Darb-ı meseldir “cariyenin kızı cariye, kölenin oğlu köledir! Çünkü özgürlüğü bilmezler!”
Osmanlıda reayanın çocuğu reaya oğlu reayadır! O zaman her ülkede aynıydı: toplumsal sınıflar mesleki ve statü olarak ayrışmış, sınıflar arasında geçiş olmazdı. Bu bir kast sistemi değildi ama benzer bir şeydi. İstikrar ve düzeni buna bağlayan bilge çoktur..
İslam, özgürleştirir derken Allahtan başkasına yapılan köleliği iptal ettirir, diğer ilahları reddettirir. Sadece Allaha kölelik/kulluk yaptırır: Bu özgürlüğü kazananlar sınıf ve statü ayrımını bitirir, takvada yarıştırır..
Başörtüsü cahiliyede de vardı: Asil kadınlar örtünürdü. Başörtüsü asaletin bir simgesiydi. Çarşıda pazarda başı örtülü bir bayan bu nedenle saygı görürdü.
Avrupa’da “şövalye” Müslüman dünyada “Gazi” var: Ünvan değil bunlar, asaletin temsili, asil insanlara gönderme. Racon bilir, centilmen, zayıfı ezmez, çalıp çırpmaz, yalan söylemez, kibirlenmez, şartları ve kuralları lehine çevirmez, haktan yana.. vs. Şövalyeler Hristiyanlığın muhafızı, inancının şahidi, gazilerse İslam’ın.
İslam gelince başörtüsü iman kaynaklı olarak değiştirildi, imanın simgesi oldu. Böylece babasının, erkek kardeşinin, kocasının ve kabile şefinin kölesi olmaktan çıktı, iman edenlerle aynı oldu.
Cahiliyede başı ve başka yerleri açık giyinenler cariyelerdi. Açıklık onun statüsünü, sınıfını temsil ediyordu. Çarşı pazarda ona sataşmak, laf atmak, “iş” teklif etmek normaldi..
Türkiye’de başı örtmenin cahiliye asaletiyle de, İslami imanla da pek bir alakası görünmüyor! Olsaydı şirk düzenine başkaldıran eylemci başörtülüler görülürdü: Okuluna gitmez, memuru olmaz, meclisine girmez, ihale mihale işlerine bulaşmaz, eşitlik falan takmazdı..
Hz Hatice’yi çok yönlü tanımıyoruz. Onun karşıtı Utbe’nin kızı, Ebu Süfyan’ın karısı, Muaviye’nin annesi Hind’i de. Haklarında bildiğimiz bir kaç karelik anlatı ama yetmez.
15. Yüzyılda İstanbul, Bursa, Kahire, Şam, Tahran (ismi karıştırabilirim, o zamanın İran’ın meşhur şehri). Mahkeme kararlarını incelemiş bir Amerikalı bayan araştırmacı doktor. (Demek ki ellerinde belgeler var) Özellikle kadınların davalarını incelemiş. Özetle diyor ki, 20. Yüzyılın kadın hakları o zamanki şeriat mahkeme kararlarına göre çok geride. Daha adı bile yokken müthiş haklara sahip kadınlar.
Eski Yunanda küpe takan erkekler kölelermiş. Küpe köleliğin simgesiymiş. Başka bazı toplumlardaysa küpe ziynet sayılırken. Demek ki Yunanlılar medeni milletmiş..
Türkiye’de asaleti temsil eden bir simge var mı? Yahut köle ve cariyeliği! Cumhuriyet var hemşerim, yurttaşlık, eşitlik, anayasal haklar.. seninki de soru mu? Geçiniz!
Boğazda yalıda oturmak, helikopterle işe gitmek, çocukları yurt dışında okutmak, köşkte hizmetçiler çalıştırmak, şu restorana gitmek, bu marka giyinmek.. vs asalet göstergesi değildir, zenginlik göstergesidir. İkisi aynı şey değildir.
Belediye başkanı, meclis üyesi, bakan, vali, komutan.. olmak asalet göstergesi değildir, statüdür. İkisi aynı şey değildir.
Demek ki memlekette asalet denen şey pek bilinmiyor: Cumhuriyeti kuranlar ne diyordu “sınıfsız, imtiyazsız kaynaşmış kitle.” Güya ne kapitalizm ne de komünizm!
Yani, cümbür cemaat halkız! Ama biz devletiz!
Halk içinde, halkçı, halkça, halk tarafında.. keh keh keh!
