehhabiliğin Etkisi Genişliyor
Batı: Suudi Arabistan, aşırıcılığı beslediği düşünülen Vehhabiliği küresel çapta finanse ediyor.
Müslüman: Suudi etkisi, Vehhabi ideolojisini teşvik ediyor ve onu püriten İslami yönetimin bir modeli olarak konumlandırıyor.
20. Yüzyılın Sonlarından 21. Yüzyılın Başlarına: Selefilik ve Vehhabiliğin Küreselleşmesi
1970’ler-1980’ler: Vehhabi İdeolojisinin İhracı
Batı: Suudi Arabistan, radikalizmi teşvik ettiği düşünülen Vehhabiliği dünya çapında yayıyor.
Müslüman: Vehhabilik, Müslüman çoğunluklu ülkelerde Batı emperyalizmine ve siyasi baskıya karşı ideolojik bir yanıttır.
1980’ler-1990’lar: İslamcı Aşırılığın Yükselişi
Batı: Radikalizm ve terörizmle (örneğin El Kaide) bağlantılı Vehhabi-Selefi ideolojisi.
Müslüman: Aşırılıkçılık, radikal unsurların siyasi istikrarsızlıktan faydalanarak Selefiliği ele geçirmesi olarak görülüyor.
2000’ler–Günümüz: Siyasal İslam’da Selefilik ve Vehhabilik
Batı: Terörizm ve aşırıcılıkla bağlantılı, güvenlik tehdidi oluşturuyor.
Müslüman: Selefilik, dini saflığa bir çağrı olarak görülüyor, ancak siyasi sömürü gerçek niyetlerini çarpıtıyor. Aşırılıkçı gruplar, Selefiliğin daha geniş Müslüman toplumu içindeki imajını zedelemeye devam ediyor.
IV. Uçurumu Kapatmak: Aşırılıkçılık ve Selefilikle Mücadelede Bütüncül Bir Yaklaşım
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşüne dair hem Batı hem de Müslüman bakış açılarını bütünleştirerek, yalnızca tarihi daha derinlemesine anlamakla kalmayıp, aynı zamanda aşırılığın yükselişine ve modern İslam söyleminde Selefiliğin artan etkisine karşı koymak için önemli araçlar da bulabiliriz. İmparatorluğun çöküşünü yalnızca iç başarısızlığa bağlamak yerine, iç durgunluk ve dış müdahalenin ikili gücünü anlamak, günümüz İslam toplumlarının karşı karşıya olduğu daha geniş kapsamlı zorlukları bağlamlandırmaya yardımcı olur.
Çift Çerçeve Aşırılıkla Mücadeleye Nasıl Yardımcı Olur?
Selefilik ve aşırılıkçılık, çoğu zaman dış müdahalelerden uzak, görkemli bir geçmiş fikrini teşvik eden, moderniteyi ve reformu İslami ilkelere ihanet olarak gösteren çarpıtılmış tarihsel anlatılar üzerinde gelişir.
Bu görüş, sıklıkla erken İslam dönemini romantikleştirir ve sözde “saf” bir duruma idealize edilmiş bir dönüşü teşvik eder; İslam toplumlarının gelişimini şekillendiren tarihin karmaşıklıklarını ve nüanslarını göz ardı eder.
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünde dış müdahalelerin (sömürgeci sömürü, ekonomik istikrarsızlık ve askeri kuşatma gibi) rolünü vurgulayarak, İslam’ın sorunlarının yalnızca kendi kendine yol açtığı veya içsel olduğu anlatısına meydan okuyoruz.
Bu yeniden çerçeveleme, Müslümanlar için daha karmaşık ve güçlendirici bir anlatı sunuyor ve onların mücadelelerinin İslam’ın özünde var olan bir kusurdan değil, kontrolleri dışındaki tarihsel güçlerin bir sonucu olduğunu gösteriyor.
Bu anlayış değişikliği, moderniteyi ve ilerlemeyi İslam’a tehdit olarak sunan aşırı ideolojilerin benimsediği basit ve katı görüşlerin bozulmasına yardımcı oluyor.
Ayrıca, Osmanlı’nın modernleşme ve reform çabalarına odaklanarak, her türlü uyum ve reformu reddeden Selefi düşüncelere karşı bir karşı-anlatı sunuyoruz.
Örneğin Tanzimat Fermanı, Osmanlıların İslamî prensipleri hızla değişen dünyanın talepleriyle dengeleme yönündeki gerçek bir girişimiydi.
Bu çabaların İslami geleneğin bir parçası olarak kabul edilmesi, İslami düşüncenin daha dinamik ve katılımcı bir biçimini teşvik eder; İslami bir çerçevede adalet, özgürlük ve ilerleme değerlerini benimseyen, tüm değişimleri İslami olmayan olarak reddeden bir düşünce biçimini.
Çağdaş Müslüman Kimliğini Güçlendirmek
Daha ayrıntılı bir tarihsel bakış açısı, Müslümanların tarihsel özerkliklerini geri kazanmalarını sağlayarak bugün onlara güç de kazandırıyor.
Müslümanlar kendilerini kaçınılmaz bir gerilemenin kurbanı olarak görmek yerine, karşılaştıkları zorlukların çoğunlukla emperyalizm ve küresel ekonomik manipülasyon gibi dış güçlerin sonucu olduğunu anlayabilirler.
Bu farkındalık, güçlenme duygusunu besliyor ve mevcut jeopolitik yapıların eleştirel bir şekilde incelenmesini teşvik ediyor.
Selefilik ve aşırılıkçılık, Müslümanların kendilerini dışlanmış, güçsüz veya tarihlerinden kopuk hissettikleri ortamlarda sıklıkla gelişir.
Müslümanlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun zengin tarihini yeniden ele alarak ve onun etkinliğini ve modernleşme çabalarını vurgulayarak, kendi kaderini tayin etme ve dayanıklılık anlatısını yeniden kazanabilirler.
Bu, sömürüye karşı direnme ve siyasi ve ekonomik gelecekleri üzerinde egemenlik kurma yönündeki modern çabalar için bir temel oluşturabilir.
Daha bilinçli bir bakış açısı, Müslümanların laiklik veya Batı yönetiminin ileriye giden tek yol olduğu fikrine meydan okumalarına olanak tanır ve kendi değerleri ve geleneklerine dayalı bir yol çizme yeteneklerine olan güven duygusunu besler.
Aşırılığın Artan Etkisine Karşı Koymak
Son olarak, bu ikili çerçeve daha geniş bir tarihsel bağlam sunarak, aşırılıkçı ideolojilerin artan etkisini dengelemek için kritik araçlar sunmaktadır.
Selefilik kısmen hoşnutsuzluktan ve kayıp duygusundan, yani Batı egemenliği karşısında güç, saygı ve etki kaybından yararlandığı için gelişiyor.
Osmanlı’nın çöküşüne yol açan tarihsel süreçleri, özellikle de Avrupa’nın müdahale ve sabotajlarını vurgulayarak, Müslümanlara aşırılığın sıklıkla yaydığı kaderciliğe karşı koymaları için bir araç sunuyoruz.
Müslümanlar, modern dünyayı tümüyle reddetme veya gerici bir şekilde içe kapanma tuzağına düşmek yerine, kendi uyum, reform ve direnç tarihlerinden yararlanabilirler.
Bu yaklaşım, hem geleneğe dayalı hem de gerekli değişime açık, dünyadan uzaklaşmak yerine onunla etkileşimi teşvik eden bir İslami gelecek vizyonu sunmaktadır.
Bu tarihsel uyum yeteneğini vurgulayarak, Müslümanları küresel toplumdan soyutlamayı amaçlayan aşırıcı anlatıyı zayıflatabilir ve bunun yerine hem İslami ilkelerle hem de moderniteyle yapıcı bir etkileşim için bir model sunabiliriz.
Çözüm:
Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışına ilişkin hem Batılı hem de Müslüman bakış açılarını birleştiren bütüncül bir yaklaşım, aşırılıkçılık ve Selefilikle nasıl mücadele edilebileceğine dair önemli içgörüler sunmaktadır.
İmparatorluğun çöküşündeki hem dış hem de iç etkenleri vurgulayarak ve aşırı basitleştirilmiş gerileme anlatılarını sorgulayarak Müslümanlara daha güçlendirici bir tarihsel anlatı sunuyoruz; bu anlatı, İslami bir çerçevede eylemliliğin, dayanıklılığın ve reform potansiyelinin önemini vurguluyor.
Bu yaklaşım yalnızca aşırılıkla mücadeleye yardımcı olmakla kalmıyor, aynı zamanda katı, gerici ideolojilerin artan etkisini dengelemek için gerekli araçları sunarak, daha dinamik, kapsayıcı ve ilerici bir İslami yönetim ve kimlik vizyonunun gelişmesini sağlıyor.
Kaynaklar:
Osmanlı İmparatorluğu’nun Yükselişi ve Çöküşü ve İbn Haldun’un Teorisine Nasıl Uyduğu
https://eudl.eu/pdf/10.4108/eai.20-10-2020.2305158
Tartışmalı Bir Kavram Olarak Selefilik https://d1wqtxts1xzle7.cloudfront.net/84332078/S.Evstatiev_Salafism_as_a_Contested_Concept_Brill_2021-libre.pdf?1650214705=&response-content-disposition=inline%3B+filename%3DSalafism_as_a_Contested_Concept_Brill_20.pdf&Expires=1739984991&Signature=DxT0FMKmXi~mNweYcScJ88k3j~sHeXSXvMFJyls6QUjxR4Eeh4lmWigxWnKBU0Nr 5WYE1G-AucdFSt3rTA2Xjsifq8iwbL1rMpJNHhoRRNWUYt0cG4f6t0S8-N~CgF0C9ozJcNgKGKIUn-zxsgyGbvyfcVCJ-wwhCCL~5vThPsR3NQJ2DzD8MTCqXm2u8B7lfvm3gzQpbfewC3TbaHeqyFjUg71g 3wnCA4nG1YhsRGk23G21svLaazKrT~mRNj10rZKQ5W0F~b~CCfj0vHJsLNgMB~2oJuQOEXh7r4V7L90YPpo3YnJ2i-1Yu~hXh-ui8v7zznXwKe1q5XdVEeE57Q__&Anahtar Çifti Kimliği=APKAJLOHF5GGSLRBV4ZA