Freedome House’ın 1984 yılındaki raporuna göre Müslümanların çoğunlukta olduğu 36 ülkeden 21 tanesi “özgür” değil, 15 tanesi de “kısmen özgür” ve hiç biri gerçek anlamda özgür olarak nitelendirilemez. (Samuel P. Huntington- Amerika Savunma Bakanlığı danışmanı)
Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:67
Gördünüz işte Hamas’ın bileğinin bükülüp BARIŞ görüşmelerine oturtulması olayında
Filistin’deki katliamın asıl sorumlusu Trump denen yer altı varlığı, Netanyahu denen cani ile ZAFER gösterilerine çıkıp, BAĞIRA BAĞIRA “bu zafer benim İsrail’e verdiğim sınırsız silah ve mühimmat desteği ile oldu” diye SHOW yaparken
Filistin’e bir mermi veremeyen, bir lokma ekmek sokamayan, limanlarından gemilerini ve petrollerini eksik etmeyenler TRUMP’tan AFERİN alabilmek için birbirlerinin sırtına çıkmaya çalışıyor kendi ülkelerinde utanmadan “En Büyük Aferini ben aldım” diye TV programları yaptırıyorlardı.
Ama 1984’te halkı Müslüman olan ülkeler arasında YEMEN gibiler de yoktu. Artık YEMEN gibi ülkeler de var. BU anlamda bir HAYRA gidişten de bahsedebiliriz sanırım.
*Freedome House: 1941 yılında kurulmuş, merkezi Washington’da olan ve belli ülkelerde şubeleri bulunan demokrasi, siyasi özgürlük ve insan hakları konusunda araştırma ve savunuculuk yapan bir sivil toplum kuruluşudur.
***
Avrupa Merkezli, Osmanlı karşıtı propaganda Arap ve İslam ülkelerinde çıkan petrolü sömürmek için oluşturulacak meşruiyet zemini ile ilgili tartışmaların ürünüydü.
(Bu yeni bir şey değildi.)
17. Yüzyıldan beri Aydınlanmanın ünlü Filozofları Osmanlı despotizminin dehşetini ısrarla vurguladı ve İslam’ın yüzünü despotik olarak gösterdiler. BU çabada özellikle Montesquieu ve Voltaire ön plana çıkıyordu. Oysaki Rousseau ve öğrencilerinin görüşleri çok farklıydı. Onlar Osmanlı’nın Avrupa kadar despotik ve kirli olmadığını düşünüyorlardı. Onlar için despotizm şahsi mülkiyeti tanımayan sistemdi (yani komünizm-AHÇ). Aslında bunun temelinde de 19. Yüzyıl Oryantalizminin ve Avrupa liberal düşüncesinin meşru kıldığı Avrupai emperyalist işgal ve sömürüyü meşrulaştırma vardı.
(Avrupa nereyi sömürecekse önce orayı şeytanlaştırılıyordu-AHÇ)
Bu tartışmalar özellikle 1. Dünya Savaşından sonra hızlanmış ve GELİŞME adı altında dillendirilmeye başlanmıştı.
Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:72
Batı düşüncesinin/fikriyatının sömürgecilikle DİREK ilişkisi vardır.
Onun saldırılarının aşağılamalarının ötekileştirmelerinin SÖMÜRÜNÜN kendisini meşrulaştırma girişimi olduğunu hafızalardan çıkarmamak gerekir.
O zaman küresel SÖMÜRÜCÜLERİN fikir adamlarının KİMİ İşaret ettiğine bakarak, insan kanı ile beslenen bu vampirlerinin yeni hedefini de tespit etmek mümkün demektir.
Zeyl: Bu alıntıyı girerken internette seyrettiğim bir VİDEO geldi aklıma. Videoda Ürdün’e giden bir beyefendi İNGİLİZ KRALİÇESİNİN Ürdünlülere hediye ettiği müzeyi çekmiş.
Müzede, Arapların İngilizlerin yardımı ile önlerindeki Türk Bayrağı belirgin hale getirilmiş Osmanlı Birliklerine yaptıkları saldırı canlandırılmış.
Sanki 100 senedir Ürdün, Filistin, ırak ve Suriye’nin semalarında uçup, aşağıya sürekli bomba bırakan uçakların üzerinde İNGİLİZ Bayrağı yokmuş gibi.
Neymiş yani: Osmanlı kötüleme kampanyasının Batının bölgedeki kaynaklarını sömürme çabası ile doğrudan ilgisi varmış.
