Ahmet Cevdet Paşa’nın Kur’an’ı Kerim’in metni ile birlikte tercümesi 1928 yılında Türk Neşriyat Yurdu tarafından yayınlanmış. Yakup Döğer Bey’in Latin alfabesine çevirisiyle; okuyucunun anlama zorluğu çekeceğini düşündüğümüz kelimeleri parantez içinde sadeleştirerek yayınlıyoruz. (Bu Latin alfabesine çevirinin orijinal Osmanlıca metnine ARŞİV bölümünden ulaşabilirsiniz.) https://fikiryorum.net/arsiv/ahmet-cevdet-pasa-kuran-kerim-meali-osmanca-1/)
28 – Kasas Suresi
Mekke’de nazil olmuş 88 ayettir.
Rahmet ve inayet sahibi Allah’ın ismiyle başlarım
1- Tövbe ve selamet-i kalp ve Muhammed hakkı için
2- Bunlar Kitabı mübinin ayetleridir.
3- Biz sana iman eden kavme beyan etmek için doğru olarak Musa ve Firavunun haberlerinden bazısını tilavet (okuma) ediyoruz.
4- Firavun yeryüzünde kibir ve ceberut (zorbalık) gösterdi. Halkı taife taife (parça parça) etti ve onlardan bir taifeyi duçar-ı zaaf (zaafa düşürmek) ederek erkek evlatlarını katil ve kadınlarını hayatta terk eyledi. O müfsitlerden idi.
5- Firavunun zebun (güçsüz, zayıf, aciz) ettiği taifeye minnet (iyilik, yardım) etmek, onları nasa (insanlara) imamlar kılmak ve Firavun emvaline (mal, mülk) mirasçı eylemek murat ettik.
6- Onları arzda temekkün (yerleşme, mekân tutma) eder ve Firavun ve Haman ile askerlerine onlardan hazer (korkma, çekinme) eylediklerini gösteririz.
7- Musa’nın validesine: “Onu emzir. Eğer onun için korkar isen, onu denize at ve korkma ve mahzun olma. Biz onu sana red (geri dönme) edeceğiz ve onu Mürsel-i Enbiyadan (peygamber olmak) kılacağız” diye vahiy eyledik.
8- Kendilerine düşman ve hüzün sebebi olmak üzere onu Firavun ehli bulup aldılar. Firavun ve Haman ve cemaati hata edenlerden idiler.
9- Firavunun zevcesi: “Onu katletme, sana ve bana göz aydınlığı olsun. Belki bize nafi (faydalı) olur veyahut onu kendimize evlat ittihaz (edinme) ederiz” dedi. Onlar başlarına geleceği bilmiyorlardı.
10- Musa’nın validesinin kalbi sabır ve akıldan boşaldı. Eğer müminlerden olması için kalbine sebat vermese idik, onlara Musa’yı bildirecekti.
11- Musa’nın validesi, Musa’nın kız kardeşine, “git onu ara” dedi. Kız Al-i Firavunun haberi olmadan bir taraftan bakıp Musa’yı gördü.
12- Biz Musa’ya bundan evvel sütanalarını haram etmiştik. Hemşiresi: “Ona sizin için bakacak bir ehliyeti (kabiliyet, yeterlilik) size haber vereyim mi? Onlar bu çocuğa iyi bakarlar” dedi.
13- Böylece gözü aydın olsun ve mahzun olmasın ve Allah’ın vaadi hak olduğunu bilsin için onu validesine red (dönme) eyledik. Velakin ekserisi Allah’ın vaadinin hak olduğunu bilmezler.
14- Musa rüşde (olgunluk) baliğ olup kemale geldiğinde ona nübüvvet (peygamberlik) ve ilim verdik. Biz Muhsinlere (iyilik edenlere) böyle mükâfat ederiz.
15- Ahalisinin gaflette bulunduğu sırada girdi. Orada biri kendi cemaatinden ve diğeri düşmanlardan iki adamın kavga etmekte olduklarını gördü. Kendi cemaatinden olan düşmanı üzerine ondan yardım istedi. Musa da onu eliyle itti. Herif düşüp öldü. Musa: “Bu şeytanın işlerindendir. O şeytan dalalete düşürür, aşikâr düşmandır” dedi.
16- “Ya rabbi! Ben nefsime zulüm ettim. Beni mağfiret et” dedi. Rabbi de onu bağışladı. Çünkü o Gafur-ur Rahimdir.
17- Musa yine: “Ya rabbi! Bana olan nimetlerinin hakkı için beni mücrimlere (günahkâr) yardımcı etme” dedi.
18- Musa memlekette korku ile sabahladı. Etrafına bakınıyordu. Dün yardım ettiği adamın kendini imdada (yardım) çağırdığını gördü ve ona: “Sen aşikâr bir azgınsın” dedi.
19- Kendilerine düşman olanı tutmak murat eylediği zaman o adam: “Ey Musa! Dün bir adamı katlettiğin gibi beni de katletmek mi istiyorsun. Demek ki arzda cebbarlardan (zorba) olmayı murat edersin” dedi.
20- O sırada memleketin uzak yerinden koşarak bir adam geldi ve: “Ey Musa! Nas (insanlar) seni katletmek için müzakere ediyorlar. Çabuk şehirden çık, ben sana nasihat edenlerdenim” dedi.
21- Arkasına bakarak ve korkarak şehirden çıktı ve: “Yarabbi beni zalim kavimden kurtar” dedi.
22- Medyen tarafına teveccüh eyledikte (yöneldiğinde): “Kendi kendime me’muldür (umulur) ki Rabbim beni doğru yola hidayet eder” dedi.
23- Medyen suyuna vasıl olduğu zaman orada hayvanlarını sulamakta olan bir takım adamlar buldu. Biraz ötede koyunlarını muhafazaya çalışan bir iki kadını gördü ve onlara: “Ne işiniz var?” diye sordu. Onlar da: “Biz çobanlar suladıktan sonra sularız ve babamız ihtiyar bir adamdır” dediler.
24- Musa onların hayvanlarını suladı, sonra bir gölgeye çekilerek oturdu ve: “Ya Rabbi, hayırdan bana indirdiğin şey için fakir (muhtaç) oldum” dedi.
25- İki kadından biri haya ile yürüyerek Musa’nın yanına geldi ve: “Bizim hayvanlarımızı suladığının ücretini tesviye etmek (ödemek) için babam seni davet ediyor” dedi. Musa Şuayb’ın nezdine gelerek başına gelen vakayı anlatınca Şuayb: “Korkma, zalim kavimden kurtuldun” dedi.
26- Kızlarından biri: “Ey baba! Bunu ücretle tut. Çünkü bu, şimdiye kadar tuttuğun ecirlerden (işçilerden) hayırlıdır, kuvvetli ve emindir” dedi.
27- Şuayb: “Bana sekiz sene hizmet etmek şartıyla bu iki kızımdan birini sana tezvîç etmek (evlendirmek) murad ediyorum. Eğer hizmeti on seneye itmam eder (tamamlarsan) ise senin tarafındandır (kendi lütfundur). Ben seni meşakkate sokmak istemem. İnşallah beni salihlerden bulursun” dedi.
28- Musa: “Bu seninle benim aramda bir karardır. İki müddetin hangisini itmam edersem (tamamlarsam) edeyim benim üzerime teaddi (baskı, zulüm) olmaz. Allah söylediklerimize vekildir” dedi.
29- Müddeti ikmal idüp (tamamlayıp) ehliyle yola çıktı ve Tur tarafından bir ateş gördü. Ehline dedi ki: “Burada durunuz, ben bir ateş gördüm. Belki ondan bir haber alırım yahut ısınmanız için size ondan bir parça ateş getiririm”.
30- Musa ateşin yanına geldikte sağ tarafta bir vadideki mübarek bir mahalde bulunan bir ağaçtan nida olundu ki: “Ey Musa! Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım”.
31- “Asanı yere bırak”. Musa asasının canlı gibi hareket ettiğini görünce onu takip etmeyip geri döndü. Nida: “Ey Musa! Ona teveccüh et ve korkma. Sen emniyette olanlardansın”.
32- “Elini koynuna sok, onu lekesiz gayet parlak çıkarırsın. Eğer sana korku gelirse elini tekrar koynuna sok. Bu iki şey, Firavun ve cemaatine karşı Rabbin tarafından sana iki burhandır (delildir). Onlar fasık bir kavim oldular” dedi.
33- Musa: “Ya Rabbi! Ben onlardan bir adam katlettim (öldürdüm), korkarım ki beni katlederler”.
34- “Ve kardaşım (kardeşim) Harun lisanen benden fesihtir (daha güzel konuşur). Onu benimle bir muavin (yardımcı) olarak gönder ki beni tasdik etsin. Çünkü Firavun’un ve cemaatinin beni tekzip etmelerinden (yalanlamalarından) korkarım” dedi.
35- Allah: “Kardaşınla bazunu (pazunu/gücünü) kuvvetlendireceğiz ve size nüfuz vereceğiz. Onlar size fenalık eriştiremezler. Ayetlerimizle gidin, siz ve size tabi olanlar galip geleceksiniz” buyurdu.
36- Vaktaki Musa mucizatımızla Firavun ve cemaatine geldi. Onlar: “Bu düzme bir sihirdir, biz böyle bir şeyi babalarımızdan işitmedik” dediler.
37- Musa: “Rabbim kendi tarafından kimin hidayet ile geldiğini ve dar-ı ahiretin (ahiret yurdunun) kime olacağını bilir. Ve zalimler felah bulmazlar” dedi.
38- Firavun: “Ey nas (insanlar)! Ben sizin benden gayrı ilahınız olduğunu bilmiyorum” dedi ve Haman’a: “Ey Haman! Çamur üstüne ateş yak ve bana bir kule yap ki Musa’nın ilahına muttali olayım (bakayım). Ben onu yalancılardan zannederim” dedi.
39- O ve cemaati yeryüzünde haksız olarak büyüklendiler ve bize rücu edeceklerini (döneceklerini) zannetmediler.
40- Biz de onu ve cemaatini ahz ile (yakalayıp) denize soktuk (boğduk). Zalimlerin akıbeti nasıl olduğuna nazar et.
41- Biz onları nâsı (insanları) cehenneme davet eder rüesa (başbuğlar) kıldık ve yevm-i kıyamette (kıyamet günü) yardım olunmazlar.
42- Ve onlara bu dünyada laneti تابع (tabi) kıldık, ahirette de ehl-i mahşerce takbih edileceklerden (yüzüne gülünmeyeceklerden) olurlar.
43- Ve Musa’ya, kurun-ı evlayı (eski nesilleri) helak eyledikten sonra, tezekkür etmeleri (düşünmeleri) için mucize ve rehber-i hidayet ve rahmet olarak kitap verdik.
44- Biz Musa’ya bu hükmü verdiğimiz zaman sen Tur’un garb (batı) tarafında değildin ve bunu müşahede etmedin.
45- Lakin biz yarattığımız kavimlerin ömrü uzadığından bunlar efsane haline gelmişlerdi. Ve sen ehl-i Medyen nezdinde de değildin ki Şuayb ve Musa kıssasını göresin. Lakin biz bunları sana gönderdik ve haber verdik.
46- Ve sen, Musa’ya nida eylediğimizde Tur’un yanında değildin. Lakin senden evvel onlara bir nezir (uyarıcı) gelmemiş olan kavmi tezkir etsinler (düşünsünler) için inzar edesin (uyarasın) diye bunları sana bildirdik.
47- Onlara ceza-i amelleri (amellerin cezası) olarak bir musibet isabet eyledikte: “Ya Rabbi! Eğer bize bir resul gönderse idin ayetlerine ittiba eder (uyar) ve müminlerden olurduk” dememeleri için gönderdik.
48- Vaktaki onlara tarafımızdan hak olan Kur’an geldi. “Ona da Musa’ya verilen gibi verilse idi” dediler. Onlar bundan evvel Musa’ya verilene küfür etmemişler miydi? Bunlar birbirine muavenet eden (yardım eden) iki sihirbazdırlar, biz cümlesine kafirleriz dememişler miydi?
49- De ki: “Eğer sözünüzde sadık iseniz Tevrat ve Kur’an’dan daha ziyade hidayete götürür bir kitap getirin, ben ona tabi olayım”.
50- Eğer sana icabet etmezlerse bil ki onlar hevalarına (arzularına) tabi olurlar. Allah’tan bir rehberi olmaksızın hevasına tabi olandan daha ziyade dalalette kim vardır? Allah zalim kavmi hidayet etmez.
