Kur’ân’da te’vîl (تأويل) kavramı, Türkçe meallerde tek ve tutarlı bir karşılıkla çevrilemez; bağlama göre farklı kelimelerle aktarılır. Fakat, Yûsuf suresi 6. ve 44. ayetlerde rüyalar bağlamında geçen te’vîl, Diyanet, Hasan Basri Çantay ve Ali Bulaç meallerinde ağırlıklı olarak “yorum / tabir” şeklinde çevrilir: Çantay “rüyaların te’vîli”, Ali Bulaç “rüyaların yorumu”, Diyanet de “rüyaların yorumu” ifadesini kullanır.
Buna karşılık Yûsuf suresi100. ayette aynı kelime, rüyanın hayatta fiilen gerçekleşmiş sonucu anlamındadır; Diyanet burada te’vîli “gerçekleşme” olarak verirken, Ali Bulaç “yorumu (gerçekleşmesi)” ifadesini tercih eder, Çantay ise kelimeyi koruyarak “te’vîl” şeklinde aktarır. Böylece Türkçe okur, aynı kavramın yorumdan çok “akıbet” ve “sonuç” anlamına kaydığını ancak karşılaştırmalı bir okuma ile fark edebilir.
Bu ayetler özelinde bakıldığında, Türkçe meallerde te’vîlin “yorum/tabir” olarak çevrilişi toplam meallerin yarısından fazlasında bu şekildedir. “Gerçekleşme/sonuç” olarak çevrilme oranı yaklaşık beşte birinde, kelimenin aynen bırakılması ya da “hakikat/iç yüz” gibi karşılıklarla verilmesi onda bir civarındadır. Bu dağılım, kavramın Kur’an’daki semantik merkezinin meallerde yorum lehine kaydırıldığını, sonuç ve akıbet boyutunun ise ikincilleştirildiğini gösterir.
Bu noktadan sonra mesele yalnızca bir kelime tercihi olmaktan çıkar ve meal merkezli din algısının yapısal sorunlarına dayanır. Sadece meale dayanarak İslam’ın herhangi bir konusu hakkında fikir sahibi olmak, kavramların tarihsel, usûlî ve bağlamsal yükünü görünmez kılar; çoğu zaman metnin ne söylediği değil, çevirmenin neyi tercih ettiği okunur. Meal, anlamı açmak yerine çoğu durumda onu basitleştirerek daraltır ve böylece çok katmanlı, ihtilaflı meseleleri tek anlamlı ve tartışmasızmış gibi bazen de hatalı sunar.
Sonuç olarak, sadece meallerle Kur’an’ı anlamaya çalışmak, tercümenin kaçınılmaz indirgemeleri sebebiyle metnin kavramsal mimarisini ciddi biçimde tahrip eder. Arapçanın kök sistemine dayalı yapısı meallerin ifade dünyasında zorlandığında, Kur’an anlaşılmaktan çok ehlileştirilir; bu da ilahî hitabı, tarih boyunca oluşmuş ilmî gelenekten koparıp modern okurun zihnine göre yeniden kurgulanmış bir metne dönüştürme tehlikesini beraberinde getirir.
