09 Nis 26 - Per 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Osmanlı Meclisinde Bir İlk: Kamil Paşa Hükümetinin Düşürülmesi

Osmanlı Meclisinde Bir İlk: Kamil Paşa Hükümetinin Düşürülmesi

İttihat Terakkinin örgütlenmesi, çeşitli propaganda yöntemleriyle iktidardaki II. Abdülhamid’i siyaseten sıkıştırması ve İlmiye sınıfının da desteğini alarak II. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle, Osmanlı Siyasal sistemi değişmiştir. Artık eski düzen, “Devr-i Sabık”tır ve padişah istediğini yapamayacaktır. Zira yeni parlamenter sistemde, ne olup bitecekse milletin vekilleri karar verecek, her şey onların kontrolünde olacaktır. Yasama, hüküm koyma, denetleme, sorgu suale çekme, hükümet kurup hükümet düşürme… Ne yapılıp edilecekse, “Hâkimiyet-i Millet”in kontrolünde olacaktır. Aralık 1908’de açılan meclis, dolu dolu üç ayını bile doldurmadan hükümeti düşürerek ilk icraatını yapar.

13 Şubat 1909 (Miladi) tarihinde gerçekleşen Meclis-i Mebusan’ın 27. oturumu, Osmanlı parlamenter tarihinin en kritik kırılma noktalarından birine sahne olmuştur. Tartışmanın odağında, Sadrazam Kâmil Paşa’nın Harbiye ve Bahriye Nazırlarını Meclis’e danışmadan görevden alması ve yerlerine yeni atamalar yapması yer alıyordu. Bu durum mebuslar tarafından sadece bir görev değişikliği değil, anayasanın ihlali ve Milli Egemenlik (Hâkimiyet-i Milliye) ilkesine bir saldırı olarak yorumlandı. Meclis, Sadrazam’ı derhal izahat vermesi için genel kurula çağırdıysa da Kâmil Paşa, yoğunluğunu ve hazırlık yapması gerektiğini ileri sürerek gelmeyi reddetmiş, ancak Çarşamba günü gelebileceğini bildiren bir yazı göndermiştir. Bu tavır, Meclis’in onurunu zedeleyen ve yürütmenin yasama üzerinde tahakküm kurma çabası olarak görülen bir “ciddiyetsizlik” olarak kayıtlara geçmiştir.

Oturumda söz alan Prizren Mebusu Yahya Bey, Sadrazamın tavrını meşrutiyetin ruhuna aykırı bularak onu kanun tanımazlıkla suçlamış; Sivas Mebusu Hüsnü Bey ise görevden alınan Nazım Paşa’nın meşrutiyet rejiminin en büyük teminatlarından biri olduğunu savunmuştur. Amasya Mebusu İsmail Hakkı Bey, meselenin şahıslardan öte Meclis’e cevap verme zorunluluğu olduğunu vurgulayarak, bir Sadrazamın milletin vekillerini bekletemeyeceğini ifade etmiştir.

Tartışmanın gidişatını belirleyen ve Kâmil Paşa’nın siyasi kariyerini noktalayan müdahale ise Tokat Mebusu Mustafa Sabri Efendi’den gelmiştir. Sabri Efendi, Sadrazamın “hazırlanmak için zamana ihtiyacım var” savunmasını felsefi bir mantıkla çürütmüştür. Usul hukukundaki “sebep-müsebbip” ilişkisine atıfta bulunarak, bir işlem yapıldığı an onun gerekçesinin (esbab-ı mucibe) zaten hazır olması gerektiğini savunmuştur. Sabri Efendi’ye göre, bir kararı uygulayıp gerekçesini sonradan uydurmaya çalışmak mantık dışıdır; zira sebep sonuçtan sonra gelmez. Başlangıçta Kâmil Paşa’yı desteklediğini ancak bu samimiyetsiz ve Meclis’i küçümseyen tavrı karşısında saf değiştirdiğini açıkça belirten Sabri Efendi, Meclis’i derhal güvensizlik oylamasına (adem-i itimat) çağırmıştır.

Bu sert ve tutarlı konuşma, Meclis’teki kararsızlığı dağıtmış ve yapılan oylama sonucunda Kâmil Paşa hükümeti, 159 ret oyuna karşı yalnızca 8 kabul oyu ile düşürülmüştür. Bu tarihi olay, bir parlamentonun yürütme organını denetleyerek görevden aldığı ilk büyük siyasi hamle olarak Osmanlı tarihine geçmiştir. Mebusların bu kararlı duruşu, eski istibdat düzenine dönüş endişelerini dağıtmış ve meşrutiyet rejiminin otoritesini perçinlemiştir.

Olayın ideolojik açıdan arka planı düşünüldüğünde, günümüz “Hâkimiyet Milletindir” söyleminin, Osmanlı Meclis-i Mebusanında “Hâkimiyet-i Millet” söyleminin nasıl tecelli ettiğini ve dönemin mebusları tarafından nasıl ciddiye alındığı anlaşılmaktadır.

Meşrutiyetle birlikte geleneksel devlet düzeninden modern devlet düzenine geçişte ve bu süreçte ümmetçilikten uzaklaşarak uluslaşmaya yöneliş, büyük çoğunluğu ilmiye mensubu olan Osmanlı Meclisinde, çok erken denilebilecek dönemde kabul görmüştür.

Özellikle Mustafa Sabri ve Elmalılı Hamdi gibi toplumda temsil gücü yüksek ilmiye sınıfı mensuplarının, siyasi yapılanma hiyerarşisi içinde en üst mercii olarak meclisi görmesi ve bu kabullerinin meşruiyetini “Hâkimiyet-i Millet – Milli Egemenlik”” söyleminden sağlamaya çalışmaları, bugün üzerinde hassasiyetle düşünülmesi gereken önemli bir husustur.  

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir