Batı üniversitelerinin mühendislik ve teknik bilimleri bünyesine geç dahil etmesi, eğitim sisteminin başlangıçta teknoloji üretmek yerine toplumun tarihsel sorunlarını çözecek “beşeri bilgiyi” üretmeye odaklanmasına neden olmuştur. Kaynaklara göre, Oxford ve Cambridge gibi köklü Batı üniversitelerinin birincil görevi sosyoloji, felsefe, mantık ve matematik gibi alanlarda beşeri bilgi üreterek toplumsal akışa yön vermekti. Mühendislik okullarının Londra Üniversitesi gibi kurumlara dahil olmasının ancak 1860’larda gerçekleşmesi, üniversitenin uzun süre boyunca teknik bir merkezden ziyade bir düşünce ve sosyal gerçeklik inşa merkezi olarak şekillendiğini göstermektedir.
Bu durumun eğitim sistemi ve toplumsal algı üzerindeki diğer etkileri şunlardır:
- Beşeri Bilginin Önceliği: Batı üniversiteleri, toplumun karşılaştığı sorunları çözmek için teknik araçlardan önce insanı ve toplumu anlamlandıracak bilgi sistemlerini geliştirmiştir.
- Yanlış Bir “Geri Kalmışlık” Algısı: İslam dünyasındaki modernleşme yanlıları, medreselerin “tank, top veya teknoloji” üretmediği için çürüdüğünü savunurken, Batı’daki üniversitelerin de o dönemde henüz teknoloji üretmediği gerçeğini gözden kaçırmışlardır. Bu durum, eğitim kurumlarının başarısının yanlış bir şekilde sadece teknik üretimle ölçülmesine yol açmıştır.
- Hakikat Telakkisi ve Sosyal Bilimlerin İnşası: Eğitim sistemi, mühendislikten ziyade bir “hakikat telakkisi” üzerine inşa edilmiştir. Modern üniversitelerde okutulan sosyoloji, siyaset ve ekonomi gibi tüm sosyal bilimlerin temelinde “toplum sözleşmesi” yatar; bu da eğitimin teknik beceriden önce belli bir ideolojik ve felsefi zemin kurmasını sağlamıştır.
- Pozitivist Bilgi Hâkimiyeti: 1500’lü yıllardan itibaren eğitimin odağı vahiyle gelen bilgiden, Galile ve Newton gibi isimlerin etkisiyle tabiatın matematiksel diliyle okunmasına kaymış ve bu durum modern bilimin (pozitivizmin) temelini oluşturmuştur.
Sonuç olarak, mühendisliğin üniversiteye geç girişi, Batı eğitim sisteminin önce kendi dünya görüşünü ve beşeri bilimlerini (sosyal gerçekliğini) sağlamlaştırmasına, teknik ilerlemeyi ise bu zemin üzerine oturtmasına imkân tanımıştır.
Abdurrahman arslan
