04 May 26 - Pts 7:00:am
Koyu Açık

Blog Post

Fikir Yorum > Fikir yorum > Farkı Fark Etmek: “Profesör Olmak Kolay, Adam Olmak zordur”

Farkı Fark Etmek: “Profesör Olmak Kolay, Adam Olmak zordur”

          Başlıktan da anlaşılacağı gibi, bugünkü yazımda önemli bir iddia üzerinde durmak istiyorum. Evet “Profesör olmak kolay adam olmak zordur” . Önce bir tespitte bulunalım: Bunlardan birincisi kafa ile diğeri de kalple alakalıdır. Bu tespit bile, bu iddianın doğruluğu için yeterlidir. Onun için aşağıdaki yazacağım ifadeler bu tespitin bir açılımı olacaktır. Ancak bu konuya girmeden önce niçin böyle bir konu seçtim; bunun üzerinde kısaca durmak istiyorum.

            Maalesef İslami kesimlerde bile, profesör olunca bunun sorumluluğunu yüklenmek yerine, kendisini adam zanneden, hatta adamlığını “ prof” etiketiyle ispat  ettiğini düşünenler var. Hâlbuki bu anlayış onları adamlıktan daha da çok uzaklaştırır. Onun için karakterinde problemli olan kişileri sadece prof olduğunu dikkate alarak tebrik etmek, onların bu tip olumsuz duygularına körük çekmek demektir. Onlara şunu söylemek lazım: Dikkat et bu etiketini, insanlarla ilişkilerinde bir üstünlük vesilesi olarak değil, sorumluluğuna müdrik olarak hak ve adaletle kullan ! Yani, bu etiketin sana adam olma yolunda bir katkı sağlasın…

             Bildiğiniz gibi, profesörlük bir “ unvan” , adamlık bir “ karakter”  meselesidir. Daha açık bir ifadeyle adam olmak demek kişilik sahibi erdemli bir insan olmak demektir . İnşaAllah bu konu üzerinde ilerde geniş bir şekilde duracağım. Şimdi işin kolayından başlayalım.

             Evet, profesör olmak kolaydır. Bunun için günümüz şartlarında bir üniversitede araştırma görevlisi olarak işe başlamak, sonra da adım adım yüksek lisans, doktora, dr. öğretim üyesi, doçent ve nihayet profesörlük prosedürlerini yerine getirerek kişi profesörlük unvanına ulaşır. Şüphesiz ki bu da bir emek ister. Fakat şunu ifade etmek isterim ki, bu süreçte kişi bir takım haksızlıklara, adaletsizliklere maruz kalabilir. Ama kişi, istisnalar hariç eninde sonunda profesörlük unvanına sahip olur. Zeka ve gayretine göre söz gelimi kimisi 35, kimisi 55 yaşında bu seviyeye ulaşır. Tabii ki bu işin bir de nasiblik boyutu vardır. Özet olarak demek istediğim şudur ki profesör olmanın bir okulu vardır ama adam olmanın bir okulu yoktur. İşte zorluk da bu noktada başlamaktadır. Şunu da ilave etmek isterim ki, yukarda ifade ettiğim gibi, akademik unvanların bir üst sınırı vardır fakat adam olmanın bir üst sınırı yoktur. Kişi bu yolda ne kadar gayret gösterirse o kadar çok yükselir. Bunun içinde yapılacak ilk iş nefsin arzu ve isteklerine dur demektir, diyebilmektir. Bu yapılmadığı taktirde, kişi Allah ne der hesabını yapmadan önce insanlar ne der hesabını yapar.  Bunun sonu da felakettir.

Bununla ilgili İslâm Tarihinden kısa bir anekdotu sizinle paylaşmak isterim: Peygamberimiz ( as) şöyle buyurmuştur: Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teala ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenab-ı Hak: “ Peki bunlara karşılık ne yaptın, buyurur. Kişi : “ Senin yolunda şehit düşünceye kadar cihad ettim, diye cevap verir. Allah Teala : “ Yalan söylüyorsun. Sen, ne güzel kahramanca savaşıyordu desinler diye, savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır “ (Müslim,İmare, 152).Ne kadar ince bir çizgi… Ne beklerken neye muhatap olmak…

          Aslında nefis terbiyesini kısaca, ihlâs ve takvanın hayata hakim olma çabası olarak tarif edebiliriz. İşte bu süreç, kişinin adam olma yolunda atacağı ilk adımdır. Mahşerde muhasebe edilmeden önce dünyada iken kendisini muhasebe edebilme dirayetidir.  Kişinin haddini bilmesidir. Her şeyden önce Yaratanına karşı haddini bilmesidir. Bu da hiç bir şeyi Yaratanına eş koşmaması anlamına gelir. Bu açıdan şunu da ifade etmek isterim ki meşhur Rus yazarı Tolstoy’un söylediği : “Eğer acı duyabiliyorsan canlısın, başkalarının acısını duyabiliyorsan insansın” sözü adam olma yolunda sadece devede bir kulak mesabesindedir.

          Bu söylediklerimin daha kolay anlaşılması için, unvan ile adam olma arasındaki ilişkiyi karakterize eden ve dilden dile dolaşan bir hikayeden bahsetmek istiyorum. Bu hikaye malumunuz olduğu veçhile, babanın oğluna verdiği bir hayat dersi ile alakalıdır. Bu hikaye sahih mi değil mi bilmiyorum. Ama benim için önemli olan verilen mesajdır. Olay kısaca şöyle cereyan eder: Adam oğluna sürekli sen adam olmazsın dermiş. Gün gelir oğlu vali olur ve babasını ayağına çağırır ve babasına şöyle der: Sen bana adam olmazsın derdin, bak ben okudum vali oldum, demiş. Babası da bu söze istinaden: Ben sana vali olamazsın, demedim; adam olamazsın, dedim. Eğer sen adam olsaydın, babanı ayağına çağırman yerine sen babanın ayağına giderdin, demiş.

               Şöyle bir soru akla gelebilir. Acaba her iki vasfı da kendi bünyesinde bulunduran hiç bir kimse yok mudur? Elbette vardır. Şimdi sizlere yaşanmış gerçek bir hadiseden bahsetmek istiyorum: Bir  x profesörünün jüri başkanı olduğu bir doktora imtihanında aday içeriye alınıyor. Aday hemen hemen doktora hocasıyla ayni yaşta. Herhalde bu akademik işlere geç başlamış. Bir panik atak içersinde, çok heyecanlı. Bu durumu gören jüri başkanı adayı oturtuyor ve kendisine şu soruyu tevcih ediyor: Şu anda biz seni imtihan edeceğiz ama aslında biz de imtihan oluyoruz. Allah ( cc) bizleri imtihan ediyor. Bakalım seni hakkaniyetle imtihan edebilecek miyiz ! ?Yani demek istediğim Allah bizi imtihan ediyor biz seni imtihan edeceğiz. Hangimizin işi daha zor? Bu durum karşısında aday rahatlıyor ve tahtaya kalkıyor, sorulan sorulara yeterli cevaplar veriyor. Sonuç itibariyle aday başarılı oluyor. Maksat hasıl oluyor.

            Şimdi şu soruyu soruyorum: Hayat teneffüsü olmayan bir imtihandır.  Acaba kaç profesör imtihan ederken, imtihan olduğunun farkında…

             Selâm ve muhabbetle,

             Ekrem Öztürk

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir