Hocam şu yöneticileri, buyruk verenleri toplasan bunlar kaç kişidir?
Sayıları mutlak azınlık ama güç araçları elindedir.
Nedir bu güç araçları? Ordu. Polis. İstihbarat. Maliye. Yargı. Hapishane.
Okulları, medyayı, sanatı, sendikaları, sivil toplumları, büyük şirketleri de buraya katalım.
Bunları “kurumsallaştıralım.” Başlarına üçer beşer yönetici koyalım. Mevzuatlarını yazdıralım.
Nihayetinde hepi topu bir kaç yüz, bilemedin bir kaç bin kişi.
Tümünün emrindekiler “halk” çocukları.
Bunlara itaat edenler “halk.” Yani çoğunluk.
Kurumlardaki personeller halkın çocukları, hapishane bekçileri halkın çocukları,
diğerlerinin emrindekiler de halkın çocukları.
Vergiyi, haracı, cezaları halk ödüyor..
Yönetenler, yönettiklerinin buyruklarına uyması için neye dayanıyor, nasıl haklılık kazanıyorlar? Yönetilenler neye dayanıyor, niye buyruk tutuyorlar? Bu bahsi okuyucuya bırakarak devam edelim!..
Ve üç beş yüz, bilemedin üç beş bin kişi koca çoğunluğu güdüyor!
Nasıl oluyor bu iş? Bu işte bit yeniği bar ama nerde?
Akıl, irade, tecrübe yöneticilerde varsa, halkta da var. O zaman fark nerde?..
Aklıma gelenleri söylersem denebilir ki
Bir fark, yukardakiler organize olmayı beceriyor, halk yığın.
İkinci fark, yukardakiler “ikna” etmeyi biliyor, aşağıdakiler ikna oluyor.
Üçüncü fark, yöneten takım “korku” üretiyor, yönetilenler korkuyor.
Dördüncü fark, üsttekiler bilgiyi üretiyor, değeri üretiyor, tarihi yorumluyor, günü meşrulaştırıyor, yarını kuruyor; alttakiler kuzu..
Allah,
devletlere, kurumlara, güç unsurlarına seslenmiyor:
İnsana sesleniyor. Fert olarak, kollektif olarak. Kalabalıklara sesleniyor. Kalabalıklar içinde kaybolanlara sesleniyor.
Çünkü tümünde insan var. İşitiliyor mu?
Allah işittirememişse kim işittirecek, harekete geçecek, hakikati haykıracak?
İdeolojileri ve ideologlarını gördü bu dünya! Bunlar yukardakileri indirdiler, yerlerine geçtiler. Söylemdeki sözler tutulmadı.
Değişim için, adalet, eşitlik, özgürlük için çabalayan namuslular var ya, ilkin bunlar öldürüldüler.
Ve Kur’an sahifelerini mızraklarının ucuna takanlar “kazandılar”; doğrusunu yapanlar “kaybettiler.”
Dünya hayatı böyle bir şey.
O zaman tarihin neresinde durulmalı?
Kazananların yanında duranlar ile kaybedeceklerin yanında duranlar ayrışacak.
Hikaye neyi anlatacak? Hikayeleri kim yazacak? Burda kazanç ve kayıp anlam değiştirecek çünkü..
Elitist değilim ama insanlar içinde kavgayı elitler yapıyor. Çünkü işi bunlar biliyorlar.
O zaman bakmalı, hangi elit? İktidar elitlerinin karşıtı hakikatin elitleri.
Ben Türkiye’de olmayanın ikinci tür elit olduğunu söylemek istiyorum. Hiç yok değil ama yeter ölçüde değil..
Gücün ve unsurlarının bir illüzyon olduğunu düşünüyorum.
Musa’nın asası bu illüzyonu bozdu. Demek ki bozuluyormuş.
Asa, çok şeyi temsil ediyor. Sadece mucizeyi değil. İnsanlar mucize diyor ama kur’an başka türlü söylüyor.
Kaldı ki mucizeler evrene konan yasanın içindedir, istisnadır, ama istisna genel yasaya aykırı değil, içindedir. O halde mucizeler oluyor.
Ne diyordu Carl Smıth, istisnayı koyan kuralı da koyar.
Ne diyordu namuslu siyasetçiler, vatan sınırlarını belirleyen her sınırı belirler.
Mucize istisna ise, bu istisnayı koyacak elitler gerek. Devleti kutsal makamından düşürecek, dolayısıyla devletlü zümreye sizde kimsiniz, ne özelliğiniz var, maaşınızı bu halk ödüyor, rütbenizi bu halk veriyor, işiniz halka hizmettir, haddinizi bilin diyecek elit sorununuz var.
İktidar zümresini “memur” yapan “amirler” yoksa yandı gülüm keten helva!..
Dün, milliliği ve detay sınırları fazla abartanlar Kürtlere sen Türk’sün diyordu, hayır değilim Kürdüm diyenlere düşman muamelesi yaptı, dün işlerine böylesi geldiği içindi; onlar şimdi kalkmış barıştan, kardeşlikten bahsediyor, demek ki bu gün böylesi işlerine geliyor.
Şimdi bu buyurganlığa ikna mı olalım?
Keza, önce ekonomik sömürüyü derinleştiriyorlar, yok dünyada böyle, yok dış güçler, yok enflasyon, yok ülkemizde gözü olanlar, yok içerde hainler, aç gözlüler.. vs bahanelere sığınıyorlar; sonra halka tasarruftan, yastık altından, israftan, teknolojiden, üretim istihdam ihracat kalkınmadan, sabırdan bahsediyorlar! Hangisine inanacağız?
Bu sebeple ülkede ezan susmayacak, bayrak inmeyecek, vatan bölünmeyecek; tek millet, tek devlet, tek dil, tek vatan ebedeb sürecek!
Kocaman bi “hadin ordan” diyorum!..
Kim ki devletini, yöneticilerini, buyuranları, duyuranları
tek referans alıyor, ölçü tutuyor, resmi görüş falan diye, halktır. Halktandır. Güdülenlerdendir.
Kim ki elinde başka bir referans var, ölçü var, doğrusuna sahiptir, buna dayanarak resmi olanı ölçüp biçiyor, konuşuyor, söylüyor, bu elittir.
Tarihin doğru yerindedir.
Kim ki sistemin içindeki “kraliçenin muhaliflerini” ciddiye alıyor, gafildir! Şaşkındır!
Kim ki bu muhalefete de had bildiriyor, elittir.
Kim ki
Bir ülkeyi-toprağı, vatanı-, burada yaşayan milleti,
burada yaşayanlara hükmeden devleti/iktidarı kutsuyor,
Bu sınırlar içinden düşünüyor, bunların varlığıyla var oluyor,
Allaha şirk koşuyordur.
Allah’ın yanında başka ilahlar ediniyordur.
Çünkü Allah’ın dini insanlığa geldi, belli sınırlar içinde hapsedilmez.
Şayet tersi olsaydı
Kur’an Arapların kitabı, Muhammed Arapların peygamberi, Kur’an dili Arapça indi diye Arapların dili olacaktı!
İslam’ı böyle zanneden veya zannettirenler bu sebeple “Amerikancı, İngilizci, Avrupacı.. muasır medeniyetçidir.”
