01 Tem 26 - Çar 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Daron Acemoğlu’nun 2026 yılı Koç Üniversitesi Mezuniyet Töreni’nde yaptığı konuşma

Daron Acemoğlu’nun 2026 yılı Koç Üniversitesi Mezuniyet Töreni’nde yaptığı konuşma

Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun 2026 yılı Koç Üniversitesi Mezuniyet Töreni’nde yaptığı konuşmanın özeti:

İçten tebrikleriniz ve nazik sözleriniz için öncelikle hepinize çok teşekkür ederim. Bugün burada, dünyanın en seçkin üniversitelerinden birinden mezun olan sizlerin bu büyük başarısını ve gururunu paylaşmaktan ötürü derin bir mutluluk ve onur duyuyorum. Ancak her zaman vurguladığım gibi, böylesine ayrıcalıklı bir eğitimi tamamlamış olmak, omuzlarınıza çok özel toplumsal sorumluluklar yükler. Bu sorumlulukların en başında da dünyada olup biten akımları doğru analiz etmek ve toplumumuzu daha adil, daha eşitlikçi bir geleceğe taşımak için çabalamak yer alıyor.

Bugün geriye dönüp baktığımızda dünyayı, dolayısıyla Türkiye’yi de en çok çalkalayan iki büyük fırtına görüyoruz. İlki, demokratik kurumların küresel ölçekte gerilemesi ve hatta çöküş riskiyle karşı karşıya kalması; ikincisi ise şüphesiz hayatımızın her alanına sızan yapay zekadır. Benim akademik çalışmalarımda da sıkça üzerinde durduğum üzere, teknolojinin ve küreselleşmenin bugünkü seyrini anlamadan demokrasinin krizini çözmemiz mümkün değil. Çünkü mevcut yapay zeka modeli, demokrasiyle ve toplumsal adaletle derin bir çatışma içerisindedir. Son on yılda yapay zekaya trilyonlarca dolarlık, insanlık tarihinde benzeri görülmemiş yatırımlar yapıldı. Mikro düzeyde incelediğimizde yazılım, danışmanlık ya da müşteri hizmetleri gibi alanlarda bireysel verimliliği artırdığını araştırmalarla net bir şekilde görüyoruz. Fakat madalyonun diğer yüzünü çevirip makro düzeyde bir analiz yaptığımızda, ne ABD’de ne de Çin’de yapay zekanın genel ekonomik üretkenliğe somut bir katkı sağladığını henüz görebilmiş değiliz. Aksine, eğitimden iletişime kadar birçok alanda yeni toplumsal açmazlar doğuruyor.

Bu çelişkinin temel nedeni, günümüz yapay zeka sektörünün gücü merkezileştirme ve aşırı otomasyona odaklanma eğilimidir. Yapay zeka bugün ekonomik, sosyal ve siyasi gücü sadece birkaç dev şirketin ve devletin elinde topluyor. Bugün ABD’de sadece 7 teknoloji şirketi Nasdaq endeksinin yüzde 60’ını oluşturuyor ve bu şirketlerin enflasyondan arındırılmış yıllık gelirleri, 19. yüzyıl İngiliz İmparatorluğu’nun milli hasılasının tam iki katına tekabül ediyor. Bilginin ve gücün bu denli az elde toplanması, insan gücünün yerine algoritmaları ve makineleri koyan “otomasyonu” dominant hale getiriyor. Elbette otomasyon Sanayi Devrimi’nden beri var olan, tehlikeli işleri makinelerin yapmasını sağlayan kötü bir süreç değildir. Ancak tek strateji haline gelirse, gelir dağılımını felakete sürükler. Bizler gibi hayatını iş gücüyle kazanan kitlelerin payı azalırken, kapitalin payı artar. 1980’lerden 2015’e kadar ABD’de yaşanan eşitsizlik patlamasının ve mavi yakalıların çöküşünün arkasında da bu kontrolsüz otomasyon yatmaktadır. İşini kaybeden topluluklarda sadece ekonomik çöküş yaşanmıyor; uyuşturucu bağımlılığı, psikolojik rahatsızlıklar artıyor ve insanlar demokrasiden, oy vermekten uzaklaşıyor.

Peki piyasa ekonomisi neden kâr etmeden milyarlarca dolar kaybeden yüzlerce şirketi bu alanda fonlamaya devam ediyor? Çünkü Silikon Vadisi, Alan Turing’in “insan beyni ile bilgisayar aynıdır” felsefi tezinden beslenen Yapay Genel Zeka (AGI) ideolojisinin büyüsüne kapılmış durumda. Makinelerin her konuda insandan üstün olacağına dair bu inanç, piyasa tarafından körü körüne yönlendiriliyor. Oysa bir iktisatçı olarak açıkça söylemeliyim ki, piyasa sisteminin inovasyonun yönünü her zaman doğru belirleyeceğine dair hiçbir bilimsel gerçeklik yoktur. Piyasalar, teknolojinin yarattığı sosyal tahribatları ve gelir adaletsizliklerini hesaba katmazlar.

Oysa önümüzde çok daha verimli ve insani alternatif bir yol var. Yapay zeka ile insan zekası yapısal olarak birbirinden tamamen farklıdır. İnsanın öğrenme süreci; deneyime, örneklerden genelleme yapmaya ve en önemlisi sosyal etkileşime dayanır. Eğer yapay zekayı insanı yok etmek için değil, insan yeteneklerini tamamlayıcı bir unsur olarak kullanabilirsek, gerçek bir makroekonomik patlama yaratabiliriz. Tıpkı geçmişteki teknolojik dönüşümlerde olduğu gibi, yapay zekayı işçiye daha kaliteli bilgi sağlayan, yeni iş kolları ve yaratıcılık alanları açan bir araç haline getirmeliyiz. Bunun yolu da gücü merkezileştirmekten değil, tabandaki insanlara daha fazla özgürlük ve yetenek kazandırmaktan geçer.

Geleceğimizi doğru bir patikaya oturtmak için bilime, demokrasiye ve her şeyden önemlisi sorumluluk bilincine ihtiyacımız var. Bugün ne yazık ki akademik harcamaların yüzde 95’i dev şirketlerden geliyor, bu da bilimin ve üniversitelerin özerkliğini tehdit ediyor. Teknolojinin yönünü şirketlerin kâr hırsı veya devletlerin otoriter refleksleri değil, toplumun kendisi demokratik yollarla seçmelidir. Ancak dünyada 5 milyardan fazla insanın yapay zekanın geleceği üzerinde en ufak bir ses hakkı yokken küresel adaleti sağlamak çok zor görünüyor.

Son sözüm yine siz gençlere, yani geleceğin gerçek sahiplerine. Demokratik kurumlar da adaletli bir dünya da kendiliğinden inşa edilmeyecek. Eğer sizler, “Geleceğimizi bizden daha iyi OpenAI, Anthropic ya da Google bilir; piyasa nereye gidiyorsa biz de oraya gidelim, cüzdanımız dolsun da demokrasi batarsa batsın” derseniz, daha iyi bir dünya yaratmamız mümkün olmayacak. Bu seçkin üniversitenin mezunları olarak sizleri tekrar yürekten kutluyor, omuzlarınızdaki bu tarihi toplumsal sorumluluğu asla unutmamanızı rica ediyorum.

Konuşmanın tamamını izlemek için ilgili YouTube videosuna buradan ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme:

Acemoğlu’nun konuşmasının önemli tarafı, yapay zekâ meselesine sadece “teknoloji ilerliyor, her şey düzelecek” diye bakmaması. Asıl meselenin teknolojinin kimlerin elinde olduğu, insanlara mı yoksa birkaç büyük şirkete mi fayda sağladığı olduğunu söylüyor.  Geçmişte de her teknolojik gelişme herkesi aynı ölçüde zenginleştirmedi. Özellikle “insanın yerini alan teknoloji ile insanı güçlendiren teknoloji aynı şey değildir” tespiti mantıklı görünüyor. Bugün yapay zekâ bazı işleri hızlandırıyor ama bunun toplumun geneline ne kadar refah getireceği hâlâ net değil.

Ama konuşmanın tartışmalı tarafları da var. Acemoğlu bazen bugünkü tabloya bakıp geleceği fazla karamsar okuyor gibi duruyor. Tarihte elektrik, internet gibi büyük dönüşümler de ilk yıllarında beklenen etkiyi göstermemişti. Ayrıca teknoloji şirketlerinin yapay zekâ yatırımlarını biraz fazla ideolojik açıklıyor; oysa işin içinde rekabet ve ekonomik beklenti de var. Demokrasi ve toplumun teknolojiye yön vermesi fikri güçlü ama bunun nasıl yapılacağı kısmı çok açık değil. Yani konuşma önemli sorular soruyor ama bazı cevapları hâlâ tartışmaya açık bırakıyor.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir