“Hakikatin en büyük trajedisi, zalimlerin güçlenmesi değildir. İyilerin, zulmün sebeplerini unutacak kadar sonuçlarıyla meşgul edilmesidir!”
İslam coğrafyasında neredeyse herkesin çocukluğundan beri dinlediği bir hikâye vardır. Hz. İbrahim ateşe atıldığında küçücük bir karınca, ağzında taşıdığı bir damla suyla ateşe doğru yürür. Ona sorarlar:
“Bu suyla o ateşi söndürebileceğini mi sanıyorsun?”
Karınca cevap verir:
“Hayır. Ama tarafım belli olsun istiyorum.”
Bu anlatının tarihî olup olmaması, bugün söyleyeceklerimiz açısından belirleyici değildir. Çünkü bazı hikâyeler yaşandıkları için değil, temsil ettikleri hakikat nedeniyle yaşarlar. Karınca da böyledir. O, imkânı değil iradeyi; sonucu değil tarafı, gücü değil vicdanı temsil eder.
Fakat tam da burada sormamız gereken rahatsız edici bir soru vardır:
Karıncanın taşıdığı su, gerçekten ateşe mi gidiyor; yoksa insanların gözünü ateşi yakanlardan mı uzaklaştırıyor?
Bugün bu soruyu sormadan karınca metaforunu tekrar etmek, belki de o kıssanın ruhuna yapılabilecek en büyük ihanettir. Çünkü hiçbir ateş kendiliğinden yanmaz. Böyle ateşlerin bir Nemrut’u vardır.
Bugün İslam dünyasında yardım faaliyetleri olağanüstü bir büyüklüğe ulaşmış durumda. Su kuyuları açılıyor. Yetimler sahipleniliyor. Kurbanlar kesiliyor. Gıda kolileri hazırlanıyor. Acil yardım kampanyaları düzenleniyor. Afrika’da susuz köyler suya kavuşuyor.
Bunların hiçbirisi küçümsenemez.
- Aç bir insanı doyurmak ibadettir.
- Susuz bir insanı suya ulaştırmak rahmettir.
- Bir yetimin başını okşamak peygamber ahlakıdır.
Bunları değersizleştirmek, İslam’ın merhamet damarını inkâr etmek olur.
Fakat tam burada ikinci bir soru doğuyor:
- Bütün bu iyilikler yapılırken, insanlar neden hâlâ aç?
- Neden her yıl daha fazla yardım kampanyasına ihtiyaç duyuyoruz?
- Neden yetimler azalmak yerine çoğalıyor?
- Neden her Ramazan aynı coğrafyalar yeniden yardım bekliyor?
- Neden Gazze’de çocuklar açlıktan ölüyor?
- Neden Yemen sürekli yardım listelerinde?
- Neden Sudan bitmeyen bir felaket coğrafyasına dönüştü?
- Neden Doğu Türkistan için sadece dua ediyoruz?
- Neden Ukrayna’ya İHA-SİHA gönderirken Gazze’ye bir litre temiz içme suyu bile sokamıyoruz?
Eğer hastalık sürekli büyüyor fakat biz yalnızca pansuman üretmeye devam ediyorsak, belki de yanlış yere bakıyoruz. Kur’an, sonuçlarla ilgilenir; ama sebepleri asla ihmal etmez.
- Yetimi doyurmayı emreder; ama yetim üreten düzeni de sorgular.
- Fakiri gözetmeyi emreder; ama servetin yalnız zenginler arasında dolaşan bir güç hâline gelmesini de reddeder.
- Mazluma yardım etmeyi emreder; ama zalime meyletmeyi de yasaklar.
Çünkü Kur’an’ın adalet anlayışı yalnızca yaraları sarmak değildir; yaraları açan eli durdurmaktır, kırmaktır.
Biz ise çoğu zaman bu iki sorumluluktan yalnızca birini tercih ediyoruz. Çünkü birincisi alkış getiriyor, ikincisi bedel istiyor. Bir çocuğa ekmek vermek herkesin hoşuna gider; ama o çocuğu aç bırakan ekonomik düzeni sorgulamak rahatsızlık üretir, tepki üretir. Bir yetime oyuncak götürmek güvenlidir; ama o yetimi yetim bırakan savaş politikalarını konuşmak risklidir ve her zaman bedeli vardır. Bir çadır kurmak kolaydır; ama bombaları üreten düzeni teşhir etmek zordur.
İşte tam burada karınca metaforu yeniden düşünülmelidir. Karınca su taşırken, kimse Nemrut’u unutmasın. Bugün ise çoğu zaman yalnızca tarafını belli eden karıncaları konuşuyoruz; Nemrutlar görünmez oluyor.
Modern dünya zulmü yalnızca silahla sürdürmüyor; algıyla sürdürüyor, vicdanı yöneterek sürdürüyor, insanların öfkesini yönlendirerek sürdürür. Sömürü düzenlerinin en büyük başarısı, insanların dikkatini sebeplerden sonuçlara çevirebilmesidir.
- Bir ülke işgal edilir; sonra yardım kampanyaları başlar.
- Bir şehir bombalanır; sonra insani koridorlar konuşulur.
- Bir halk aç bırakılır; sonra yardım tırları gündem olur.
Oysa asıl soru şudur:
Bu yardım tırlarına neden ihtiyaç duyuldu? Yangını kim çıkardı? Kim bombaladı? Kim ambargo uyguladı? Kim silah sattı? Kim sessiz kaldı? Kim ortak oldu?
Bu sorular ortadan kalktığında, yardım faaliyetleri istemeden de olsa zulmün oluşturduğu düzenin parçası hâline gelebilir. Çünkü zalimlerin en sevdiği iyilik, kendilerini görünmez yapan iyiliktir.
İşte bu yüzden karınca olmak yalnızca su taşımak değildir. Karınca olmak, ateşe bakarken aynı zamanda ateşi yakanı da gösterebilmektir! Aksi hâlde insanlar bir gün ateşin kendiliğinden çıktığına inanmaya başlarlar. Ve zulmün en büyük zaferi de tam olarak budur.
Unutmayalım ki, Nemrut’u konuşmayan her merhamet, farkında olmadan onun saltanatını uzatır!
İnsanlık, karıncanın su taşımasını alkışlarken Nemrut’u unutuyorsa, ateş çoktan zihinleri yakmaya başlamıştır; hadi yoklayın hele kendinizi!