***
Sömürülenlerin, kaynaklarını sömürenlere bağışlamama HAKKI yoktur.
Nijerya’nın eski İngiliz sömürge valisi ki aynı zamanda İngiltere’nin Birleşmiş Milletlerde temsilcisi idi, Lord Frederick Lugard şöyle diyordu: “Tebaa pozisyonundaki toplumların, ihtiyacı olanlara mallarını BAĞIŞLAMA konusunda itiraz hakkı yoktur.”
Bu kelime ondan yıllar sonra ABD Başkanı Bush’un 2003 yılında Irak işgali öncesi yaptığı konuşma ile benzerdir: “Irak, Amerika’nın kendisini özgürleştirmesine karşılık petrol gelirlerinden ABD’nin işgal masraflarını karşılayabilir, böylece Amerika’nın Irak’a verdiği bu hizmet masrafsız bir hale gelebilir.”
Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:72
Sömürülen pozisyondaki ülkelerin mallarını SÖMÜRÜCÜ ülkelere bağışlamama HAKLARI yoktur diyor sömürge valisi.
Aynı şimdi Suud’un, BAE’nin, Katar’ın, Irak’ın, Suriye’nin PETROLLERİNİ Amerika’ya bağışlamama HAKLARININ olmadığı gibi.
Direnenin üzerine bombalar yağar Irak’taki gibi
Petrollerini Küresel vampirlere teslim etmeyen sadece İran kaldı.
***
Doğu Despotizmi denen Batılı Monarşiydi
… Doğu despotizmine dair tartışma, Avrupa’daki monarşiler ve Aydınlanmacı despotizmi hakkındaki belirsizlik bağlamın gerçekleşti.
Böylece İslam’da sivil toplumun olmamasına dair Oryantalist söylem, Batı’daki politik özgürlük durumuyla alakalı temel siyasi endişelerin YANSIMASIYDI.
Bu açıdan Oryantalizm problemi Doğu değil Batı’ydı. Bu problemler ve endişeler sonuç olarak Doğu’ya yansıtıldı, Bu da Doğu2nun temsili değil, Batı2nın karikatürü oldu.
Doğu Despotizmi denen açıkça Batılı Monarşiydi.
Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:73
Batı aynaya bakarak gördüğü çirkinlikleri Doğu olarak tanımladı.
Çünkü kendini İNSANLIK âleminin en zirvesinde görüyordu. Kendi ürettiği ve kendi yaydığı EVRİM Teorisine göre EN ÜST insan kendisiydi
Doğal olarak kendisi EN İYİ özelliklere sahipken diğerleri KÖTÜ Gelişmemiş, geri Özelliklere sahip olmalıydılar.
Bu yüzden Aydınlanma ile savaş açtığı kendi KÖTÜ DEĞERLERİNİN hepsinin DOĞU’da da var olduğunu düşündü.
Nasıl ki kendi KÖTÜ özelliklerine savaş açıp onları YOK etmeye kalkmışsa DOĞU’ya da savaş açması KÜTÜKÜLE savaşın bir gereği, oradan YAĞMALADIKLARI da kötülükle savaşın ücretiydi. Diyor sanırım.
***
Avrupalı liberal SİVİL toplum fikri sadece Doğu Despotizmine muhalif değildi aynı zamanda VATANDAŞLIK fikrinin kendisine de muhalifti. Çünkü VATANDAŞLIK fikri Oryantalist DOĞU’ya boyun eğdirme fikri ile çelişkiliydi.
BU da şöyle bir sonuca vardı. Eğer Doğulu Despotik düzen Batı’ya boyun eğiyorsa o medeni sayılabilir ona izin verilebilirdi.
…
(Hâlbuki Patricia Spingborg’un hatırlattığı gibi, kadim “Yakın Doğu Toplumları” tüccarın varlığı ve hakları açısından, kayıtlı en eski ve uzun medeni ve ŞAHSİ kanun tarihine sahipti. Ve bu kanunlar Sözleşme biçimlerinin öncüsü sayılabilirdi) …
Joseph A Massad, Liberalizmde İslam, s:74
Batılı oryantalistler İslam toplumlarını sürü olarak görür orada bireyselliğin var olabileceğine ihtimal vermediler.
Eğer orada bireyselliğin olduğunu kabul etmiş olsalardı BATILILARIN üstünlük iddiaları havada kalacaktı. Zira Batılı düşünce üstünlüğünü BİREYSELLİK üzerinden iddia eder.
Hâlbuki Müslümanlar farz namazları CEMAAT’le kılar ama sünnetleri TEKER teker kılarlar.
Farz’da imamın arkasında sırlanırlarken, sünnette dağılırlar.
Azap, onları Cemaatken yakalarken, Allah’a hesabı teker teker BİREY olarak verirler.
CEMAATİN birlikteliği ve kâfire karşı bütünlük korunurken CEMAATİN bireyi yok etmesine de müsaade edilmez, diye işitmiştim.
***
Eğer Doğulu Despotik düzen Batı’ya boyun eğiyorsa o medeni sayılabilir ona izin verilebilirdi.
Mesela Lord Lugard Afrika sömürgelerinde “Doğrudan olmayan yönetim” diye bir şey icad etmişti. Bu da bir nevi emperyalizm sponsorluğunda yerel despotluklar ortaya çıkarmıştı.
Bu sistemi George Padmore şöyle izah ediyor:
“Hiç bir Doğulu Despot, bu Batı destekli yerel Siyahi zorbalardan daha büyük bir güce sahip değildi. Arka planda sessizce duran beyaz yetkililerden aldıkları destek sayesinde böylesi bir güce ulaşmışlardı.”
Joseph A. Massad, Liberalizm İslam, s:74
Batılı zalimler aramızdan köksüz, görgüsüz, ahmak, cahil ve KİBRİ Tanrı Dağından yüksek tipleri aramızdan seçip başımıza getiriyor.
Para, Güç ve siyasetle onları destekleyerek ZULÜMLERİ İle bizi sindirmelerini, korkutmalarını, aşağılamalarını, kişiliksizleştirmelerini seyrediyor
Ve sonra diyor ki bu Doğululardan Adam olmaz. Kurdukları sistemler çok İLKEL.
Bir sürü var bunlardan İslam coğrafyasında Tacikistan’dan tut BAE’ye kadar, Suud’dan tut Mısır’a, Azerbaycan’a kadar.
Demeye mi çalışıyor bu yazar acaba?’da
***
Avrupa’nın 300 yıllık sömürgecilik ve Oryantalizm birikimi akademik ve kültürel bir miras yarattı. Bu miras 2. Dünya Savaşının sonrasında Amerikan Akademisine, özellikle 1960’lardan itibaren saha çalışmalarına eklemlendi…
Oryantalist Yahudi tarihçi ve Beyaz Saray Danışmanı Bernard Lewis 1990’larda bu sürecin önemli temsilcilerindendi. Soğuk savaş sona ererken ve YENİ DÜŞMAN arayışları başlamışken alelacele bir eser yazdı “The Roots of Muslim Age” (Müslüman Çağının Kökenleri).
“Gündemimizdeki meselelerin ve politikaların hatta bunları takip eden hükumetlerin çok ötesinde yeni bir RUH hali ve hareket ile karşı karşıyayız. Bu basit bir Medeniyetler Çatışması değildir. Bizim YAHUDİ-HRİSTİYAN mirasımıza
yönelik kadim düşmanlığın mantıksız ama kesinlikle tarihi bir reaksiyonudur.
Lewis’in kullandığı dili fark ettiniz mi: Sadece (300-400 yıllık sömürge dönemini unutmamızı istemiyor, binlerce yıllık Yahudi-Hristiyan mirası yarım asırlık bir tarihi dönem olarak takdim ediyor ve aynı zamanda kadim formasyona (binlerce yıllık ilme ve insani birikime karşı-AHÇ) kadim bir düşman olarak da İslam lanse ediliyor.
Joseph A Massad, Liberalizm de İslam s:76
Sovyetler Birliği yıkılınca BATI Sömürgeciliğine harekâtlarını, işgallerini, katliamlarını meşrulaştıracak bir BAHANE boşluğu ortaya çıktı.
İsrail’in kurucuları ve ABD’nin Irak’ı işgalinin azmettiricileri arasında ismi sayılan İngiliz tarihçi Bernard Lewis bu DÜŞMAN boşluğu için “mükemmelliğin ve güzelliğin, hakikatin ve doğruluğun, iyiliğin ve hayrın temsilcisi GÜNAHSIZ Yahudi-Hristiyan topluluğa Müslümanların duyduğu mantıksız ve saçma tarihi DÜŞMANLIK” nedeniyle İSLAM’ı aday göstermiş, diyor demiş sanırım.
