09 May 26 - Cts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Vaz’i Hükümlerin Üçüncü Türü: Engel (Mani) 1. Mesele

Vaz’i Hükümlerin Üçüncü Türü: Engel (Mani) 1. Mesele

Vaz’i hükümlerin (şer’i sebep ve sonuçlara bağlı hükümlerin) ilk iki türünden birincisi sebep (gerekçe), bir hükmün varlığını sağlayan temel işarettir; örneğin güneşin batması akşam namazı hükmünün doğmasına yol açar. İkincisi olan şart (koşul) ise, bir hükmün geçerli olabilmesi için mutlaka bulunması gereken ancak o hükmün aslına dahil olmayan dış etkendir; örneğin namazın geçerli olması için abdestin şart olması gibi. Kısacası sebep hükmü getirir, şart ise var olan hükmün geçerliliğini sağlar.

Vaz’i hükümlerin (şer’i sebep ve sonuçlara bağlı hükümlerin) üçüncü türü olan mani (engel), bir hükmün uygulanmasını veya sebebin sonuç doğurmasını engelleyen durumdur. Bu konu üç temel mesele üzerinden incelenir:

Birinci Mesele uyarınca maniler (engeller) iki ana kategoriye ayrılır.

İlki, aklın gereği olarak bir talebin (isteğin/emrin) bulunmasıyla aynı anda var olması imkansız olan manilerdir.

İkincisi ise emirle birlikte var olması mümkün olan manilerdir. Bu ikinci grup da kendi içinde ikiye ayrılır: Talebin aslını (kökten emri) kaldıranlar ve talebin aslını kaldırmayıp sadece o işin kesinliğini (zorunluluğunu) esnetenler. Kesinliği esneten maniler de ya kişiyi o işi yapıp yapmama konusunda muhayyer (serbest) bırakır ya da o emre uymayan kimse üzerinden günahı kaldırır. Tüm bu ayrımlar sonucunda mani (engel) kavramı dört temel kısma ayrılır:

Birinci Kısım, uyku veya delilik gibi durumlarla aklın ortadan kalkmasıdır. Bu tür engeller, hitabın (Allah’ın emrinin) temelini tamamen yok eder. Çünkü bir kişinin yükümlü (sorumlu) tutulabilmesi için kendisine yöneltilen hitabı (mesajı) anlayabilmesi şarttır. Sorumluluk, bir şeyi üstlenmeyi gerektiren bir bağlayıcılıktır; aklı olmayan birini ise yükümlü tutmak (bağlamak) mümkün değildir. Tıpkı hayvanların veya cansız varlıkların sorumlu tutulamayacağı gibi. Eğer aklı olmayanlarla ilgili bir yararın sağlanması veya bir zararın önlenmesi isteniyorsa, bu talep aslında onlara değil, onlardan sorumlu olan bir başkasına yöneliktir; hayvanların eğitilmesi örneğinde olduğu gibi.

İkinci Kısım, hayız (adet) ve nifas (lohusalık) gibi durumlardır. Bu engeller varken kişinin fiziksel olarak o ibadeti yapması mümkün olsa da şer’i (dini) kural olarak talebin aslı ortadan kalkar. Bu durum özellikle namaz kılmak, camiye girmek veya Mushaf’a (Kur’an-ı Kerim’e) dokunmak gibi, engel kalktıktan sonra bile tekrar istenmeyen (kazası gerekmeyen) şeyler için geçerlidir. Engel kalktıktan sonra yerine getirilmesi gereken (oruç gibi) sorumluluklar hakkında ise usulcülerin (hukuk metodologlarının) farklı görüşleri vardır. Bu durumda talebin bulunmadığının kanıtı şudur: Eğer engel varken emir hala devam etseydi, iki zıt durumun birleşmesi gerekirdi. Yani hayızlı bir kadına namaz kılması yasaklanmışken aynı zamanda namaz kılması emredilmiş olsaydı, bu mantıksal bir imkansızlık doğururdu. Ayrıca, ne o an yapılması ne de sonra kazası geçerli olmayan bir şeyi emretmek anlamsız (abes) bir iş olurdu; çünkü bu durumdaki kadınların namazı kaza etmeyecekleri konusunda fikir birliği vardır.

Üçüncü Kısım, Cuma namazı, bayram namazı ve cihat gibi ibadetler karşısında kölelik veya kadınlık gibi durumlardır. Bu kişilerin söz konusu ibadetlerle yükümlü olmalarına engel bir durum (sosyal veya biyolojik konumları) vardır. Kadınlar ve köleler bu tür emirlere doğrudan değil, dolaylı yoldan dahildirler. Eğer bu kişiler imkan bulup bu ibadetleri yaparlarsa, tıpkı hür erkekler gibi değerlendirilirler. Yani güçleri yettiğinde bu işi yapıp yapmama konusunda muhayyer (seçim hakkına sahip) bırakılmışlardır. Eğer güçleri yetmiyorsa, hükümleri bir önceki gruptaki gibi olur ve sorumluluk üzerlerinden düşer.

Dördüncü Kısım, ruhsat (zorluk sebebiyle tanınan kolaylık) sebepleridir. Bunlar talebin (emrin) temelini ortadan kaldırmazlar; sadece o işin kesinliğini (zorunluluğunu) hafifletirler. Bu durumda kişi, azimet (asıl ve zor olan hüküm) yerine ruhsatı (kolay olanı) tercih ederse üzerine bir günah yüklenmez. Yolcunun namazı kısaltması, Ramazan’da oruç tutmaması veya Cuma namazına gitmemesi gibi durumlar bu kapsama girer. Burada emir teoride kalsa da uygulama aşamasında kişinin tercihiyle esneyebilir.

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir