Mustafa Sabri Efendi ile edebiyatçı Ahmed Midhat Efendi arasındaki, Türkçe tefsir yazma tartışmaları, Mustafa Sabri’nin bu 4. makalesi ile sona ermiş gibi görünüyor. Sabri Efendinin yazdığı (3.) son makaleye, Ahmed Midhat Tercüman-ı Hakikat Gazetesinde karşı bir cevap yazar. Bunu gören Sabri Efendi de, adeta bir meydan okuyan bu kısa ve son makalesini, Millet Gazetesinde neşreder.
Okuyucular Türkçe Tefsir üzerine süren tartışmaların 1.sine (https://fikiryorum.net/fikir-yorum/mustafa-sabri-turkce-tefsir-yazmak-meselesi/) bu linkten, 2. sine (https://fikiryorum.net/fikir-yorum/mustafa-sabri-turkce-tefsir-yazma-meselesi-2/) bu linkten ,3.Süne ise (https://fikiryorum.net/fikir-yorum/mustafa-sabri-turkce-mukemmel-bir-tefsir-yazma-meselesi-3/) bu linkten ulaşabilirler.
Türkçe Tefsir Yazma Meselesi – 4
“Millet gazetesinde bu konu üzerine yazdığım üçüncü makaleden sonra, Ahmed Midhat Efendi kendisi hakkında, “cevap veremedi de sustu” dedirtmemek ve haklı görünmek için yeniden çabalamaya başlamış. Bu yüzden dünkü Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yine bir şeyler yazmış; benim makalemin bazı bölümlerini eksik aktararak, kendi iddiasını güçlendirmeye çalışmış.
Bizde eskiden beri süregelen kalem kavgalarında şöyle garip bir anlayış vardır: Karşılıklı yazılan makalelerden sonuncusunu yazan, yani rakibinden bir makale fazla yazan kişi, sanki tartışmayı kazanmış sayılır. İşte herhangi bir konuda son makaleyi yazan kişi olma gayreti yüzünden, şimdiye kadar bizdeki tartışmaların çoğu bir sonuca bağlanamadan, zincirleme bir döngü içinde kaybolup gitmiştir.
Bizim bu tartışmamız ise (Arapça grameri gibi teknik bir konu olduğu için) doğal olarak medrese ilmi seviyesine taşınmıştır. Ben, bu tartışmayı benzerleri gibi sonuçsuz kalmaktan kurtarmak istiyorum. Meselenin bu seviyeye gelmesinin, bir sonuca varılmasına engel olmadığını; aksine sonuca ulaşmayı kolaylaştıracağını göstererek halk arasındaki o yanlış ‘son sözü söyleyen kazanır’ algısını düzeltmek için şöyle bir yol düşündüm:
Ahmed Midhat Efendi hâlâ Arapça bildiği iddiasını sürdürerek, ‘Benimle rüyada mı görüşmüşler de Arapça bilmediğimi anlamışlar?’ diyor ve meseleyi çözülmemiş sayıyor. O halde, bir gün zahmet edip Şeyhülislamlık makamındaki Ders Vekâleti odasına gelsin. Zihni Efendi Hazretleri’nin hakemliğini rica edelim, ben de geleyim. Hatta Ahmed Midhat Efendi’nin her konuda çok derin bilgisi olduğuna şahitlik eden Şükrü Efendi de orada hazır bulunsun.
Orada, hocalarımız Halis Efendi ve Zihni Efendi huzurunda Ahmed Midhat Efendi’ye Arapça bir kitap verilsin ve kendisine yarım saat inceleme süresi tanınsın. Verilecek kitap da öyle çok ağır değil, orta seviye ve kolay bir kitap olsun. Eğer bir sayfasını hatasız bir şekilde okuyabildiğine dair bu hocalar imza atıp gazeteye yazarlarsa, ben de okuyucuların huzurunda bu tartışmayı kaybettiğimi kabul edeceğim.
Bu sınavın sonucunu beklemeye üşenenler ise, Midhat Efendi’nin Çarşamba günkü yazısında ‘temerküz’ kelimesini (dil bilgisi kuralı olarak) yanlış kalıpta gösterdiğine baksınlar; bu hata bile onun seviyesini anlamak için yeterlidir.”
Mümin Okurlarla Baş Başa
“Günümüz şartlarına uygun bir Türkçe tefsir yazılması niyetine karşı, şahsım adına sergilediğim endişeli tutumda ne kadar haklı olduğum akıl sahiplerinin gözünde artık netleşmiştir. Kendi tezimi haklı çıkardığı halde yine de içimi parçalayan garip bir tesadüf olarak; Perşembe günkü Millet gazetesinde, hürriyet döneminin gerçekten saygı ve özen bekleyen dilinde, İslam’ın çok eşlilik ve boşanma gibi kesin hükümleri hakkında, ‘bunlar iğrenç şeylerdir’ denilecek kadar çirkin saldırılarda bulunuluyor.
Üstelik bu saldırılar; İslam dininin ve Kur’an’ın kadınlara verdiği hakları savunuyormuş gibi bir kılıfa sokuluyor. Görüyor musunuz? Yüce Kur’an’ımız, henüz günümüz şartlarına göre tefsir edilmeye başlanmadan, nasıl tahrif edilmeye (çarpıtılmaya) çalışılıyor!
Yüz binlerce kez yazıklar olsun! Peygamber Efendimiz buyurmuştur ki: ‘Şeytan insanoğlundan ne zaman ümidini kesse, onlara ancak kadınlar üzerinden (onları kullanarak) yaklaşır.’
Bizler; çok eşlilik, boşanma ve tesettür gibi konuların akla ve hikmete ne kadar uygun olduğunu ispatlamaya hazır olduğumuz gibi, bunların Müslümanlar için kesin dinî ve Kur’an’i gereklilikler olduğuna şüphe duymaksızın inanıyoruz. Eğer hepimizin büyük bir saygı ve sevinçle kabul ettiği Kanun-i Esasi (Anayasa), dinlerin eleştiriden ve saldırıdan korunacağını garanti ediyorsa; bizim de kendi dinimizin, kendi içimizde bu tür saldırılardan uzak tutulmasını talep etmeye hakkımız yok mudur?”
Kaynak: Mustafa Sabri, Türkçe Tefsir Yazmak Meselesi, Millet, cilt I, sayı 40, tarih 13 Eylül 1908