Yargının son müdahalesi sonrası meclisteki aritmetik şöyle:
AKP 275
MHP 46
DEM 56
Butlancı 28 = 405
Yani, referandumsuz anayasaya ulaşıldı.
“Kilit” DEM’de mi?
DEM en kolayı; bayram sonu bir kaç on bin mahkumu serbest bırak, partilerine hikaye sun, vekillik garantisini ceplerine koy, oldu bitti:
Türkiye inlesin inleyebildiği kadar: “Terörsüz Türkiye!”
Erdoğan’a bu hikaye yeter.. CHP uğraşsın içi dışıyla!..
Fair Play Türklerin bildiği bir şey midir emin değilim! Kürtlerin dış ve iç sorunları bu seviyeye çıkartmadı onları!
Fair Play için belli bir seviye gerek; kültürel, ekonomik, sosyal.
Sakın ola İslam’ı bu işin içine katmayalım, sadece kullanılan bir araçtır. Birazdan izah edelim..
İslam, insana seslenir, insanı tüm bağ ve bağlantılarından soyutlayarak. Elinden tutup yukarı çıkmasını sağlar: Değerler sistemiyle, ahlaki ölçüleriyle.
Gel gör insan alıştığını, yapageldiğini kolayına bırakmaz. İstikrarın bozulmasını istemez. Kabilesine, kabile hukukuna, liderine, geleneğine, diline, tarihine bağlıdır, bunlara güvenir. Burada kalır. Değişimi hazzetmez. Varlığı bu değerlere armağandır! Çünkü dünya kendi dünyasıdır, başka bir dünya bilmez.
Burda liderler bildik tarikat şeyhleridir, kurallar ezeli ebedi. İtiraz olmaz. Sorgulama yapılmaz. Koşulsuz itaat edilir. Boyun bükülür. Çünkü ölçü bildiği ölçü.
Bunlardan çok iyi tüccar çıkar, kapitalizme nal toplatır. İyi şairler sanatçılar çıkar, tarihçiler çıkar, bunlar verirler gazı çünkü sponsorludur. Ama bunlardan asla siyasi liderler çıkmaz. Yenilikçiler çıkmaz. Çünkü tabular buna izin vermez..
Cumhuriyetçilerin bir ezeli lideri oldu, dünya yıkılana kadar ebedi lider kalacak. Bir milli şefleri oldu, ilkinin gölgesinde kalsa da yaşatılacak! Kabirleri aynı yerde. Şimdilerde başka tür nitelenen bir şeyhleri var oluyor.
Edendim halk! Geçelim. Bu liderleri/şeyhleri bu halk yaratıyor, destekliyor. İçinden çıkartıyor. Ve bu halk fair play nedir bilmez. İhtiyaç da duymaz.
Ne diyordu futbolun “imparatoru” faşist, ‘biz bitti demeden bitmez..’ Ne diyordu alt kategori, ‘biz Anadoluluyuz, sevdik mi ölümüne severiz!’ “Ya benimsindir ya da kara toprağın!”
Şimdilerde Yunanistan düşmanlığı köpürtülüyor!
İsraille can ciğer kuzu sarması şeflere bir düşman gerek; nasılsa hafızalarda “Rum tohumu” kayıtlı, bi dokun yeter.
O kadar seviyesizler ki köpürtücüler, Yunanistanlıları Egeye çağırsan kaybolur burda giderler! Nüfusu ne ki? Ama büyük düşman!
Bulmuşlar başı boş (saltanat yıkılmış) bir idare,
sıkıştırmışlar bir “vatana”, olmuş bir “millet!”
Göstermişler bir kaç düşman (yedi düvel derler) üzerinde tepiniyorlar!
Burda huzur, istikrar arama! Bu olursa sorgulama başlar.
Burda krizler bitmez! Kimse “ne oluyor ulen burda” diyecek vakit bulamaz!..
Anadolu’ya girişte Türkmenlerin en büyük motivasyonu “ibn-ül vakt”dı.
Yani “vaktin çocuğu.” Yeni deyimle “zamanın ruhu.” Ne demek bu?
“Geri dönülmez”, çünkü güvenilen dağlara karlar yağmış! Saltanat yıkılmış, mülk harabedilmiş;
Düşman arkada. Kaçıyorsun.
Göçmüş gelmişsin “yaban diyara”, Anadolu’ya, Suriye’ye falan. Her taraf düşman dolu. Çünkü
yerleşikler var. Dolayısıyla bunlar için “yarın meçhul.”
Elde ne var? “Bu gün.” Yani her şey bu günde.
Bu nedenle şeri kurallar esnetildikçe esnetildi, “şeri kurallar iptal, sembolik olanlar serbest. ” Çünkü
şeri hukuk kuralları ayak bağı oluyor.
Buyurun “Anadolu erenlerine!” “Gönül sultanlarına!” Bildiğimiz “alevi” bunlar. Has Türkmen, Avşar
falan.
Osmanlı bunları sunni yapmak, yerleşik kılmak, medenileştirmek, kurallara bağlamak istedi, olmadı.
Bunlar ana yollardan ulaşılmayan dağlara, taşlara gittiler. Hükümetle savaştılar. Dadaloğlu en
meşhurları!
Ve Osmanlı bunlara “idraksiz Türk” dedi. İdrak yoktu ki ne desindi?..
Biz burdan geliyoruz. Tarihimiz bu bizim. Genetik böyle. Kavrayış, tepki bu maneviyat temelli.
Bu bildik kabile/oba toplumu. Lider kutsal. Emirler kutsal. Kurallar kutsal. Hak arayan “hak ettiğini”
bulur, çünkü siyaseten katl var..
Cumhuriyet bastı sopayı, kimsenin gıkı çıkmadı. İki dünya savaşı arasıydı, Rusya’da İtalya’da
Almanya’da bu vardı, bizde de bu oldu.
Savaşlar bitti düzen değişti, köylülere elma şekeri lazım! Köylü bildiğin Türkmen. Şehirlere sanayi
kuruluyor işçi lazım, şehirler imar oluyor ırgat lazım. Okullar açılıyor öğrenci lazım.
Gecekondulara ses çıkartmadılar.. Baba, ilk nesil bari çocuklarım kurtulsun dedi, her zulme ve zorluğa
katlandı. Kalkı göç eyledi yurdundan, tekrar.
Demokrasi şeklen de olsa oy istiyordu. Gecekondularsa oy deposuydu. Verdiler tavizi, gecekondular
oldu gündüz kondu. Şehirler büyüdü, ağartmanlar çoğaldı, gecekondulu ikinci nesil yırttı.
Bu yırtış beceriye, bilgiye, görgüye dayalı kazanç değildi, ahlak aranmıyordu. Şeriat burda da ayak
bağıydı. Ama sorsan büyük oranda şeriatçı, küçük oranda sosyalistti. Şeri kurallar bunları da
sınırlıyordu.
Ne lazımdı? İbn-ül vakt. Tarikatlar. İlahiyatlar. Kuran kursları.. Alevilik biraz “sünni”leşti.
Bi şey değişmedi! İbn-ül vaktin çocukları uydular aleme! Demokrasi ne bunlar ne, şeriat ne bunlar ne?
Geçelim..
Türkiye’de “beyaz” çıkmaz! Mümkünatı yok!
Neden?
Bir “siyahın” beyaz olması için en az “üç nesil” ister; bu nesiller aynı işi yapıyor olacak, aynı iş
üzerinden yürüyor olacak. Ki işin geleneği, kuralları, ahlakı oluşsun. Birikim sağlansın.
Hangi iş olursa olsun değişmiyor, ister müzik de ister çiftçilik, ister kültür de ister akademisyenlik,
ister esnaflık de ister tüccarlık.
Hangimiz dedemizin, babamızın işini yapıyoruz? Aramızda var mıdır?
Dolayısıyla memleket fair play hasretiyle yanıp tutuşacak..
