26 Şub 26 - Per 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Wilfred Scawen Blunt ile Cemaleddin Afgani

Wilfred Scawen Blunt ile Cemaleddin Afgani

Wilfred Scawen Blunt (1840–1922), İngiliz şair, diplomat ve siyasal aktivisttir. 19. yüzyıl sonlarında özellikle Mısır ve Osmanlı coğrafyasıyla yakından ilgilenmiş, Arap dünyasında siyasal özerklik fikrini desteklemiştir. Hem edebî kimliği hem de İslam dünyasının geleceğine dair politik görüşleriyle dönemin tartışmalı fakat etkili figürlerinden biri olmuştur. 19. yüzyıl sonundaki reformcu Müslüman çevrelere sempati duymuştur. Özellikle Osmanlıya karşı Arap özerkliği fikrini ve İslam dünyasında siyasal-dini yenilenme arayışlarını desteklemiştir. Bu bağlamda dönemin ıslahçı-reformcu çizgisine yakın duran figürlerle temas kurduğu bilinmektedir.

Scawen Blunt ile Cemaleddin Afgani (1838-1897) arasındaki ilişki, 1880’li yılların başında Mısır krizi ve İngiliz işgali bağlamında şekillenmiştir. Blunt, Afgani’yi yalnızca bir din âlimi olarak değil, İslam dünyasının siyasal dirilişini hedefleyen bilinçli ve stratejik bir düşünür olarak değerlendirmiştir. Bu değerlendirmeler özellikle My Diaries adlı hatıratında ayrıntılı biçimde yer alır; daha teorik çerçevesi ise İslamın Geleceği kitabında görülür.

Blunt, günlüklerinde Afgani’yi “olağanüstü zihinsel kudrete sahip” ve Müslüman toplumların gerileme sebeplerini teşhis edebilen bir siyasal akıl olarak tasvir eder (1). Ona göre Afgani’nin temel amacı, Müslüman halkları Avrupa emperyalizmine karşı bilinçlendirmek ve onları siyasî bakımdan örgütlenmeye teşvik etmektir. Blunt, Afgani’nin İslam’ı durağan bir gelenek olarak değil; istişareye (şûra) açık, siyasal sorumluluk üretebilecek dinamik bir medeniyet ilkesi olarak yorumladığını belirtir (1). Bu yaklaşım, Blunt’ın İslam dünyasının geleceğine dair değerlendirmeleriyle de örtüşür (2).

Afgani’nin İngiltere’de bulunduğu dönem özellikle 1883–1884 yıllarına rastlar. 1882’deki İngiliz işgalinden sonra Mısır’daki siyasî çevreler dağıtılmış; Afgani bir süre Hindistan’da gözetim altında tutulmuş, ardından Avrupa’ya geçmiştir. 1883 sonu ile 1884 başlarında Londra’da bulunduğu, burada hem Mısır meselesini İngiliz kamuoyuna anlatmak hem de İslam dünyasının siyasal geleceğine dair temaslarda bulunmak amacıyla çeşitli çevrelerle görüştüğü bilinmektedir (1). Londra’daki bulunuşunun ardından 1884’te Paris’e geçerek öğrencisi Muhammed Abduh ile birlikte el-Urvetü’l-Vüska gazetesini çıkarmıştır. İngiltere’deki temaslarının temel amacı, İngiliz siyasal elitini Mısır politikası konusunda etkilemek ve Müslüman dünyaya dair daha geniş bir stratejik perspektif geliştirilmesini sağlamaktı. Bu konuda çok başarılı olmuş görünmemektedir.

Blunt, günlüklerinde Afgani’nin Londra’daki görüşmelerine aracılık ettiğini ve onu bazı aristokrat ve parlamenter çevrelere tanıttığını kaydeder (1). Bu kayıtlarda Afgani, güçlü hitabeti olan, ikna kabiliyeti yüksek fakat aynı zamanda temkinli ve stratejik davranan bir şahsiyet olarak betimlenir. Blunt, onun farklı ortamlarda söylemini ayarlayabildiğini, fakat özünde İslam dünyasının siyasal bağımsızlığını savunan tutarlı bir çizgiye sahip olduğunu vurgular (1). Ona göre Afgani, yalnızca bir teorisyen değil; doğrudan doğruya siyasal mücadele içinde yer alan bir aktördür.

İslamın Geleceği’nde Blunt, Afgani’den uzun biyografik pasajlarla söz etmese de, İslam dünyasının toparlanmasının içeriden doğacak bir reform ve birlik hareketine bağlı olduğunu savunurken, bu düşüncenin yaşayan temsilcilerinden biri olarak Afgani’nin etkisini arka planda hissettirir (2). Blunt’a göre İslam’ın yeniden güç kazanması, Batı’nın taklidiyle değil; kendi siyasal ve ahlaki kaynaklarını yeniden yorumlamasıyla mümkündür. Bu görüş, Afgani’nin Pan-İslami ve reformcu perspektifiyle büyük ölçüde örtüşmektedir.

Sonuç olarak Blunt’ın metinlerinde Afgani, hem entelektüel hem de siyasal yönü güçlü, reformcu ve anti-emperyal bir figür olarak tasvir edilir. 1883–1884 yıllarındaki İngiltere ziyareti, onun Avrupa kamuoyuna doğrudan hitap ettiği kısa fakat stratejik bir dönem olmuş; Blunt’ın günlükleri bu temasların birinci elden tanıklığını sunmuştur. 19. yüzyılda Britanya entelektüellerinin İslam dünyasına ilgisi çoğu zaman tek boyutlu değildi; idealizm ile strateji iç içe geçmiştir.

Bir yandan Wilfred Scawen Blunt gibi isimler İngiliz emperyalizmini eleştirip Müslüman toplumların siyasal özerkliğini savunurken, diğer yandan Britanya devleti için Hindistan yolu, Süveyş hattı ve Osmanlı coğrafyası hayati jeopolitik alanlardı. Bu nedenle şarkiyatçılık faaliyetleri, diplomasi ve saha gözlemleri hem entelektüel merakın hem de İngiliz stratejisinin parçası olabiliyordu. Aynı dönemde Edward Said’in daha sonra kavramsallaştırdığı biçimiyle “oryantalizm”, Doğu’yu anlamaya dönük akademik çabalarla güç ilişkilerini besleyen bilgi üretimini birlikte içeriyordu. Sonuçta bazı Britanyalı figürler gerçekten reformcu ve anti-emperyalist bir duyarlılık taşırken, devlet aklı açısından İslam dünyası bilgisi çoğu zaman stratejik bir sermaye niteliği taşıyordu; yani idealizm ile jeopolitik hesap çoğu durumda birbirinden tamamen ayrışmış değildi.


Dipnotlar

  1. W. S. Blunt, My Diaries (özellikle 1883–1884 yıllarına ait kayıtlar).
  2. W. S. Blunt, The Future of Islam (1882).

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir