İkinci Mesele: Sebep, İllet ve Mani Kavramları
Bu kitapta “şart” terimiyle neyi kastettiğimizi açıkladığımız gibi; sebep, illet ve mani (engel) kavramlarından da ne kastettiğimizi netleştirmemiz gerekir:
1. Sebep (Gerekçe)
Sebep, bir hukuki hükmün uygulanabilmesi için, o hükmün temelindeki amacın bir gereği olarak dinen belirlenen dayanaktır. Örneğin; bir kimsenin zenginlik ölçüsü olan nisaba malik olması, zekat vermesinin zorunlu hale gelmesi için bir sebeptir. Güneşin tepe noktasından batıya kayması (zeval), öğle namazının farz kılınması için bir sebeptir. Benzer şekilde hırsızlık fiili, el kesme cezasının uygulanması için; yapılan sözleşmeler (akidler) ise mülkiyetin el değiştirmesi ve eşyadan faydalanmanın helal olması için birer sebeptir.
2. İllet (Asıl Dayanak ve Hikmet)
İllet ile kastettiğimiz şey; emir veya izin içeren hükümlerin bağlandığı faydalar (maslahatlar) ile yasakların bağlandığı zararlardır (mefsedetler).
Örneğin; yolculuk sırasında namazın kısaltılması veya Ramazan orucunun tutulmaması hükümlerinde asıl illet, kişinin yaşayacağı meşakkattir (zorluktur). Burada “yolculuk” eylemi, bu kolaylık hükmünün uygulanması için belirlenmiş olan sebeptir. Kısacası illet, hükmün arkasındaki asıl fayda veya zararın kendisidir; sadece o faydanın bulunma ihtimali olan bir yer (mazinne) değildir. İllet; bazen açık ve sınırları belirli (munzabıt) olabilir, bazen de kapalı ve kişiden kişiye değişen bir yapıda olabilir.
Hz. Peygamber’in “Kadı (hâkim) öfkeli iken hüküm vermesin” hadisini ele alalım: Burada “öfke hali” bir sebeptir; ancak hükmün asıl illeti, öfkenin zihni bulandırarak delilleri sağlıklı değerlendirmeye engel olmasıdır. Bazen bu iki kavram arasındaki sıkı bağdan dolayı “sebep” kelimesinin “illet” yerine kullanıldığı da görülür; bu teknik bir isimlendirme meselesidir ve üzerinde tartışmaya gerek yoktur.
3. Mani (Engel)
Mani, bir hükmü gerektiren asıl gerekçeyi (illeti) hükümsüz kılan veya ona zıt bir sonuç doğuran durumdur. Bir şeye “mani” diyebilmemiz için, ortada normal şartlarda hüküm doğuracak bir sebep ve o sebebin bir illeti olması gerekir. Mani ortaya çıktığında, hükmün arkasındaki hikmet yok olur ve dolayısıyla hüküm de ortadan kalkar.
Bir durumun “mani” sayılabilmesi için, dayandığı sebebin illetiyle doğrudan çatışması ve onu geçersiz kılması şarttır. Eğer bu çatışma doğrudan illeti yok etmiyorsa, o zaman konu “mani” değil, iki delilin çatışması (tearuz ve tercih) kapsamına girer.
Örnekler:
- Borç Durumu: “Borç, zekata manidir” dediğimizde; borçlu olmanın, o kişinin elindeki mala olan temel ihtiyacını temsil ettiğini kastederiz. Zekatın illeti “zenginlik” (ihtiyaç fazlası mala sahip olma) iken, borç bu zenginlik vasfını ortadan kaldırır. Bu yüzden zekat yükümlülüğü düşer.
- Babalık Durumu: Kısas cezasına engel olan “babalık” vasfı da böyledir. Babalık, suçun cezalandırılmasındaki hikmeti etkileyen özel bir durum içerdiği için kısas hükmünün uygulanmasına engel olur.
