20 Mar 26 - Cum 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Farkı Fark Etmek: Elveda Ya Şehr-i Ramazan

Farkı Fark Etmek: Elveda Ya Şehr-i Ramazan

       Rahmeti, merhameti, mağfireti ve bereketi çok bol olan böyle bir ramazan ayını bizlere bahşeden Rabbimize hamd, ramazan ayında neyi, nasıl ve niçin yapacağımızı bizlere öğrettiği için bütün alemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimize salat ve selâm olsun.

       Rabbimizin izin ve inayetiyle bu ramazanı da eksikliklerimizle beraber ifa etmiş olduk. Rabbimiz ibadetlerimizi, hayır ve hasenatlarımızı kabul etsin. Yaptıklarımıza değil O’nun lütfuna güveniyoruz. Çünkü O’nun lütfu bizim yaptıklarımızdan çok daha hayırlıdır. İbadetlerin kabul olmasının temel şartlarında birisi de şirkin her türlü çeşidinden uzak kalmaktır. Şirk olan bir yerde  salih amel olmaz. Onun için tevhid bu işin olmazsa olmazıdır. Bakınız Rabbimiz Yusuf suresi ayet 106 da şöyle buyuruyor: “İnsanların çoğu Allah’a şirk koşmadan iman etmezler”. Hak ve batıl birbirine karıştığı zaman bu işin varacağı yer burasıdır. Onun için şirkin ne olduğunu ne olmadığını çok iyi anlamamız lazım. Dolaylı veya dolaysız şirke vesile olan bir zihin yapısından uzak kalmamız lazım. Her şeyden önce düşünce dünyamızı sağlam bir inanç üzerinde inşâ etmeliyiz. Bu inanç üzerinde kalma gayretimiz devam ettiği sürece ,Allah Azze ve Celle bize yardım eder ve O’nun razı olduğu bir hayatı yaşarız. Allah(cc) bizim gidişatımızı bozmaz. Sünnetullah budur.. Bakınız Rad suresi ayet 11 de Rabbimiz ne buyuruyor : ”Bir kavim kendisinde bulunan özellikleri değiştirmediği müddetçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez”.

       Şüphesiz ki Allah(cc) şirke bulaşmış bir imanı kabul etmez ve onun amelleri geçersizdir. Bakınız Rabbimiz ne buyuruyor:

“And olsun sana da senden öncekilere de vahyedildi. Eğer ortak koşarsan kesinlikle amelin boşa gider ve mutlaka ziyana uğrayanlardan olursun “(Zümer,65).

       İbadeti adetten ayıran en  temel unsur şuurdur. Şuur bir şeyi niçin yaptığının farkında olmaktır. Onun için ibadetlerimizi belli ritüellere indirgememek lazım.

İbadetlerin içini aşkla, şevkle, samimiyetle ve nihayet takva ile doldurmamız lazım. Eğer vücudumuz başka bir yerde, kafamız başka bir yerde, hele hele kalbimiz de daha başka bir yerde ise bu ibadet sadece şekli boyuta, ruhsuz bir konuma indirgenmiş demektir. Bir başka ifadeyle adete dönüşmüş demektir. İşte ibadetlerin temel amacı bu üç boyutun ayni maksat etrafında birleştirilmesini sağlamaktır. Böylece ibadetlerimiz hayata yansır ve salih amele dönüşür. Bu durumda bir müslüman böyle mi yapar sorusunun yerine bir müslüman işte böyle yapar iddiasının haklı temsilcileri oluruz.

            Şüphesiz ki namaz, oruç, zekat, infak gibi ibadetlerin münhasıran kendi başına bir çok faydaları olduğu gibi bunların birlikte yapılmasında da çok büyük hikmetler vardır. Bunlar bir bileşke kuvvet gibi birbirlerine destek olurlar. Böylece bir ibadetteki samimiyetimiz, ihlâsımız diğer ibadetlerimize de sirayet eder. Aslında bu söylediğim husus sadece ibadetlere has bir durum değildir. Genel olarak şunu ifade edebiliriz: Bir iyiliğin mükâfatı başka bir iyilik yapmak, bir kötülüğün cezası da onun akabinde başka bir kötülüğe bulaşmaktır.

Oruç ibadeti farz olarak nihayete ermiş bulunuyor. Bu eksikliği telafi etmek için gücümüz yettiği müddetçe inşaAllah nafile oruçlarımıza devam edelim. Bir şeyi mecbur kalmadan yapmanın ayrı bir tadı vardır.

Unutmayalım ki oruç ayni zamanda kötülüklere karşı bir kalkandır. Bir hadis-i  kutside şöyle buyuruluyor: Hadis çok uzun olduğu için sadece bizimle ilgili olan kısmını alıyorum. “Kulum farz ibadetlerden sonra nafile ibadetlerle bana yaklaşmaya çalışır. Sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun gören gözü, işiten kulağı,…olurum….” Bu hadisten de nafile ibadetlerin Rabbimiz katında ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu anlıyoruz.

           Selâm ve muhabbetle,

            Ekrem Öztürk

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir