27 Oca 26 - Sal 9:09:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Bize Lazım Olan Şey

Bize Lazım Olan Şey

Bize lazım olan şey, gerçekle yalanı ayırt edecek bir ölçü. Modern çağ şaşırttı çünkü!

Bunun şöyle bir temeli var:

Bir şeyin iyi veya kötü, güzel veya çirkin, doğru veya eğri, hak veya batıl olduğuna karar verirken neyi ölçü alacağız?

İman edenlerle inkar edenler, tevhid ehliyle müşrikler burada ayrışır.

Filozoflar o ölçüye akıl dedi; aydınlanmacılar bilim; tasavvufçular şeyh.. Şia gayb imam dedi; Hristiyanlar İsa Mesih; Yahudiler ruhban dedi.. Solcular işçi sınıfı çıkarları dedi; liberaller sermaye sınıfı, faşistler devlet dedi.. Kadınlar kadın hakları, erkekler insan hakları dedi.

Tümünün ortak paydası, Allah’ı devre dışına çıkartmak; Allah’ın sözlerine ortaklar bulmak!.

Varsayalım yukardakilerin dedikleri doğru. Peki, o doğruyu ölçecek ve doğrulayacak başka bir ölçüye ihtiyaç var, bu ne? Peki bu ölçüyü doğrulayacak başka bir ölçü bulundu, bunu doğrulayacak başka bir ölçü gerek; o ne?.. Uzatmadan nihayetsiz bir süreç bu; sonuçsuz.

O halde bir şey olmalı ve ona ikna olmalı. Bu bir tercih olacak ve nihai ölçü, doğrulayıcı olacak. Ve bu tercih nihai ölçü kabul edilecek..

Müslümanlar o ölçüyü Allah olarak kabul ederek diğerlerinden ayrışır. Kafalar karıştığında, görüşler çatıştığında nihai müracaat kaynağı Allah’tır.

Burada Allaha müracaat edildiğinde isabetsizlik olmaz mı? Olur. Allah buna müsaade ediyor; niyet, çaba, maksat şaşmasın; şöhret şevket hırs öfke devreye girmesin; elçilerin örnekliği ve salihlerin şahitliği dışarda tutulmasın kafi.

Buna rağmen Müslümanlar Allah’ın dediğine kulak veriyor mu? Onu işitiyor, ona itaat ediyor mu?

Bence aydınlanma sonrası bu olmuyor! Olmadığını bir kaç yüz yıldır izliyoruz..

Kur’an’a ve sünnete dönelim diyenler, ilahi metinlerin yorumunda ayrılığa düştüklerine göre, genel esaslarda ve hudutlarda buluşuyor mu? İnsan faktörü, insan doğasındaki olumsuz özellikler, modern düşünüş biçimi nedeniyle bu olmuyor. Bu olmayınca Müslümanlar ferdi kolektif sorunlarını çözemiyor; batıcı prensiplere ve tarza rıza gösteriyor.

Bu tartışmada bir yerde buluşulmazsa, ölçü şaşırılırsa kafirler izzetli Müslümanlar zilletli bir hayatı sürdürecek..

Şahsen derim ki, verili hakikate tabi genel esaslarda buluşalım, çizilen hudutlara riayet edelim; detaylarda kim nasıl yorumluyorsa yorumlasın.

Peki bu durumda Müslümanlar vahdeti nasıl sağlayacak? Ümmetin birliği ve dirliği nasıl oluşacak? Tam da bu sorunun yeri..

Vahdet, ilahi metinlerin yorumundaki detaylarda anlaşarak olmayacak, bu mümkün de olmayacak; burayı zorlayanlar tefrika çıkartmaktan kurtulamaz; kendi yorumlarıyla dini temlik eder. Özel mülkü yapar.

O halde vahdet, genel esaslarda buluşan müminlerin, hudutlara riayet eden Müslümanların kendi çağlarında ne yapacaklarsa, yapıp durdukları insani etkinliklerin tümünde anlaşmasıyla olacak. Ne iş yapıyorlarsa o işin yapılışında, ne yapacaklarsa yapacakları işin kendisinde anlaşacak ve birleşecekler. Tartışma, akıl yürütme, buluşma burada olacak.

Allah müminlerin vahdeti için örnek yol gösterdi, imkanlar sundu: Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi milletten, renkten, cinsiyetten, dilden olursa olsun;

Ezan okunduğunda Müslümanlar toplu namaz kılar. Cuma namazları buluşma zamanıdır. Camide ayrışma olmaz, sınıflaşma olmaz.. Bayramlar her yerde her müslümana bayramdır.. Kılık kıyafet Müslümanları hemen birbirine tanıtır.. Yeme içme alışkanlığı Müslümanları aynı yerde buluşturur.. vs.

Eh be Müslüman, bunları sosyal hayatta, ticari siyasi hayatta, ferdi kolektif yaşamda neden uygulamazsın? Bundan aciz misin?

Şahsen burayı önemsiyorum. Allah’ın sunduğu imkânları görmezden gelmek ne? Çizdiği hudutları aşmak ne? Din bu imkânları sunmuş sen neden diğer yollarda buluşmazsın?

Umarım muradını anlatabildim..

Özetle, tamam kardeşim Müslümansın, müminsin, ne güzel.. iyi de bu yetmiyor. İşlerimizi Müslümanca yapamıyor, sorunlarımızı Müslümanca çözemiyoruz. Buraya gelelim, burayı konuşalım.

Buraya gelemezsek, burda anlaşıp buluşamazsak  birbirimize kılıç çekmeye devam edeceğiz, üstelik bu haltı dini metinlere dayanarak yiyeceğiz, kafirlerde kazanmaya ve dünyayı ifsada boğmaya devam edecek..

Modern çağda Müslümanlar kâfirler tarafından bozguna uğratıldığında

“Dine dönelim, Kur’an’a sünnete dönelim, öze dönelim” diyerek kurtuluş reçetesi sundular.

Bu reçete tarih içinde doğru anlaşılıp uygulandığı için geçmişte derde derman oldu. Bu doğru.

Fakat modern çağ geçmişteki gibi sadece fiziki bozgun getirmedi,

Fiziki saldırıyla başladı ama ardından zihinsel-düşünsel bozgun getirdi. Akılları değiştirdi. Düşünme biçimini etkiledi. Ölçüyü şaşırttı.

Bu nedenle bu çağda Müslümanlar dine dönüyorum, kaynağa dönüyorum derken, dine değişen yeni akılla döndüğünü fark etmedi.

Kaynaktan istifade edip gidişatı düzelteceğine ya teolojik tartışmalara boğuldu, rivayetleri geçersiz saydı,

Ya da rivayetleri esas alıp kaynağı donuklaştırdı. Tarihin bilgi ambarında kayboldu..

Dine dönmek şayet dinden hareketle Müslümanları vahdete kavuşturmuyor; siyasi iktisadi, ahlaki hukuki, ferdi kolektif işleri düzenlemeye dönüşmüyorsa,

Dine dönülmüş olmuyor. Her bir fıkranın kendi dini yorumuna çağrıya, bu çağrıya dahil olmayanları tekfire yol açıyor, dinde tekelleşme meydana geliyor.

Bu tekelleşmeler devletleri güçlendiriyor, laikliği el üstünde tutturuyor. Çünkü tekfircilik çatışmalara dönüşüyor, devlet hakem olarak devreye giriyor. Bu defa din devletin hükümranlık alanında kalıyor. Ve din “çatışma, iç savaş, terör üreten” kaynak olarak yaftalanıyor!..

Modern çağda Müslümanlar toplumsal hiç bir işte başarılı değil; hukuksuzluk, eşitsizlik, adaletsizlik, diktatörlük, cahillik, yoksulluk başımızdan eksik olmuyor.

Burdan çıkış elbette mümkün. Ama buraya düşüşün sebepleri anlaşılıp aşılmadan çıkış yok.

Bu nedenle dine dönüşü, dini metinlerin yorumunda tekelleşmekten kurtarmalı,

Genel esaslarda anlaşıp buluşup işlerimizi Müslümanca nasıl yapmalıyız aşamasına gelmeli.. Yani işlerimizi gavurca yapmaktan kurtarmalı.. işler derken itikadı ve bilinen ibadetleri kast etmiyorum.

Konuyu önemsediğim için tekrarda yarar buldum.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir