Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)
37- Cevdet Paşa Meali – Saffat Suresi
Mekke’de nazil olmuş, 182 ayettir.
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım
1- Saf saf duran
2- Şeytanları zecren (zorla, zorlayarak) tard (kovma, uzaklaştırma) eden
3- Vahyi ve ilhamı getirip tilavet eden meleklerle kasem (yemin) ederim ki,
4- İlahınız birdir.
5- Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin ve maşrıkların (doğuların) rabbidir.
6- Biz dünyanın semasında yıldız ziynetleriyle tezyin (süslemek) ettik.
7- Ve onları itaatten çıkan her şeytandan mahfuz (korunmuş) kıldık.
8- Şeytanlar meleklerin kelamını işitemezler. Her taraftan üzerlerine atılır.
9- Tard (kovma, uzaklaştırma) ve tebaüdleri (uzak olma, ayrılma) için onlara şiddetli ve daimi azap da vardır.
10- Ancak bazıları bir kelam sirkat (çalma) eder ve kaparlar. O zaman da onu derhal parlak bir şihab (kıvılcım, ateş parçası) takip eder.
11- Müşriklere sor ki: Onları hâlk (yaratma) etmek mi güçtür? Yoksa bizim yarattığımız şeylerin mi hâlki güçtür? Biz onları az miktarda balçıktan yarattık.
12- Sen teaccüb (şaşırma) edersen, onlar istihza (alay etme) ederler.
13- Onlara vaaz olunsa, bunu kabul edip düşünmezler.
14- Bir ayet ve mucize görseler, onu aralarında masharaya (maskaraya, alaya) alırlar.
15- “Bu ancak aşikâr bir sihirdir” derler.
16- “Biz ölüp toprak ve kemik olduktan sonra ba’s (yeniden dirilme) olunur muyuz?” derler.
17- “Evvel geçen babalarımız da yeniden dirilirler mi?” derler.
18- De ki: “Evet. Zelil ve hakir olduğunuz halde ba’s (yeniden dirilme) olunacaksınız.”
19- Ba’sleri (yeniden dirilme) ancak bir sayha (çığlık) iledir. O sayhayı müteakip dirilip, kendi hallerine bakarlar.
20- “Vah bizlere! İşte kıyamet günü” derler.
21- Melekler de: “Bu sizin, onu dünyada iken tekzib (yalanlama) ettiğiniz hüküm ve fasıl (ayrışma kararı) günüdür” derler.
22- “Zulüm edenleri ve zevcelerini ve ibadet eyledikleri şeyleri toplayın.”
23- “Allah’tan başka cümlesini cehennem yoluna götürün.”
24- Ve “Durdurun! Onlar sual olunacaklardır” denilir.
25- Kâfirlere: “Size ne oldu ki, birbirinize yardım etmiyorsunuz?” denilir.
26- Belki onlar o günde Allah’ın emrine teslim olmuşlardır.
27- Birbirine bakarak sorarlar.
28- Bir takımı: “Siz bize yemin ederek geldiniz iğva (ayartma, şaşırtma, yoldan çıkarma) ettiniz” derler.
29- Diğerleri: “Siz zaten mümin değildiniz.”
30- “Bizim sizin üstünüze kudretimiz yoktu. Siz itaatten çıkmış kavim idiniz.”
31- “Şimdi üzerimize rabbimizin azap emri hak oldu. Biz onu tadacağız.
32- “Biz sizi iğva (ayartma, şaşırtma, yoldan çıkarma) ettik. Çünkü biz de azgınlar idik” derler.
33- O günde cümlesi azapta müştereklerdir (ortaklardır).
34- Biz mücrimlere (günahkârlar) böyle yaparız.
35- Onlara, “La ilahe İllallah” denirse, kibir eder ve büyüklük taslarlardı.
36- “Biz ilahlarımızı, bir divane (deli, mecnun) şair için terk mi ederiz?” derlerdi.
37- Şair mecnun değildir, belki hak ile gelmiştir. Ve resuller sadık oldular.
38- Siz elemli azabı tadacaksınız.
