13 Oca 26 - Sal 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Mustafa Sabri Efendi’de Kuvve-i Teşriyye – Yasama

Mustafa Sabri Efendi’de Kuvve-i Teşriyye – Yasama

Her ideolojinin, dinin, dünya tasavvurunun kurucu kavramları vardır. Mevcudun dışında yeni bir hayat kurmak, sosyal, siyasal, ekonomik, felsefi anlamda yeni bir inşa sürecine girmek isteyenler, bu yapmak istediklerini kurucu kavramlarıyla gerçekleştirir, bu kavramlardan meşruiyet sağlar.

Yaklaşık yirmi yıla yakın bir zamandır, bir kısım Müslüman münevverler, yazarçizer ve entelektüeller, sahip oldukları kurucu kavramlarını gerek sözlü alandan gerekse yazılı alandan kaldırdı ve kullanmamaya başladılar. Bu kavramların neler olduğunu sıralamak konuyu uzatacağından dolayı, biz konu başlığımızla ilgili olarak yakın tarihimizde yapılan tartışmaların bir kısmına değinmeye çalışacağız. II. Meşrutiyet döneminde Müslümanlar nazarında temsil gücü yüksek iki şahsın “teşri-yasama” ve “şari-yasa koyucu” üzerine yapmış oldukları tartışmaları ele almaya gayret edeceğiz.

Söz konusu şahıslardan biri Tokatlı Mustafa Sabri Efendi (1869-1954), diğeri de Manastırlı İsmail Hakkı Efendi’dir (1846-1912). Mustafa Sabri Efendi dönemin ulema kesiminin bir araya gelerek İttihat ve Terakki’ye bağlı olarak kurdukları Cemiyet-i İlmiye-i İslamiye mensubudur. Yayın organı olan Beyanül Hak gazetesinin başyazarıdır ve makalelerini bu gazetede yazmaktadır.

Mustafa Sabri Efendi, Beyanül Hak’ın 11 Ocak 1909 tarihli 15. sayısında “Edebi Tahrir” adlı bir makale kaleme alır. Makalesinde dönemin çeşitli hadiselerine değinir ve fikirlerini açıklar. Değindiği önemli bir konu da “Kuvve-i Teşriye” (yasa yapıcı) meselesidir. Sabri Efendi’yi bu konuya değinmeye götüren sebep, Ayan Meclisi için “Kuvve-i Teşriye” tabiri kullanılmasıdır. Mustafa Sabri Efendi, Ayan Meclisi’nin kendisini “teşri” makamında görmesinden rahatsızlık duyar. Tokat mebusu olarak parlamentoda bulunmasından dolayı da yazılana, konuşulana şahittir. “Kuvve-i teşriye” tanımına karşı sert ifadeler kullanır:

Yazı yazarken, dinin esaslarına ve şeriatın edebine aykırı bir numune olarak, meclisi ayanın verdiği bir cevapta görülmektedir. Meclisi Ayan ile Meclisi Mebusandan oluşan parlamento, kuvve-i teşriiye etmiş! Teşri, şeriat vaz etmek demek olduğu gibi, şari Vacib Teala Hazretlerinden ibaret olup, peygamberimizi bile şari demek mecazi anlam taşır ki, bu hususta parlamento için kuvve-i teşriye tabiri kullanılamaz. Eğer illaki maksadın ifade edilmesi gerekiyorsa, parlamento için kuvve-i kanuniye veyahut kuvve-i tanzimiye denilmelidir. Allah’a ait bir vasfın kula isnadı çok büyük cüretkârlıktır.”

Mustafa Sabri Efendi, teşri yetkisinin sadece Allah’a mahsus olduğunu ifade ederken, kulların bu vasıfla vasıflandırılmasının büyük bir cesaret ve had bilmezlik olduğuna vurgu yapmaktadır.

Manastırlı İsmail Efendi, Sıratı Müstakim yazarlarından olmakla birlikte aynı zamanda Ayan Meclisi üyesidir ve Sabri Efendi’nin ifadelerinden rahatsız olmuştur. Manastırlı İsmail Efendi ilim ehli olmasına rağmen, fanatik bir meşrutiyet hayranıdır. Meşrutiyete karşı eleştirilere asla tahammülü yoktur ve eleştirenlere karşı pervasızca ifadeler kullanmaktan çekinmez.