51- Biz onlara Kur’an’ı isal ettik (ulaştırdık), belki tezekkür ederler (düşünürler).
52- Kur’an’dan evvel kendilerine kitap verilenler ona iman ederler.
53- Onlara Kur’an tilavet olunduğunda: “Ona iman ettik. O Rabbimiz tarafından haktır. Biz ondan evvel de müslümanlardan idik” derler.
54- İşte onlara sabırları ve günahlarını hasene (iyilik) ile izale eyledikleri (yok ettikleri) ve rızık eylediğimiz şeylerden infak ettikleri sebebiyle ecirleri (mükafatları) iki kere verilir.
55- Onlar lağv (boş söz) ve abes işitseler ondan iraz (yüz çevirme) ederler ve “bizim amelimiz bize ve sizin ameliniz sizedir. Üzerinize Allah’ın selameti olsun. Biz cahillerle mücadeleyi istemeyiz” derler.
56- Sen sevdiğini hidayet edemezsin ve lakin Allah dilediğini hidayet eder ve o hidayet bulanları daha iyi bilir.
57- Onlar: “Eğer sana tabi olursak memleketimizden çıkarılırız” dediler. Biz onlara her taraftan rızık olarak her türlü meyve ve mahsul getirdiğimiz emin harimi (Harem bölgesini) ikametgah yapmadık mı? Lakin ekserisi bunu bilmezler.
58- Biz maişeti (geçimi) fazla ve soğuk dereceye varmış ne kadar karyeler (kasabalar/şehirler) helak ettik. İşte onların meskenleri, onlardan pek azı meskundur. Ve biz onların mal ve memleketlerine varis olduk.
59- Rabbin, onların en büyüklerine (merkezlerine), onlara ayetlerimizi okuyan resul göndermedikçe karyeleri helak eder olmadı. Biz karyeleri helak eder olmadık ancak ehli zalim olurlarsa helak ettik.
60- Size verilen her şey hayat-ı dünyanın metaı (geçimliği) ve ziynetidir. Allah indinde olan daha hayırlı ve bakidir. Taakkul etmez misiniz (akıl erdirmez misiniz)?
61- O halde mülaki olacağı (kavuşacağı) iyi vaadimizle vaad eylediğimiz kimse, hayat-ı dünyanın metaıyla istifade ettirdiğimiz sonra kıyamet gününde azap için ihzar edilecek (huzura getirilecek) kimse gibi midir?
62- Allah kıyamet günü onlara nida eyleyip: “Nerede bana şerik (ortak) olduklarını zaim ile (zannınızca) iddia ettikleriniz?” buyurur.
63- Üzerlerine azap hak olanlar: “Ya Rabbi! İşte iğva (azdırdığımız) ettiklerimiz. Biz onları, iğvaya talip oldukları cihetle iğva ettik, yardım edemedi.
82- Bir gün evvel onun mekanını temenni edenler sabahleyin: “O bize! Allah kullarından dilediğine rızkı yayar ve dilediğinden kısar. Eğer Allah bize lütfeylememiş olsa idi bizi de yere geçirirdi. Ve o her halde kâfirlerle iflah etmez” (derlerdi).
83- İşte biz dar-ı ahireti, arzda ulüvv (büyüklük taslamak) ve fesadı murad etmeyenlere mahsus kıldık. Akıbet müttakilerindir.
84- İyi iş işleyen kimseye ondan hayırlısı ile mükafat olunur. Ve fenalık (günah) işleyenler ancak kendi amellerinin cezasıyla mücazat (cezalandırmak) edilirler.
85- Sana Kur’an’ı farz eden seni bir meada (dönecek yere) reddedecektir. De ki: “Hidayetle gelenin kim olduğunu ve aşikar dalalette bulunanın da kim olduğunu Rabbim daha iyi bilir”.
86- Sen sana kitabın inzal olunacağını düşünmezdin. Ancak Rabbinden rahmet olarak kitap geldi. Kâfirlere arka olma.
87- Allah’ın ayetleri nazil olduktan sonra seni onlardan men eylemesinler. Rabbine dua et ve müşriklerden olma.
88- Allah ile diğer bir ilaha ibadet etme. Ondan başka ilah yoktur. Onun vechinden (zatından) gayrı her şey helak olacaktır. Hüküm onundur ve ona rücu (dönme, dönüş)edersiniz.