Evvela “rejim değişikliğini” anlamalı.. Bu bir devlet kurmak falan değildir, kurulu bir devletin işletim sistemini değiştirmektir.
“Demokrasi, laiklik ve serbest pazar ekonomisi” modern devletin tek işletim sistemidir. Garantisi, anayasa ve anayasal kurumlardır (parlamento/yasama-hükümet/yürütme-yargı/kurallara uygunluk..
Bu sistemde en belirgin husus iktidarın seçimle değişmesidir)…
Başka bir sistem (yönetim tarzı) var mı? Mevcut dünyada yok. Sosyalizm vardı bir zamanlar, bu tarihe karıştı. İslami olan var mı? Hayır yok. İslami olanı getirecek olan bir zümre, siyasi hareket var mı? Hayır bu da yok. Çünkü bu konuşulmuyor, taraftarı da yok. Peki İslam adına konuşulanı değil, ima edileni ne o zaman? Bildiğin diktatörlük. Çin vari laiklik gibi bir şey ama özünde kapitalist dikta..
Tom Barrac’ın Osmanlı modeli dediği ne? “Osmanlı milletler topluluğu” modeli der durur adam! Söylem o tür bir model ama gerçek başka. Çünkü Amerika, bizim bölgede bir muhataplı bir yönetim tarzı istiyor. Adına halifelik de, Vatikan vari bir manevi kurumsallık de fark etmiyor. Çünkü Amerika burada büyük devlet yerine etnik ve dini temelde parçalı bir toplum yapısı istiyor. Lübnan modeli gibi. Oransal temsil sistemi ama yönetimi temsilcilerle paylaşılmış, en başta bir kişi..
Bir devlette rejim değiştirilemez mi? Elbette değiştirilir. İki yolu var bunun; ya halk iradesiyle/seçimle olur, ki bu halkı ikna etmekle mümkündür, eskisinden daha iyi olduğuna ikna edilerek.. Ya da darbeyle.. Bu günkü dünyada iki yöntem de olmaz. Çünkü küresel siyasal ve iktisadi sistem farklı bir yönetim tarzına müsaade etmez. Oyunu bozdurmaz.
Ayrıca farklı bir rejimden bahseden, anlatan, uğrunda çalışan bir örgütlenme yok, tartışılmıyor, duyulmuyor, bilinmiyor. Olduğu söylenenler veya varsayılanlar demokrasinin kurucu unsurlarını yok etmiyor, bunu reddetmiyor, bilakis bunun içinden konuluyor. Yani ailevi-zümresel iktidarı garantiye alıyor.. Körfez krallıkları, Mısır, Türkiye, Pakistan, İran örneği..
İkinci yöntem dediğimiz darbe için dış destek şart. Destek olmadan yapılsa bile kısa ömürlü olur, derhal izole edilir, yıkılır. Çünkü her rejim sadece içerde cari kalmaz, iyiyse bulaşıcı hastalık gibi yayılır. Küresel sistem tartışmaya açılır. Bu olmayacağı için darbeciler küresel sisteme secde eder. Kabullerini rica eder..
Bu bahis “İslamcı”nın ilgisini çekmez biliyorum ama bilmeli. Zira neyin içinde yaşadığını bilmek zorunda. Peki, İslami siyasi tarihte bu konu nasıl tartışıldı? Muaviye, Emevi, Abbasî falan tartışanlar içi boş, sloganik tartışmalar olarak konuşuldu, sistemsiz, temelsiz, içeriksiz, çok kaba yaklaşımlarla. Böyle ömür tüketiliyorken (günümüz), İslami siyasi tarih bu meseleyi nasıl ele aldı? Salihler hangi temelde meseleye yaklaştı. Burası mühim. Bu anlaşılmazsa siyasette, İslami siyasette anlaşılmaz. Devlette, İslami devlette konuşulmaz..
İki ana temel var meselede:
1: İslam milletini (dolayısıyla kozmopolit ümmeti) kim yönetecek?
2: iktidar nasıl el değiştirecek?
Gerisi bu iki temel üzerine bina edilmiş teferruattır: adalet, meşveret, biat, muhalefet vs.. Teferruata takılıp kalan günümüz Müslümanları siyaset konusunun cahilidir. Bu nedenle liberal demokrasinin veya faşist demokrasinin müşterisidir.
O iki temel/esas/usul üzerinden gidelim.
1: Kim yönetecek? Nasıl gelecek? Seçilecek mi, atanacak mı?
Biat nasıl tahakkuk edecek? Bir kaç seçicinin biatı geçerli mi, halk rızası aranacak mı? Yönetici kim olacak? Şia’nın söylediği gibi nass ile atanmış olanlar mı? Ehlisünnetin söylediği biat ile mi? Yöneticide aranan vasıflar burayla ilgili. Yöneticiye (ve şürekası yanlış yaptığında ne olacak?) İsyan caiz mi? Azil mümkün mü? Mümkünse nasıl?
Ve ikinci şık: İktidar nasıl el değiştirecek? Tarihte görüldüğü üzere yöneticinin ölümüyle mi? Bu takdirde şehzadeler arası iç savaş nasıl engellenecek? Günümüzde olduğu üzere belli periyotlarda yapılan seçimle mi? Bu durumda seçmen kim? İleri gelenlerin reyi mi, halk oyu mu?..
Bu meseleler inceden inceye tartışıldı tarihte. Görüşler serdedildi. Her halükarda üzerinde ittifak edilen husus neydi bilir miyiz?
İmam-halife-emir (her neyse) kesinlikle şeriatla bağlı olacak. Belli vasıfları üzerinde talıyor olacak. Münafık-kafir-gayrı müslim biri asla yönetici olmayacak. Karar verici makamlara (Ebu Hanife 8 makam saydı) asla gayrı müslim getirilmeyecek..
Birinci şıkta takılı kaldı Müslümanlar! Kim yönetecek? Soyu sopu, mezhebi, milliyeti, rengi, cinsiyeti.. önemli mi? Bakmayın iki cümleyle şöyle diyenlere, altını doldur bakiiim dediğinde bi şey yoktur.. Ali soyu vasiyet edildi diyenler azınlık, biat-seçim diyenler çoğunluk.
Hadi burayı atladık? Çünkü ikisinde de halifede-emirde-imamda aranan şartlar aynı.. bu iyi.. burdan yürünür..
Seçimle-biatla olur diyenler biata ehil olanları tartıştı. Bir kaç seçici kurul mu (ehli hal ve akd), başkent halkı mı, genel herkes mi?
Burası da çözülür. Aşılmaz değil. Burdan da yürünür..
Azil meselesi mühim. Teorik olarak var ama pratiği nasıl olacak, bu yok. Bunun şartları, kurumları, sorumluları nasıl olacak.. seçici kurul yapar denmiş ama bunların elinde ordu yok…
Bitirelim. İslam, İslami siyaset, İslami devlet, müslüman millet, vahdet, kozmopolit ümmet.. diyenler, Ne dediklerini bilecekler. Bunu bilirseler, neye, niye karşı olacaklarını da bilirler. Akıllar burda karışık, bu nedenle hep Kur’an, hadis, mezhep vs tartışarak ölüp gidiyoruz..
Hiç bir şey yapamayabiliriz, elimizden bir şey gelmeyebilir. Ama durduğumuz yer, konuştuğumuz şey, siyasette tarafımız doğruysa, sünnete uygunsak ne ala!
Değilse boşa geçmiş ömrümüz olur! Kendimizi neyle test edeceğimizi bilmeyiz.
