Türk basın tarihinin en nevi şahsına münhasır, bir o kadar da soru işaretleriyle dolu isimlerinden biriydi Mehmet Şevket Eygi. 7 Şubat 1933’te Zonguldak Ereğli’de başlayan hayat yolculuğu, Galatasaray Lisesi’nin aristokrat koridorlarından Ankara Siyasal’ın entelektüel iklimine, oradan da Fatih Camii’nin avlusuna kadar uzandı. Ancak bu dikey yükselişin ardında, satır aralarına gizlenmiş, henüz tam aydınlatılamamış devasa bir “gri alan” bıraktı.
Galatasaraylı Bir Mütercimden Gazete Patronluğuna: O Güç Nereden Geliyordu?
Eygi’nin biyografisindeki en çarpıcı tezat, eğitim hayatı ile seçtiği ideolojik kulvar arasındadır. Abdi İpekçi ve Mümtaz Soysal gibi isimlerle sıra arkadaşlığı yapan, Fransızcayı ana dili gibi konuşan bu “monşer” eğitimli genç, mezuniyet sonrası Diyanet’te mütercimlik ve Ömer Nasuhi Bilmen’in özel kalem müdürlüğü gibi kritik noktalarda bulundu. Ancak asıl gizem, rejimin kuş uçurtmadığı, totaliter baskıların en yoğun olduğu bir dönemde Eygi’nin Bugün ve Sabah gibi gazetelere nasıl sahip olduğudur. Bu sermaye ve operasyonel gücün kaynağı, bugün bile Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük muammalardan biri olarak masada durmaktadır.
6. Filo’nun Savunucusu ve “Kanlı Pazar”ın Kışkırtıcısı
Eygi’nin biyografisindeki puslu geçmişine dair en somut ve çarpıcı verilerden biri de, farklı ideolojik uçlarda yer alan ancak karanlık ilişkiler ağında birleşen figürlerle kurduğu temaslardır. 1987 yılında İngiltere’de çekildiği belirtilen bu kare, Eygi’yi tasavvuf dünyasından Şeyh Nazım Kıbrısi ve o dönem henüz “Hoca” kimliğiyle sahneye çıkmaya başlayan Adnan Oktar ile aynı ortamda buluşturmaktadır. Anti-emperyalist gençlik hareketlerine karşı Amerikan 6. Filo’sunu savunduğu 1960’lı yıllardaki duruşuyla “Kanlı Pazar”ın kışkırtıcısı olarak anılan Eygi’nin, bu tür figürlerle yan yana gelmesi, ideolojik çizgisi ile arka plandaki “Amerikancı İslamcılık” ve puslu bağlantılar arasındaki ilişkinin derinliğine dair tartışmaları besleyen önemli bir satır arası bilgisi niteliğindedir. “Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekun savaş kaçınılmazdır” diyerek kitleleri silahlanmaya çağıran Eygi’nin bu karanlık bağlantılarına dair şüpheleri besleyen verilerden sadece biri olan bu kare, Türkiye’nin yakın tarihindeki karanlık noktaların aydınlatılması adına daha pek çok sorunun sorulmasını gerektirmektedir.
Sabetaycılık, Pakraduniler ve Kripto Takıntısı
Eygi’nin yazı hayatının merkezinde “Kripto” kimlikler vardı. Sabetaycılık ve Ermeni kökenli Yahudiler olarak tanımladığı “Pakraduniler” üzerine yazdıkları, toplumu sürekli bir gizli düşman arayışına sevk etti. Ona göre, modern Türkiye’yi anlamak için Tekin Alp (Moiz Kohen) gibi isimlerin ardındaki gerçek kimlikleri bilmek şarttı. Ancak bu “bilgi” arayışının arkasında, her taşın altında bir Yahudi arayan ve toplumu “gizliler” ile “gerçekler” olarak bölen bir paradigma yatıyordu.
Gizemli Bağlantılar: Simavi’den Milli Gazete’ye
Hakkındaki davalar nedeniyle 6 yıl yurt dışında (Suudi Arabistan, Ürdün, Lübnan, Almanya) yaşayan Eygi’nin dönüşü de ilginçti. Bir dönem Sabetayist olduğu bilinen Erol Simavi’nin bir gazetesinin başına getirilmesi, onun ideolojik duruşu ile pragmatik bağlantıları arasındaki çelişkiyi (veya belki de uyumu) gözler önüne seriyordu. Hatta Zeki Ceyhan’ı Milli Gazete’den koparıp bu yapıya transfer etmesi, Erbakan ile arasındaki o ince ve bazen gerilimli ilişkiyi de ortaya koyuyordu. Oysa Zeki Ceyhan’ın yazılarını Erbakan’ın yazdığı, Milli Gazete’deki ton değişince işine son verildiği, ancak sonra yine Erbakan tarafından himaye edildiği bilinmektedir.
Türkiye’deki İslamcılığın kodlarının belirlenmesinde başörtüsü problematiği projesini çizip yönetenlerin başlarda gelen aktörlerinden biridir. Giyilecek Türk tipi ve tek tip başörtüsünün, pardesünün şeklini bile belirleyenler ve dikte edenler arasındadır. Böylece Erzurumlu kadının ihramı, Vanlı kadının çarşafı, iç Anadolulunun şalvarı vs. yok edilmiş, önce başörtüsü ve pardesüye çevrilmiş, sonra türban ve trençkota evrilip içi boşaltılmıştır.
Sonuçta Batı dünyasıyla kaynaşmaya engel olan en büyük çıbanlardan birisi halledilmiş, modern dünyaya uyumlu hale gelecek şekilde rendelenmiştir. Başörtüsü yıllar boyu İslam akidesinden bile öncelenir olmuş, sonunda güya Müslümanlara Pirus zaferleri kazandırılmış, enerjileri yıllarca boşa harcatılmıştır.
Son Perde
12 Temmuz 2019’da öldüğünde, cenazesi devletin en üst kademelerini Fatih Camii’nde buluşturdu. Ardında bıraktığı miras; bir yanda mütedeyyin kitlelere aşıladığı estetik ve adab-ı muaşeret kaygısı, diğer yanda ise Türkiye’nin siyasal İslamcı dönüşümünde Amerikan çıkarlarıyla ne kadar iç içe geçtiği tartışılan o puslu geçmiş oldu. Mehmed Şevket Eygi, bildiği dillerle, kütüphaneleriyle ve arşivleriyle gitti; ancak “Pakraduni” gizemlerini çözerken kendi hayatındaki “karanlık noktaları” aydınlatmadan veda etti.