Manastırlı, Mustafa Sabri Efendi’nin “Kuvve-i Teşriyye” tabirini sert bir şekilde eleştirmesi üzerine Manastırlı İsmail Hakkı Efendi cevaben “Kuvve-i Teşriyye” adlı bir makale kaleme alır ve Beyanül Hak’a gönderir. İsmail Hakkı Efendi’nin ilgili makalesi Beyanül Hak’ın 17. sayısında neşredilir. Makale Sabri Efendi’nin öne sürdüklerine itiraz merkezlidir. Manastırlı, Cenab-ı Hak için “Teşri” değil “şar’i” tabirinin kullanıldığını ifade eder. “Evvelen Cenab-ı Hakka isnad olunan ‘teşri’ değil ‘şar’idir” der ve ‘Şer’i leküm mineddiyn’ (Şura 13. ayet) ayetini delil getirir. Ve teşrî‘in de ‘yolu açık ve vâzıh eylemek’ anlamına geldiğini ifade eder. Manastırlı, lügat manalarından da yola çıkarak insanlar için “teşri” kavramının kullanılmasının bir mahzuru olmadığını izaha gayret eder. O’nun açısından parlamento için “kuvve-i teşriye”-yasa yapıcı tabirinin kullanılmasında sakınca yoktur.

Mustafa Sabri Efendi, Manastırlı’nın bu makalesine karşı Beyanül Hak’ın aynı sayısından, Manastırlının makalesinin altına “Cevabım” diyerek bir başka makale kaleme alır. Sabri Efendi cevabi makalesinde Manastırlıyı çok şiddetli eleştirir. Manastırlının kendisine dayanak olarak ele aldığı hususların yeterli olmadığını ifade eden Sabri Efendi teşri kelimesinin lügat manasından yola çıkarak yaptığı ilk itiraz için bu mananın bilinmediğini ve ıstılah anlamın bu manadan naklini uygun görmez.

Sabri Efendi, Manastırlıya eleştirilerini kelimenin teknik zemininde ve kullanılan lisan üzerinden yürüyerek bazı benzer kelimeleri de örnek vererek sürdürmektedir. Mustafa Sabri Efendi aslında bu tartışmaların renginin başka olduğunu dile getirir ve herkesin Manastırlı İsmail Hakkı Efendi kadar cüretkâr bir kalbe sahip olamayacağını söyler. Bu tür yaklaşımların dinde hadsizlik olduğunu da belirten Sabri Efendi, söylediklerinin dikkatlice değerlendirilmesi gerektiğine de işaret eder.

Manastırlı İsmail Efendi, Mustafa Sabri’nin bu cevabına karşılık, Sıratı Müstakim’de “Kuvve-i Teşriyye Tabirine Dair” adlı cevabi bir makale kaleme alır. Manastırlı yaklaşımının, Sabri Efendi tarafından dinde saygısızlık olduğunu söylemesine alınmıştır ve buna rağmen Sabri Efendi’nin ifadeleri ise kendisinin haklı olduğunun itirafından başka bir şey değildir. Ayrıca, Sabri Efendi’nin kullandığı dil edebe de uygun değildir ve tenakuz göstermektedir. Manastırlı bu kısa cevabi makalesinde de söylediklerinin arkasındadır.

Mustafa Sabri Efendi, Manastırlının bu cevabi yazısına karşılık ilgili makaleyi Beyanül Hak’ın 21. sayısına alarak iktibas eder ve cevabi bir makale daha kaleme alır. Makalesinin kendi görüşünü desteklediğini ifade eden Manastırlıya, mantıklı olmadığını söyler. Sabri Efendi bu cevabi makalesinde de teknik ve lügat anlamları açısından mesele izaha çalışılır. Ayrıca lügat erbabının aynı zamanda Avrupa’dan kanunları tercüme edenler olduğunu sözlerine eklerken, bu kişilere güvenilemeyeceğini ima eder gibi bir üslup sergiler.

Manastırlı İsmail Efendi ile Mustafa Sabri Efendi arasındaki teşri-şari tartışması lügat manaları etrafında teorik olarak böyle sürmektedir. Manastırlının ifadelerinden anlaşıldığı kadarıyla parlamento için teşri kavramının ve parlamentoyu kuvve-i teşriyye (yasa yapıcı) tabiriyle vasıflandırmanın bir mahzuru yoktur. Oysa Mustafa Sabri Efendi’ye göre ise bu vasıflandırma, yaratıcıya ait bir hakkın kula verilmesi anlamına geldiğinden dolayı büyük bir cüretkârlık ve hadsizliktir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir