Bir Müslümanın MEKKE’ye yönelmesi gibi WASHINGTON’a…
Celal Bayar’ın 40 günlük Amerika seyahatini anlatan spikerin tanımı çok ilginçtir.
Spiker heyecanla, Celal Bayar’ın Beyaz Saray’a girişini “Liderler Beyaz Saray’ın ‘MUKADDES’ merdivenlerinde buluştular” şeklinde verir.
Merdivenleri bile “mukaddes” olan Beyaz Saray’ın kendisi acaba nasıl bir şeydir? Onun hakkında ne söylemeli, nasıl hissetmeliyiz?
Gerçekten de ziyaret “dinî bir huşu” içinde sunulmuştur.
Sonraki yıllarda Amerikan Barış Gönüllüleri Türkiye’ye gönderilirken Saturday Review dergisi bu oluşumun amacını “Bir Müslümanın MEKKE’ye yönelmesi gibi, bir insanın Washington’a bakmasını sağlayacak ideali bulmaktır” şeklinde açıklamıştı.
Öyle görünüyor ki Türkiye’nin Washington’ı “kıble” edinmesi sadece bir retorik olarak ifade edilmemiş, bunun en azından Türkiye için psikolojik altyapısının var olduğu görülmüştü.
(Mücahit Gültekin, Türkiye-ABD İlişkilerinin Psikolojisi, s. 237)
Eğer ABD’nin stratejisi başarılı olmasaydı Türk Hükûmeti ABD’nin düşmanlarını kendine düşman, dostlarını kendine DOST sayar mıydı? Amerikan Başkanından AFERİN almak için kırk takla atar mıydı? Onun EMRİ ile kendi kardeşlerini gâvur, kâfir, mezhepsiz ilan edip koşa koşa CEPHEYE gider miydi? diyen bir haber…
***
Kalp zulme meylettiği zaman zalimleri sever; zalimleri sevdiğinde de onlardan olur.
Hakk’a ve HAK ehline meylettiği zaman onlarla dost olur.
Bu duruma göre SÖZ ve AMELLERİN sahihliği ancak KALB’in yöneldiği istikametin doğruluğu ile olur.
Bu nedenle DİLİ ile iman edip KALBİ ile iman etmemiş kimsenin İMANI sahih değilken; kalbi ile iman edip dili ile söylemeyen şahsın imanı Allah katında sahih olabilir.
(İmam-ı Azam’ın Beş Eseri, s. 8-9)
İnsanın kalbi nereye yönelirse aklı (rasyo yani hayvanî akıl), kalbinin yöneldiği YERİ ruhuna meşrulaştırır. Bu nedenle ZALİM, katil, hırsız ve haydut birine KALBİ yönelen biri dahi aklının ruhunu manipüle etmesiyle kendini DOĞRU yolda görür.
Yani mesele, KALBİ istikamet üzere (sırat-ı müstakimde) tutabilmek ve MENFAATİN, çıkarın, hizipçiliğin, kavmiyetçiliğin, kibrin ayartmalarından KALBİ koruyabilmektir, diyor sanırım.
Ya Rabbi, bize SEVDİKLERİNİ sevebilmeyi, buğzettiklerine buğzedebilmeyi, NEFSİN ayartmalarından korunabilmeyi nasip eyle.
***
Kral/Hükümdar/Sultan/Cumhurbaşkanı vs. sadece ölümlü bir bedene değil, aynı zamanda egemenlik alanı ile genişleyen politik-teolojik bir bedene daha sahiptir.
İktidarın kaybedilmesi durumunda, küçük ölümlü bedene GERİ ATILIR.
Dolayısıyla iktidar kaybı bir tür ÖLÜM deneyimidir.
(Byung-Chul Han, İktidar Nedir, s. 14)
Egemen, koltukla beraber ACİZ bedeninin yanında bir BEDENE daha sahip olur.
TANRISAL bir bedendir bu. Hüküm koyar, KANun yapar, CAn Alır, CAn verir; sözleri TANRININ emri (VAHİY) kabul edilir, tek kelimesi binlercesini ölüme gönderir, binlerce kişiyi cezaevine atar; sokağa çıkmayı, dinî uygulamaları yasaklar.
ELEŞTİRİLEMEZ, kınanamaz, sorgulanamaz, hesap sorulamaz, yargılanamaz; herkesi duyar, herkesi görür, her yere yetişir, dilediğini cezalandırır.
Her yaptığında bir HİKMET vardır.
Koltuğundan düştüğünde bu ikinci BEDEN ÖLÜR.
KİMSE ölmek istemez.
Koltuk SEVDASI ölüm korkusundan gelir, diyor sanırım.
Zeyl: Mesela Tayyip Bey, Erbakan’ın partisinde iken Erbakan’ı koltuğa yapışmakla, gençlerin önünü tıkamakla eleştirir; kimsenin MECLİSTE iki dönemden fazla kalmamasını, 60 yaşından sonra siyasetten çekilmesinin şart koşulmasını önerirdi.