39- Ancak amellerinizin cezasını görürsünüz.
40- Yalnız bizim muhlis (halis, temiz, samimi) kullarımız.
41- Onlara muayyen (belli, belirli, kararlaştırılmış) rızık vardır.
42- Meyveler vardır. Ve onlar ikram olunurlar.
43- Nimetleri bol cennetlerde.
44- Karşı karşıya tahtlar üzerinde.
45- Etraflarında şarap kâseleriyle dolaşılır.
46- Süt gibi beyaz ve içenleri mütelezziz (lezzet bulan, tat alan) eder.
47- Onda sekr (sarhoşluk) yoktur ve ondan mahmur (içkiden sersemlemiş olmak) da olmazlar.
48- Yanlarında gayet güzel gözlü huriler vardır.
49- Az sarıya meyyal, deve kuşu yumurtası gibidirler.
50- Birbirine teveccüh (bir kimseye bakma) ederek konuşurlar.
51- Onlardan biri: “Benim bir arkadaşım vardı.”
52- “Bana, sen tasdik edenlerden misin? derdi.”
53- “Öldükten, toprak ve kemik olduktan sonra dirilir miyiz? derdi.”
54- “Acaba onun haline muttali (öğrenmek, vakıf olmak) misiniz?” dedi.
55- Baktı, onu cehennemin ortasında gördü.
56- “Allah’a yemin ederim ki, beni de iğva (saptırma, yoldan çıkarma) edip helak eyleyecektin.”
57- “Eğer rabbimin nimeti olmasa idi, ben de azaba ihzar (hazır etme, hazırlama) olunanlardan olurdum” der.
58- “Biz ölecek miyiz?”
59- “Birinci mevtimizden (ölüm, ölmek) başka. Ve biz azap olunmayacağız değil mi?”
60- “Bu muhakkak büyük bir fevz ( kazanç) ve necattır (büyük kurtuluş).
61- Bunun misli sevap için amel edenler amel etsinler.
62- Ziyafet olarak bu mu? Yoksa zakkum ağacı mı hayırlıdır?
63- Biz o zakkum ağacını zalimler için fitne kıldık.
64- O cehennemin ortasından çıkan bir ağaçtır.
65- Meyvesi, şeytanların başları gibidir.
66- Kafirler ondan yiyecekler ve karınlarını dolduracaklardır.
67- Sonra onlara bunun üzerinden fena kokulu kaynar su içirilir.
68- Sonra gidecekleri yer cehennemdir.
69- Onlar babalarını dalalette buldular.
70- Onların izleri üzerinde giderler.
71- Onlardan evvel de eski kavimlerin ekserisi dalalete düştüler.
72- Biz onlara korkutucu resuller gönderdik.
73- O inzar (uyarma, korkutma) olunanların akıbeti nasıl olduğuna nazar (bakma, görme) et.
74- Ancak Allah’ın muhlis (halis, temiz) kulları helak olmadılar.
75- Nuh, bize nida (seslenme) etti. Biz ne güzel icabet ediciyiz.
76- Onu ve ehlini büyük beladan kurtardık.
77- Onun zürriyetini kıyamete kadar baki kıldık.
78- Nuh üzerine, sonradan gelenler arasında zikr-i cemil (güzel zikir) bıraktık.
79- Alemlerde Nuh üzerine selam vardır.
80- Biz Muhsinlere (iyilik edenlere) böyle mükafat ederiz.
81- O bizim mümin kullarımızdandır.
82 Sonra diğerlerini boğduk.
83- İbrahim onun tabilerindendir.
84- İbrahim rabbine kalb-i selim (tertemiz, kirlenmemiş) ile geldi.
85- Babasına ve kavmine: “İbadet ettikleriniz nedir?”
86- “Allah’tan başka yalan (yalandan) alihe (İlahlar) mi istiyorsunuz?”
87- “Rabbülalemin (alemlerin rabbi) hakkında ne zandasınız?” dedi.
88- Yıldızlara bir kere baktı.
89- “Ben hastayım” dedi.
90- Kavmi ondan dönerek gittiler.
91- İlahlarına gizlice gidip, “ne için yemiyorsunuz? dedi.
92- “Size ne oldu ki, söylemiyorsunuz?” dedi.
93- Sağ eliyle onlara vurmaya başladı.
94- Kavmi koşarak geldiler ve onu tuttular.
95- İbrahim: “Oyduğunuz şeylere ibadet mi edersiniz?”
96- “Hâlbuki sizi ve yaptığınız şeyleri Allah hâlk (yaratma) etti” dedi.
97- Kavmi: “Onun için bir bina yapın ve onu ateşe atın” dediler.
98- Ona fenalık kastettiler. Biz onları zelil ve alçak ettik.
99- İbrahim: “Ben rabbimin emir ettiği yere gidiyorum. Beni kariben (yakında) hidayet eder” dedi.
100- “Ya rabbi! Bana Salihlerden bir evlat ihsan buyur” dedi.
101- Onu halim (yumuşak huylu) bir evlat ile tebşir (müjdeleme) ettik.
102- Çocuk onunla beraber yürümek çağına geldikte, İbrahim: “Ey oğlum! Rüyamda seni boğazlıyorum gördüm. Sen buna ne dersin?” dedi. Oğlu: “Ey pederim! Sana emir olunanı icra (yapmak) et, İnşallah beni sabır edenlerden bulursun” dedi.
103- Vakta ki (ne vakit), ikisi de kazaya teslim oldular. İbrahim onu yüzüstü yatırdı.
104- Ona: “Ya İbrahim!” diye nida (seslenme) ettik.
105- “Rüyanı tasdik ettin. Biz muhsinleri (iyilik edenleri) böyle mükâfat ederiz.”
106- “Bu aşikâr bir imtihandır” dedik.
107- Ona büyük bir bedel-i kurban (bir cana bedel için kesilen kurban)indirdik.
108- Ve ona sonradan gelenler arasında zikr-i cemil (güzel zikir) bıraktık.
109- İbrahim’e selam olsun.
110- Biz Muhsinleri (iyilik edenleri) böyle mükâfat ederiz.
111- O bizim mümin kullarımızdandır.
112- Onu salihlerden nebi (peygamber) olan İshak ile tebşir (müjdeleme) ettik.
113- Ona ve İshak’a bereket verdik. Ve onların zürriyetlerinden muhsin olanlar ve nefislerine aşikâr zulüm edenler vardır.
114- Biz Musa ve Harun’a minnet (lütuf, kerem, bağış) eyledik.
115- Onları ve kavimlerini büyük beladan kurtardık.
116- Ve onlara nusret (yardım) verdik. Onlar galip oldular.
117- Ve onlara, ahkâmı (hükümler, kanunlar) beyan eder kitap verdik.
118- Onları sıratı-müstakime (dosdoğru yol) hidayet ettik.
119- Onlar üzerine sonradan gelenlere de zikr-i cemil (güzel zikir) bıraktık.
120- Musa ve Harun’a selam olsun.
121- Biz muhsinleri (iyilik edenler) böyle mükâfat ederiz.
122- Onlar mümin kullarımızdandırlar.
123- İlyas resullerdendir.
124- Kavmine: “Allah’tan ittika (korkma, çekinme) etmez misiniz?”
125- “Ahsanül-hâlikin (yaratıcıların en güzeli) olan Allah’ı bırakarak puta mı ibadet edersiniz?”
126- “Allah sizin rabbiniz ve evvel geçen babalarınızın rabbidir” dedi.
127- Kavmi onu tekzib (yalanlama) ettiler. Onlar azaba ihzar (hazırlama) olunurlar.
128- Ancak Allah’ın muhlis (halis, temiz) kulları azap olunmaz.
129- Onun üzerine sonradan gelenlerde zikr-i cemil (güzel zikir) bıraktık.
130- İlyas’a selam olsun.
131- Biz muhsinleri böyle mükâfat ederiz.
132- O mümin kullarımızdandır.
133- Lut da resullerimizdendir.
134- Biz onu ve bütün ehlini kurtardık
135- Ancak bir acuzeyi (huysuz, suratsız kadın) helak olanlardan kıldık.
136- Sonra mütebaki (geride kalan) kavmi tedmir (helak etme) ettik.
137- Siz sabahları onların yerlerinden geçersiniz.
138- Geceleri de mürur (geçmek) edersiniz. Teakkul (akletme) etmez misiniz?
139- Yunus da resullerdendir.
140- Kaçıp bir yüklü gemiye girdi.
141- Orada kura atılarak, o denize ilka olundu.(atıldı)
142- Onu balık yuttu. O nefsine levm (kınamak, aşağılamak) ederdi.
143- Eğer rabbini tespih edenlerden olmaya idi
144- Ba’s gününe kadar balığın karnında kalırdı.
145- Onu açık bir sahile attık. O hasta idi.
146- Üzerine kabaktan bir ağaç bitirdik.
147- Ve onu yüz bin veya daha ziyade kişiye irsal (gönderme) ettik.
148- Ona iman ettiler. Onları ecellerine kadar hayattan istifade ettirdik.
149- Müşriklere sor: Rabbine kız ve onlara erkek evlat mı mahsustur?
150- Yahut biz melekleri onların müşahede (gözle görme) eyledikleri halde kadın mı yarttık?
151- Agâh (haberi olan) olun ki onlar iftiralarıyla derler:
152- “Allah’ın evladıdır.” Muhakkak onlar yalancılardır.
153- Yoksa Allah kızları oğullar üzerine tercih mi etti?
154- Size ne oldu ki, böyle hüküm ediyorsunuz.
155- Düşünmez ve tefekkür etmez misiniz?
156- Yoksa elinizde bu hususta aşikâr hüccet (delil) mi vardır?
157- Eğer sadıklar iseniz, kitabınızı getiriniz.
158- Allah ile cin arasında neseb (soy, sop) kıldılar. Cinler de bilirler ki, onlar azaba ihzar (hazırlanma) olunurlar.
159- Allah onların vasıflarından (nitelemesinden) münezzehtir (eksiklik noksanlıktan uzak).
160- Ancak Allah’ın muhlis (halis, temiz) kulları azaba duçar olmazlar.
161- Ey müşrikler siz ve taptıklarınız!
162- Siz halkı ifsat ve iğva (sapma, yoldan çıkma) edemezsiniz.
163- Ancak cehennemlikleri iğva (sapma, yoldan çıkma) edersiniz.
164- Bizden her birimizin bir malum makamı vardır.
165- Ve biz Allah’ın huzurunda saf saf dururuz.
166- Ve biz Onu tespih edicileriz.
167- Müşrikler derlerdi:
168- “Eğer bizim de evvelki kavimler gibi bir kitabımız olsa idi”
169- “Allah’ın muhlis (halis, temiz) kulları olurduk.”
170- Kendilerine gelen kitaba küfür ettiler. Bunun akıbetini (sonuç) kariben (yakında) bilirler.
171- Mürsel (gönderilen peygamberler) kullarımız için hikmetimiz sebkat (önceden geçme) etti.
172- Mansur (yardım edilmiş) olanlar onlardır.
173- Ve askerimiz galiplerdir.
174- Onlardan bir müddet iraz (yüz çevirme) et.
175- Onların başlarına geleceği göster. Kariben (yakın, yakında) onu görürler.
176- Onlar azabımızı istical mi (acele etme) ederler?
177- O azap onların civarlarına nazil olduğunda, inzardan (uyarı, korkutma) mütenebbih (uyanmak, aklını başına almak) olmayanların sabahı ne fena olur.
178- Muayyen (belli, belirlenmiş) vakte kadar onlardan iraz (yüz çevirme) et.
179- Ve bekle. Onlar kariben (yakın, yakında) görürler.
180- Rabbin ve izzet sahibi olan rab, onların vasıflarından münezzeh (eksiklik ve noksanlıktan uzak) oldu.
181- Ve selam resuller üzerine olsun.
182- Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd-ü sena olsun.
