On Tezde Servet ve Eşitsizlik
Thomas Piketty’nin Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital adlı eseri, çağımızda servet eşitsizliğinin tarihsel kökenlerini ve günümüzde aldığı biçimleri inceleyen en kapsamlı çalışmalardan biridir. Yedi yüz sayfayı aşkın bu devasa kitap, büyük bir veri setine dayanarak kapitalizmin eşitsizlik üretme eğilimlerini gözler önüne serer. Eserin temel çerçevesi, on tezde özetlenebilir.
Birinci tez: Kapitalist ekonomiler kendi başlarına eşitsizliği azaltmaz, tersine derinleştirme eğilimindedir. Bunun nedeni, sermaye getirilerinin uzun vadede ekonomik büyüme oranından yüksek seyretmesidir.
İkinci tez: Piketty’nin formülüyle ifade edilen “r > g” (sermayenin getirisi büyümeden büyük olduğunda) kapitalizmin en temel dinamiğini anlatır. Bu koşullar altında servet, zaten varlıklı olanların elinde yoğunlaşır ve toplumsal eşitsizlik kalıcı hâle gelir.
Üçüncü tez: Tarihsel veriler, 18. ve 19. yüzyıllarda Avrupa aristokrasisinin toprak üzerinden büyük servet biriktirdiğini gösterir. 20. yüzyılda yaşanan savaşlar, enflasyon ve refah devleti politikaları eşitsizliği geçici olarak azaltmıştır. Ancak 1980 sonrası neoliberal dönemde bu kazanımlar hızla gerilemiştir.
Dördüncü tez: Gelir dağılımında ücret eşitsizliği önemlidir ama esas belirleyici unsur sermaye gelirleridir. Servet, yalnızca bireysel kazançla değil, nesiller arası miras aktarımıyla da yoğunlaşır. Bu nedenle servet eşitsizliği, gelir eşitsizliğinden çok daha kalıcıdır.
Beşinci tez: Günümüz dünyasında “patrimonyal kapitalizm” adı verilen yeni bir dönem yaşanmaktadır. Servet, büyük şirketler ve ultra zengin aileler üzerinden yoğunlaşmakta; yeni bir aristokrasi ortaya çıkmaktadır.
Altıncı tez: ABD ve Avrupa arasında farklılaşmalar vardır. Amerika’da 1980 sonrası dönemde en zengin yüzde 1’in gelir payı dramatik biçimde artarken, Avrupa’da sosyal devlet kurumları bu artışı kısmen sınırlamıştır.
Yedinci tez: Yüksek eşitsizlik yalnızca ekonomik değil, siyasal bir sorundur. Servetin belli ellerde toplanması, siyasi gücün de yoğunlaşmasına yol açar; bu durum demokrasi ve toplumsal barış için ciddi bir tehdit oluşturur.
Sekizinci tez: Eşitsizlik, “doğal” bir süreç değil, politik tercihlerin ürünüdür. 20. yüzyıl ortasında eşitsizliğin azalması, serbest piyasanın kendi iç dengeleri sayesinde değil; savaş sonrası koşullar, yüksek vergiler, sosyal devlet ve eğitim yatırımları sayesinde mümkün olmuştur.
Dokuzuncu tez: Piketty’nin çözüm önerisi kapitalizmi yıkmak değil, onu düzenlemektir. Bu amaçla küresel ölçekte servet vergisi, ilerici gelir vergisi, miras vergisi ve finansal şeffaflık önerir. Bu politikalar, servetin aşırı yoğunlaşmasını sınırlamayı hedefler.
Onuncu tez: Kitabın genel mesajı şudur: Kapitalizm sürdürülebilir olabilir, ancak yalnızca güçlü bir siyasi irade ve uluslararası işbirliğiyle. Aksi hâlde, servet eşitsizliği büyümeye devam edecek ve demokrasinin temelleri zayıflayacaktır.
Piketty’nin çalışması, hem akademik dünyada hem de siyasal tartışmalarda derin yankı uyandırmıştır. Eşitsizlikleri kader değil, değiştirilebilir bir toplumsal sonuç olarak görmek, bu eserin en önemli katkısıdır. Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital, günümüzün belki de en kritik sorusuna işaret eder: Toplumlar, servet ve güç yoğunlaşmasına teslim mi olacak, yoksa bunu dizginleyip daha adil bir düzen mi kuracak?
Kitaba yapılan eleştiriler
Normatif içeriğin eleştirisi
Eleştirilerin bir kısmı, Piketty’nin eşitsizliği neden önemli olduğuna dair hiçbir düşünceye yer vermeden analizin merkezine yerleştirmesini eleştiriyor. Eşitsizliğin önemli olduğunu varsayıyor, ancak nedenini asla açıklamıyor. Sadece var olduğunu ve nasıl kötüleştiğini gösteriyor.
“Diğer kusurlarının yanı sıra, 21. Yüzyılda Sermaye, okuyucularını yalnızca eşitsizliğin önemli olduğuna değil, başka hiçbir şeyin önemli olmadığına inanmaya davet ediyor. Bu kitap, önümüzdeki on yıllarda düşük büyüme konusunda endişelenmenizi istiyor; çünkü bu, yaşam standartlarında daha yavaş bir artış anlamına geleceği için değil, eşitsizliği daha da kötüleştirebileceği için.”
Metodolojik eleştiri
Sermayenin azalan getirilerini hafife almakla eleştiriyor. Azalan getirilerinin sermaye getirisini telafi edeceğine ve dolayısıyla eşitsizliğe bir üst sınır koyacağına inanıyor. Servete dönüşen getirilerin büyük ölçüde yeniden yatırıma yönlendirildiği varsayımı gerçek değil eleştirisi yapılıyor. Tasarrufun servete oranının düşmesi de toplumdaki eşitsizliğe bir üst sınır koyacaktır. 1982’de en zengin 400 Amerikalıdan yalnızca onda biri 2012’de listede kaldı ve en zengin insanların giderek artan bir kısmı servetlerini artırmadı. Dahası, en zengin %1’lik kesimin gelirleri artık çoğunlukla maaşlardan oluşuyor, sermaye gelirlerinden değil. Diğer çoğu ekonomist, en zengin %1’lik kesimin gelirlerindeki artışı küreselleşme ve teknolojik değişimle açıklıyor. Yorumuyla bu eleştiri yapılıyor.
Daron Acemoglu ve James A. Robinson, sosyal eşitsizliğin Piketty’nin getiri oranı ile büyüme oranı arasındaki fark gibi faktörlerinden çok daha fazla kurumsal faktörlere bağlı olduğunu göstermek için İsveç ve Güney Afrika’nın ekonomik tarihlerini kullandılar. Ülkeler arası analizler de en üstteki %1’lik kesimin gelir payının bu farka bağlı olmadığını gösteriyor. Profesörler, Piketty’nin varsayımlarını nitelendirdikleri genel yasaların “geçmişi anlamak veya geleceği tahmin etmek için bir rehber olarak işe yaramadığını, çünkü bir toplumdaki teknolojinin evrimini ve kaynakların dağılımını şekillendirmede siyasi ve ekonomik kurumların merkezi rolünü göz ardı ettiğini” yazıyorlar.
Veriler ve deneysel analizin hayranlık uyandıran bir açıklık ve kesinlikle sunulmasına rağmen, teorinin daha az ayrıntılı olarak sunulduğunu eleştiriyor.
Piketty’nin temel kavramlarının eleştirisi
Piketty’nin serveti sermayeyle eşitlemesini eleştiriyor. Servetin yalnızca üretilen üretim araçları anlamındaki sermaye mallarını değil, aynı zamanda toprak ve diğer doğal kaynakları da kapsadığı ifade edilerek servet sermaye eşitlemesinin hatalı olduğu eleştiriliyor.
Marksist akademisyen David Harvey , kitabın ” serbest piyasa kapitalizminin serveti etrafa yaydığı ve bireysel özgürlüklerin ve hürriyetlerin savunulması için büyük bir siper olduğu yönündeki yaygın görüşü ” yıkması nedeniyle övgüler yağdırırken, Piketty’yi, diğer şeylerin yanı sıra, Harvey’in “sermayenin yanlış tanımı” olarak tanımladığı şey nedeniyle büyük ölçüde eleştiriyor.
Piketty, sermayeyi, özel kişilerin, şirketlerin ve hükümetlerin elinde bulunan ve bu varlıkların kullanılıp kullanılmadığına bakılmaksızın piyasada alınıp satılabilen tüm varlıkların stoğu olarak tanımlar .
“eşitsizliklerin çözümüne yönelik önerilerinin ütopik olmasa bile safça olduğu” eleştrisi yapılmış. “Ve kesinlikle yirmi birinci yüzyıl sermayesi için işe yarar bir model ortaya koymadığı ifade edilerek eleştrilmiş.
Önerilen önlemlere yönelik eleştiri
Piketty’nin çözümlerinin, Piketty’nin eleştirdiği eşitsizlikleri ortadan kaldırmak için gereken türden siyasi “karşı-faaliyet”i yanlış yorumladığı ve bunların kapitalizmle uyumlu olduğunu düşündüğü için de eleştirilmiştir
.