02 Oca 26 - Cum 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Farkı Fark Etmek: Hicret ve Rasûlullah’ın( as) Hicreti ( 1 )

Farkı Fark Etmek: Hicret ve Rasûlullah’ın( as) Hicreti ( 1 )

          Bu yazımda, müslümanların çoğu kere dikkatinden kaçan ya da gerekli ve yeterli gündem oluşturmadıkları bir konu üzerinde durmaya çalışacağım.

          Evet, “ Hicret ve Rasûlullah’ın( as) Hicreti”

          Bu konuyu iki başlık altında değerlendirmek istiyorum. Önce hicret konusu üzerinde durmak, sonra da Rasûlullah’ın( as) hicretini karakterize eden ikinci bir yazıyı, Rabbimizin yardımıyla kaleme almak istiyorum.

          HİCRET

Önce bir tespitte bulunalım. Biz bu dünyaya, fiziki anlamda rahat yaşayalım, bir başka ifadeyle suya- sabuna dokunmadan yaşayalım diye değil, her ne şartlar altında olursa olsun kulluğu sadece Rabbimize tahsis etmek için geldik. Dolayısıyla kulluğumuzu sekteye uğratacak ya da tamamen ortadan kaldıracak bir mekanda bulunuyorsak derhal orayı terk edip, kulluğumuzu en iyi bir şekilde ifa edebileceğimiz bir yere gitmemiz son derece önemli ve elzemdir. Şu ayetlere bir bakar mısınız!

         “ Kendilerine yazık eden kimselere melekler, canlarını alırken: ‘ Ne işte idiniz’ dediler. Bunlar : ‘ Biz yeryüzünde çaresizdik’ diye cevap verdiler. Melekler de: ‘ Allah’ın arzı geniş değil miydi? Hicret etseydiniz ya! ‘ dediler. İşte onların barınağı cehennemdir, orası ne kötü bir gidiş yeridir ( Nisâ,97).

         “ Erkekler, kadınlar ve çocuklardan( gerçekten) âciz olup hiçbir çareye gücü yetmeyenler, hiçbir yol bulamayanlar müstesnadır ( Nisâ,98).

         “ İşte bunları, umulur ki Allah affeder. Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır(Nisâ,99).

         “ Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk bulur. Kim Allah ve Resûlü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah’a aittir. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir ( Nisâ,100).

          Şimdi bu ayetler üzerinde teker teker durmak yerine, çok zaman almaması için genel bir değerlendirme yapmak istiyorum. Gerçekten çok çarpıcı, çok dikkat çekici ayetler. Bu ayetler o kadar çarpıcı ki, hicretin bir Müslümanın hayatında ne kadar önemli olduğunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Şöyle ki: Hicret , tabiri caizse tasını tarağını toplayıp bir yerden başka bir yere gitmek  değildir . Bunun adı göç etmektir. Hatta sadece bedeni taşımak da değildir. Hicret; inancın yaşanamayacağı bir ortamı terk edip sadece Allah rızası için inancın hayata geçirilebileceği bir yere gitmektir. Kısacası inancı taşımaktır. İnancın hamalı olmak gerçekten ne güzel bir şey. Bir müslüman bundan daha değerli bir yük taşıyamaz… Bu ayetler her ne kadar Mekke’den Medine’ye göç eden ya da bir takım uydurma gerekçelerle göç etmek istemeyen, Mekke’de kalmak isteyenler hakkında nazil olmuş ise de hükmü geneldir. Bir başka ifadeyle müslüman, zamanı ve zemini oluştuğunda böyle bir gündemlerinin olduğunu fark edip derhal gereğini yerine getirmelidir. Yukarda bu ayetler  için çok çarpıcı, çok dikkat çekici ifadelerini kullandım. Çünkü bu ayetler ya cennete giden yolu,  ya da cehenneme giden yolu işaret etmekteler. Ayetlerin gereğini yerine getirenler cennete giderler. Hatta samimiyetle atılan en küçük bir adım bile Allah( cc) katında büyük mükâfatlara vesile olur. Sevgili Peygamberimiz( as) şöyle buyuruyor:

           “ Her kim dini uğruna hicret ederse, gittiği bir karış yer de olsa cennete girmeye hak kazanır. Babası İbrahim’in ve Peygamberi Muhammed’in yoldaşı olur “  ( Kurtubi, el- Cami li  Ahkami’l Kur’an, 4/347).

           Kendilerine yazık edenlere gelince, bunlar hicret etme imkanına sahip oldukları halde bir takım bahaneler ileri sürerek hicret etmeyenlerdir. Bunlar hakkında İbn Abbas şöyle demiştir: “ Müslümanlardan bazıları, müşriklerle beraber bulunuyor, savaşlarda da Resûlullah’a karşı müşriklerin sayısını artırmış oluyorlardı. Bu arada atılan oklardan ve sallanan kılıçlardan isabet alıp yaralanıyorlar veya ölüyorlardı.. Bunun üzerine “ Kendilerine yazık edenler…” ayeti nazil oldu( Buhari, Tefsir, 4/19). Ben de acizane İbn Abbas’ın bu açıklamasına şu ilaveyi yapmak istiyorum: Hicret etme imkanına sahip oldukları halde, hicret etmeyenlerin kalplerinde bir maraz vardır ve Allah Azze ve Celle onların marazlarını artırmıştır( Şüphesiz Rabbimiz en doğrusunu bilir). Çünkü bu maraz olmadan Müslümanlar arasında değil de müşrikler arasında bulunma isteği mümkün olabilir mi ? Elbette hayır… Hicret her şeyden önce kalpte başlamalıdır. Yani hicret ayni zamanda kalbin bir amelidir. Dolayısıyla, hicret; kalbin inkardan imana, isyandan itaate, günahtan sevaba… yönelmesidir.

              Son Söz

              Hicret bir külfet değil bir nimettir. Bir başka ifadeyle külfetin Allah’ın lütfuyla nimete dönüşmesidir. Bu sebeple birçok ecri kendi bünyesinde bulundurur. Zamanı ve zemini geldiğinde Müslüman, hiç tereddüt etmeden ama, fakat, ne olacağız sorularını sormadan, Rabbimizin buyurduğu “ Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek bir çok güzel yer ve bolluk( imkân) bulur” ayet- i kerimesinin  güvencesiyle  ve tam bir kalbî mutmainlikle harekete geçmelidir.

             Selâm ve muhabbetle,

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir